
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
PETRAYI NEBATİLER YAPMADI
Bir önceki bölümde (Dünyanın Kara Kutusu Belgeseli 10.Bölüm) sümerlerin Kur’an’da anlatılan semud kavmi olduğuna dair birçok delil gösterdik.
Hem sümerlerin hem de semud kavminin dünyayı yönetiyor olması yani süper güçlü bir ülke olmaları ikisinin de çok tanrılı dine mensup olmaları, Tanrı zannettikleri cinlerden yani uzaylılardan teknoloji almaları, insan kurban etmek, işgal ettikleri yerlerde katliam yapmak ve içki, fuhuş gibi kötülükleri ibadet olarak işlemeleri hem sümerlerin hem de semud kavminin yerlerinin ve isimlerinin aslında aynı olması Kur’an’da anlatılan semud kavmi ile sümerlerin aslında aynı ülkeler olduğunun delilleri idi.
bunlardan en önemlileri Kur’an’da anlatılan Nuh ad ve semud kavimlerinin özelliklerinin, bağlantılarının ve sıralamasının mu akad ve Sümer ülkeleri ile aynı olması, yani sümerlerin mu ve Akat ülkelerinden sonra gelip dünyayı yönetmeleriydi. Zaten Kur’an bize en önemli en büyük ibretlik olayları anlattığını belirtmektedir birçok şehirleri olan ülkelerin helak edildiği, küçük ve önemsiz halkların anlatılmadığı anlatılmıştır.
İşte bu bölümde döneminin süper gücü olan sümerlerin yani semud kavminin kayaları oyarak yaptıkları inşaatları, Bu yapıların iddia edildiği gibi nebatilere ait olmadığını Sümerler tarafından yapıldığını ve ardından sümerlerin nasıl helak olduklarını göstereceğiz.
Zaten direk akad ve sümer döneminden kalma olduğu kesin olan toprak altındaki yapılar akad ve sümerlerin belediye ve inşaat konusunda ne kadar ileri olduğunu bize gösteriyor. ama toprak üstünde kalmış kayalara oyularak yapılmış eserleri nedense tarihçiler hiç sümer’e atfetmezler.
Yani tarih kitaplarında Sümerlere ait kayalara oyulmuş eserlerden bahsedilmez. Bu konuyu da tarihçi olarak biz aydınlatalım. Unutmayın ki burada ana akım biliminin anti tezlerini ispat etmemiz cüretkar görünse de bilim zaten böyledir ve bu şekilde ilerler. Aksi taktirde belli otoritelerin elinde bulunan bilim yüzünden bugün bir çok kargaşa ve kaos yaşanmaktadır. Gene unutmayın ki bulunan her bilimsel keşif önceki bir çok bilginin yanlışlanmasıyla ve değiştirilmesiyle bulunmuştur. bunun yanında göstereceğimiz deliller teorimizi ispatlamak amacıyla zorlama deliller değildir. çok açık ve bariz ama kimsenin söylemeye cesaret edemediği, masonik medyanında her zaman yaptığı gibi bilinçli olarak yanlış kalmasını sağladığı gerçeklerdir.
örneğin inşaat teknolojisinin zirveleri olarak görülen ve sert kayalara oyularak yapılmış Petra ve madain Salih yapıları arap yarımadasında bulunmaktadır ve yapım teknolojileri ile bilim adamlarını hayrette bırakan yapılardır. Bu iki bölgedeki “Binalar” kayalıklara delinerek yapılmıştır. Ve petra ile Madain salih şehirleri arasındaki benzerlikler oldukça açıktır. Her iki bölgedeki yapıları inşa etmek için aynı teknikler kullanılmıştır.
Tarihçilerin geneli bu yapıları ms 100 yılında yani günümüze yakın bir tarihte nebatiler denen göçebe bir toplum tarafından yapıdığını söyler.
fakat kayalara oyularak yapılmış petra ve madain Salih antik kentlerinin de nebatiler tarafından yapılmadığının ve Sümerler tarafından yapılmış olduğunun delilleri çok fazladır. Bu delillerin ilki ve en önemlisi bu yapıların söylendiğinden çok daha eski yani antik dönem teknolojisi olmasıdır.
önceki bölümlerimizi izleyenlerin daha iyi anlayacağı üzere petra yapıları tamamen antik dönem megalitik teknolojisinin eseridir. Ve megalitik teknoloji Nebatiler dönemine ait değildir. 6. Ve 9. Bölümde de ispatladığımız üzere mega taş yapıların teknolojisi mu-akad-sümer dönemi teknolojisidir. Hatırlarsanız daha önce moai heykellerinin, baalbek yapıtının, giza piramitinin, denizaltındaki yanoguni piramitinin, göbeklitepe mabedinin vs. hep milattan önce en az 10 bin yılından kalma olduklarını, bunların tufan dönemi teknolojisi olduğunu, zaten hepsinin aynı özelliklere sahip olduğunu; tonlarca ağırlıktaki taş bloklardan oluştuklarını, çok ileri mühendislik ve teknoloji gerektirdiklerini ve bugün bile yapılmalarının çok zor olduğu için bilim adamları tarafından nasıl yapıldıklarının anlaşılamadığını anlatmıştık. işte petra ve madain salihte aynı teknolojinin ürünüdür.
Çünkü birincisi sadece ilk bakıldığında bile Petra ve madain salih in nebatilerin teknolojisi olmadığı tufan dönemi teknolojisi olduğu çok açık olmasına rağmen, bir önceki bölümde de ispatladığımız üzere bilim camiası evrim teorisine uygun olduğu için teknolojisi yüksek olan eserlerin mümkün olduğunca ileri tarihte yapıldığını savunmaktadır. Herkeste buna itaat eder. Fakat gerçeklerin üstü sonsuza dek örtülemez. günümüz bilimine göre antik dönemde insanlar mağara adamı gibi cehaletin dibini yaşıyordu. fakat üstün teknoloji ürünü yapılarda inşa etmişlerdi. biz bu büyük çelişkiye yani büyük yalana karşıyız.
Örneğin göbeklitepedeki En yüksek sütunlar 16 fit yüksekliğinde ve arkeolog Schmidt’e göre bu sütunlar yedi ila on ton ağırlığındadır. Günümüzden 11 bin yıl önce yapıldığı anlaşılan göbeklitepede megalitik bilinmeyen bir teknoloji olduğu anlaşılmış tüm bilim camiası tarafından kabul edilmişti. demek tüm tarih camiasının kabul etmek zorunda kaldığı bu gerçek gibi; megalitik teknoloji tufan döneminde vardı, fakat daha sonra kaybolmuştu. Zaman geçtikçe teknoloji gelişmemişti. zamanla Teknoloji azalmıştı. Bunun yanında Hodder, Göbekli Tepe’nin sütun oymalarında geyik ve sığır gibi yenilebilir veya evcil hayvanların değilde, aslanlar, örümcekler, yılanlar ve akrepler gibi tehditkar yaratıkların hakim olması karşısında büyülenir. “Çirkin görünüşlü canavarların korkunç, fantastik bir dünyası” diye düşünür. Bu çirkin varlıklara neden bu kadar önem verdiklerini önceki bölümlerimizi izleyenler çok iyi anladı.
En nihayetinde tufan dönemi teknolojisinin bir çoğu tufanla birlikte kaybolmuştu. Kurandaki sıralamaya göre de kalan teknolojinin varisleri olan akad, Sümer, mısır gibi ülkelerde insanlara zulmetmeyi bırakmadıkları için ard arda helak edilmişti. Yani mu dan miras kalan teknolojiyi kullanan mu nun kolonileri de zamanla tamamen kaybolmuştu.
Bu çok eski kayıp teknoloji ile ilgili deliller her geçen gün çoğalmaktadır.
michiel Tellinger in “Anunnaki’nin Afrika Tapınakları: Enki’nin Altın Madenlerinin Kayıp Teknolojileri” Kitabında; kayıp uygarlıklarla ilgili benzer kitaplarda görülenden daha fazla fotoğraf vardır. günümüzde 12.000 – 13.000 yıl önceki büyük Tufan’dan kaynaklanan sel çamuruyla gömüldüğü kesin olan sayısız maden, enerji çemberi, tarım terasları, takvimler ve heykellerin fotoğrafları görülebilir. ” (Kyle Philson, Genişletilmiş Perspektifler, Ocak 2014)
- ve devam bölümlerinde sayısız delilini gösterdiğimiz Büyük Tufanla sular altında kalmış teknoloji ile ilgili deliller de her geçen gün çoğalmaktadır.
Sicilya’nın güneybatısındaki Sicilya Boğazı’nda 40 metre su altında, muhtemelen yaklaşık 15 ton ağırlığında 12 m uzunluğunda insan yapımı bir monolit bulunmuştur. Bu monolitin nasıl buraya geldiği ile Kökeni ve amacı bilinmemektedir. Sualtı monoliti C. MÖ 7400: [13] Lodolo, Emanuele; Ben-Avraham, Ben (Eylül 2015). “Sicilya Kanalı’nda (orta Akdeniz) batık bir monolit: Mezolitik insan faaliyetinin kanıtı”. Journal of Archaeological Science: Raporlar . 3 : 398–407. doi : 10.1016/j.jasrep.2015.07.003 .
yine malta adasındaki antik araba yolları diye bilinen bu ne olduğu anlaşılamayan insan yapımı şekiller suyun altına doğru gitmektedir. tam amacı ve nasıl yapıldığı anlaşılamayan bu araba yollarının denizin altına doğru inmesi nuh tufanına bir delil daha teşkil eder ve tufan döneminde bazı kara parçalarının büyük kısmının sular altında kalıp su üstünde kalan kısımlarının ise adaları oluşturduğunu gösterir. bu malta araba yolları 6. bölümde okyanus adalarındaki yarısı suyun altında kalmış antik yapılarla aynı özellikleri taşımaktadır.
işte benzer kayıp teknolojinin ürünlerinden olan petra ve madain Salih yapıları ile alakalı ilk olarak; bu yapıları nebatilerin yapmadığına dair delilleri sunalım sonra bu yapıları Sümerlerin yapmış olabileceğine dair delilleri gösterelim.
birincisi ana akım tarihçileri bu yapıların mö.100 yılında yapıldığını tahmin etmektedir. fakat taş yapıların Tarih hesaplamalarında kullanılan karbon 14 testi yalnızca toprak altında kalmış ve çürümüş mikroorganizmalara yapılabilmektedir. Hatta bunların bile verdiği sonuç kesin değildir çok değişkendir.
Kayıp uygarlıkların eserlerini sonradan gelip bu eserleri kullanan uygarlıklara atfetmek tarihçilerin yaptığı en büyük hatalardan biridir. Tarihçiler derken aslında tüm tarihçileri de kastetmiyorum. Başka bir çok tarihçide bu yapıları nebatilerin yaptığını eleştiriyor ve kronolojik sıralama ile yapıların nebati başkentine uzaklığının bile büyük kafa karışıklığına yol açtığını söylüyor.
PETRA VE MADAİN SALİH: Bir diğeri, genellikle Babal Siq Triclinium ve Dikilitaş Mezarı ile ilişkilendirilen yazıt, aslında bu yapıların yakınında yer almıyor, bu da bu epigrafik metnin aslında onlarla ilgili olmayabileceğini gösteriyor. Tarihli metinlerin geri kalanı, modern Suudi Arabistan’da bir şehir olan Meda’in Selah’ta bulunur. Bu mezarlar, Petra’daki cephe anıtlarının evriminin doğru bir ölçüsü olmayabilir, çünkü mimari unsurların ilk olarak Nebati Krallığı’nın kendisinde uzak taşra bölgelerinde nasıl kullanıldığını tespit etmenin bir yolu yoktur. Cephe stilleri Petra’da ortaya çıktıysa, tasarımlar Nebati Krallığı’nın Hegra gibi uzak şehirlerine transfer edilmeden önce birçok kez değişmiş olabilir. Bu nedenle, Petra ve Meda’in Selah arasında hem üslup hem de epigrafik karşılaştırmalı bir analize dayalı bir kronoloji doğru sonuçlar vermeyebilir. Nebati cephe yapılarının geri kalan unsurlarının stilistik analizine dayalı bir kronolojinin oluşturulmasıyla ilgili bir başka sorun da, birçok cephenin dışının kalıplanmış ve boyanmış sıva ile kaplanmış olabileceğidir. Örneğin, Jebel Hubis’in tabanındaki Columbarium’un yakınında, Roma ve Yunan tarzı tapınaklarda ve anıtlarda bulunan mimari unsurları oluşturmak için şekillendirilmiş kalıplanmış alçı kalıntılarına sahip bir oda vardır (Bkz. Şekil 7.1).
Zaten petra ve madain salihi nebatilerin yaptığı bilgisi ana akım tarihçilere göre bile net bir gerçek değildir, sadece tahmindir. tarihçiler petra hakkında muhtemelen kelimesi kullanırlar. Çünkü ortada kesin bilgiler yoktur. gerçekte kim tarafından yapıldığını bırakın ne amaçla yapıldığı bile bilinmemektedir. Bu yapıların tapınak mı ev mi yoksa mezarlık mı olduğu tarihçilere göre bugün bile net değil, sadece tahmin ederek konuşmaktadırlar.
Madain salih te görülen yazıların nebatça olmasından dolayı, bilim adamları başka bir seçenek yok o yüzden Madain salih ve petrayı nebatiler yapmış olmalı derler. Oysa 100 yıllık kazılara rağmen, şehrin sadece yüzde biri ortaya çıkarılmış ve araştırılmıştır. antik şehrin Geri kalanı toprak altındadır. Bu kısıtlı sonuçlar ile petrayı nebatilere atfetmek mantıksızdır. Bir diğeri şehrin neredeyse tamamı toprak altında kaldıysa burası bir yok oluş, bir felaket yaşamış demektir. Fakat nebatiler döneminde böyle bir yok oluş bilinmemektedir, ayrıca nebatiler yok olmamış hala yaşayan bir kavimdir.
Petra ve madain salih’in nebatilere ait olmadığının bir delili de nebatilerin bu antik yapıları yapacak teknolojiye sahip olmamasıdır.
Kraliyet Mezarları olarak bilinen bu eski binalar batılı bilim adamlarına göre tahminen Nebati krallarını ve ailelerinin cenazesini barındırıyordu. Büyük girişler, güya ölenleri onurlandırmak için dev bir ölçekte oyulmuştur. Fakat girişlerin neden dev ölçekte olduğu bir önceki bölümümüzü izleyen arkadaşların daha iyi anlayacağı üzere Sümerlerin beraber yaşadığı dev akadlılar yani ad kavmi yüzündendi.
Arkeologlar hala her mezara kimin gömüldüğünü bilmiyorlar. zaten daha ilk etapta çoğu tarihçi tarafından Böylesine teknolojik yapıların mezar olarak kullanıldığının söylenmesi büyük bir safsatadır. Madem bu yapılar mezardı o zaman Bu yapıların önündeki tiyatroyu ölülerin izlemesi için mi yaptılar? aynı saçmalığı giza piramiti içinde yıllardır söylemektedirler. Evet tufandan sonra gelen kavimler tufan öncesi piramitleri ve kendi yaptıkları yeni piramitleri genellikle mezar olarak kullandılar. Çünkü Tufandan sonra teknolojisiz kalmış İlkel insanlar koca piramitleri elbette ancak mezar olarak kullanabilirlerdi. Fakat elbette bu devasa, müthiş bir teknoloji gerektiren yapılar ilk yapıldığında mezarlık amacıyla yapılmamıştı. çünkü Bu daha ilk başta büyük bir mantık hatasıdır. Öldükten sonrası için o kadar heybetli piramitler yapmaya imkanın vardı da o zaman yaşarken neden kendine muhteşem ve kalıcı bir saray yapmadın diye kimse sormaz. Böyle bir mantıksızlık kabul edilemeyeceğine göre piramitlerin amacı bambaşkaydı. enerji üretimi için kullanılıyordu. Zaten giza piramidindeki lahitin içinde mezar yoktur ve bir insanın boyutuna uygun değildir, daha kısadır.
aynı şekilde Teknolojiden uzak olan nebatilerde antik kayaya oyulmuş yapıları ancak mezar olarak kullanabilmişti. Arap sanat tarihçileri hala nebatilerin Petra’yı inşa edebileceklerine inanmıyorlar. Çünkü Bu büyüklükte ve güzellikte bir mucizeyi bugün bile yaratmak zor.
Petra’ya gelen ziyaretçiler, 13 katlı bir bina kadar yüksek olan görkemli anıtın görüntüsü karşısında hayrete düşer. Petra’da görülebilen mimari kalıntılar, çok gelişmiş bir şehre işaret ediyor.
Bir diğer konu nebatiler asla bu yapıları yapabilecek yeterlilikte bir kavim değildi. çünkü nebatiler o kadar ilkel bir kavimdi ki asur dönemi yazıtlarında nebatiler hakkında göçebe bedevi kabileler olarak bahsedilir.
Nebatiler isyancı başıbozuk Çingenelerdi
asur kralı 2.Sargon döneminde,Nabataya’nın Asur kralı tarafından Babil’deki Ašipā valisinin emrine verildiğinden bahsedilir ve daha sonra MÖ 7. yüzyılın ortalarında elçilerine Sippar’dan tutsaklar verildi. Asurbanipal Araplara karşı seferlerini yürüttüğünde, Nabātu batıya Suriye bozkırlarına göç etmişti. Geç Nebati Arap lehçesi ile Yeni Assur döneminde Mezopotamya’da bulunanlar arasındaki benzerlikler ve Asurluların bölgedeki birkaç isyancı Arap kabilesinden biri olarak “Nabatu” adlı bir grubu listelemeleri, ikisi arasında bir bağlantı.
Diodorus Siculus (II. kitap) onları nebatileri, Arabistan’ın göçebeleri arasında önde gelen, tarımdan, sabit evlerden ve şarap kullanımından kaçınan, ancak pastoral uğraşlara buhurdan limanlarla karlı bir ticaret ekleyen, yaklaşık 10.000 savaşçıdan oluşan güçlü bir kabile olarak tanımladı.
Nebatiler, Arap Çölü’nde dolaşan ve sürülerini otlak ve su bulabilecekleri yerlere götüren birçok göçebe Bedevi kabilesinden biriydi. Mevsimler geçtikçe bölgelerine alıştılar ve mevsimsel yağışların azaldığı kötü yıllarda hayatta kalma mücadelesi verdiler. Nebatiler başlangıçta Arami kültürüne gömülmüş olsalar da, onların Arami köklerine sahip olduklarına dair teoriler modern bilim adamları tarafından reddedilir. Bunun yerine arkeolojik, dini ve dilsel kanıtlar onların bir Kuzey Arap kabilesi olduklarını doğrulamaktadır.
Nebatilerde bir çok diğer arap kabileleri gibi göçebe yaşayan, arap çölünde otlak ve su arayan, çevresindeki kültürlerin etkisinde kalan kabilelerden biriydi.
Nabatiler, birkaç kısa yüzyıl içinde, Petra gibi göz alıcı bir başkente nasıl sahip oldu? Nasıl çadırlı çöl göçebelerinden gelişen bölgesel bir güce geçmişlerdi? Bugün bile bilim adamlarının anlamadığı özellikte yapıları bu ilkellikle, bilimle alakasızlıklarıyla, doğru düzgün ortak dil ve yazıları bile olmamasına rağmen nasıl yaptılar?
nebatilerin teknolojiden çok uzak ve cahil bir kavim olduklarını ilk olarak neredeyse hiç yazılı eserlerinin olmamasından anlıyoruz.
Dilbilimsel olarak, Nebati yazıtları ‘Aramice’ ailesine aittir. Bu, Mezopotamya Sami dillerinin ve Tunç Çağı boyunca yakın ve orta doğu ve Mısır boyunca binlerce yıl boyunca uluslararası iletişim için kullanılan çivi yazısı Akad dilinin soyundan geliyordu. ?
öyle ki Nebati tarihine ilişkin edebi kanıtların neredeyse hiçbiri nebati yazıtlarından elde edilmemiştir ve çoğunlukla Yunancadır. Nebati devleti ile ilgili bilgiler Diodorus, Strabo ve Josephus Flavius’un eserleri aracılığıyla gelmiştir. Bunun yanında Nebatilerin kökeni hakkında hiçbir bilgi yoktur. Yani nebatiler kendi tarihlerini bile aktaramayacak kadar yazı ve bilgiden uzaktılar.
-Başka bir Aramice yazıt Milik tarafından yakın zamanda yayınlanan, erken dönem isimsiz bir Nebati kralından bahseder. isimsiz nebati kralları bile vardır.
Nebati duvar yazıtlarının sayısı çok olmasına rağmen; ki bunların sayısı beş binin üzerindedir, bunların birçoğu birkaç kelimelik duvar yazılarıdır ve kalan birçoğu da Nebati anayurdunun çok dışındaki bölgelerdedir ve muhtemelen Nebati devleti ve dini ile sadece zayıf bir bağlantısı olan insanlar tarafından yazılmıştır. Ayrıca, çoğu yazı Nebati krallığının (MS 106’daki) düşüşünden sonra yazılmıştır ve bu nedenle krallığın kendisi için yalnızca ikincil kanıtlar sağlar.
Bildiğimiz kadarıyla, Nebatiler büyük kitap yazarları değildi. onlardan Çok az edebi eser bize kalmıştır. Nebatilerin İlk yıllarına ait bir literatürümüz yok ve ünlü Petra Parşömenleri Bizanslara ait. Özetle Nebati yazılarının ana kaynağı, mezarlar üzerine yazılan duvar yazılarından ve Ortadoğu’daki kayalar üzerine yazılmış grafitilerden gelir.
madain salih’in nebatilere ait olmadığının bir delili de bu antik yapılardaki yazıların hepsinin nebatilere ait olmamasıdır.
madain salihteki antik yapıların üzerinde nebatça olmayan yani farklı milletlere ait yazılarda bulunmaktadır.
madain salih te Kayaya oyulmuş ve özenle dekore edilmiş 130’dan fazla mezar, ölülerin sosyal statüsünü ve hatta askeri rütbesini gösteren Nebati yazıları bulunduruyor. Fakat bu mezarların bazılarında Latince yazıtlar da vardır.
Bizans mozaikleri ve parşömenleri de bulunmuştur.
Mada’in Salih hakkında çok az bilgi var ve bugün bildiklerimiz mezarlarda ve cephelerde bulunan çoğu nebatça olan yaklaşık elli yazıttan geliyor. Sitede ayrıca bazı mağara çizimleri de dahil olmak üzere yaklaşık 50 Nebati öncesi yazıtta bulunmaktadır.
madain salih te Anıtsal mezarların birçok cephesinde Nebati dilinde yazıtlar bulunurken, Semudik, Lihyanit, Nabatça, Latince, Yunanca ve erken Arapça yazıtlar, tepelerinin ve kayalık çıkıntılarının her tarafına işlenmiştir.
Bunun yanında madain salihteki yapıların nebatilere ait ve mezar olmadığının en büyük delili mezarların hepsinde duvara kazınmış yazı bulunmaması yani bazı mezarlarda hiç yazı olmamasıdır. arkeologlar bunlara sessiz mezar der. Bu yapıların hepsinde yazı olmaması başlangıçta bunların hepsinin yazısız inşa edildiğini, sonrasında ise bazılarına yazılar yazıldığını gösterir. Demek ki başlangıçta bu eserler antik dönem stiline uygun şekilde yazısız yapılmıştı. Hatırlarsanız önceki bölümlerimiz de Tufan öncesi mega taş yapılarının ortak özelliğinin, üzerlerinde genellikle hiç yazı olmaması olduğunu çok nadiren sembollerin bulunduğunu göstermiştik. işte Petra ve modern Salih de aynı özellikte inşa edilmişti. 2.si ise şu anda var olan yazıtlar çok gelişigüzel ve grafiti gibi yazılmıştır. bugünkü yapılan binalara bir grafiticinin gelip kaçak göçek bir şeyler çizmesi gibi yazılardır. Bu durum bu yazıların bu yapılar yapıldıktan çok daha sonra yazıldığını gösteriyor.
- de zaten tarihçilere göre bazı yazıların mezar inşa edildikten çok sonra yazıldığının kesin olmasıdır.
Örneğin Madain salihteki yapılardaki yazılarla ilgili arkeolojik incelemelerin bilimsel sonuçlarının yayınlandığı bu sitede bu durum şöyle anlatılmaktadır. -madain salih te 40 ve 42 numaralı mezarların ikisi de ‘sessizdir’, üzerinde yazı yoktur, ancak 42. mezardaki boş yazıt kartuşu çok daha sonraki bir tarihe ait bir Arapça grafiti ile doldurulmuş gibi görünmektedir. Gene -madain salih te 75 numaralı Kapı çok yıpranmıştır, ancak süsleme içermez ve üzerinde yazıtsız bir levha için bir boşluk vardır.
Yani büyük ihtimalle ilk yapıldığında bu mezarların üstündeki çerçevelerin içine asılan tabelalar vardı.
- eğer mezarın üstündeki boşluklarda ayrı bir tabela yoksa ve sadece yazı var idiyse bile bu yazılar zımparalanarak değiştirilmiş olmalıdır. çünkü şu an var olan yazılar çok küçük yazılmıştır ve kimse bu kadar uzaktan o kadar küçük yazıları okuyamaz.
- Şimdi var olan yazılar çok amatörce yazılmıştır. bu muhteşem yapıları yapanların böyle kötü ve özensiz bir yazı yazması imkansızdır.
- arkeologların sessiz mezar dediği yapıların üzerindeki çerçeveler boştur. Yani özetle nebati yazıları sonradan eklendikleri için ya çerçevenin içindeki orjinal yazı silinip sonradan yazılmıştır Ya da zaten bu çerçevelere ilk yapıldığında yazı kazınmamıştı. tahtadan, metalden veya porselenden resimli bir tabela veya evin numarası veya ailenin sembolünü gösteren bir tabela vardı. Aynı günümüzdeki evlerde olduğu gibi. arkeologlarda zaten bu gerçekleri şöyle dile getirmişlerdir;
-madain salih te 30 numaralı mezar da Milattan Sonra 35 yılına tarihlenir ve cephesi iki yılanla çevrili bir yüz heykeli ile süslenmiştir. Eşsizdir çünkü cephedeki yazıt bir kartuş içinde değil, daha çok kapının sol üstündeki duvardadır, çünkü muhtemelen mezar tamamlandıktan çok sonra kazınmıştır.
-madain salih te 37 numaralı mezar Bazı arkeologlar, tamamlandıktan sonra boşluğa ahşap bir yazıt levhasının yerleştirilmiş olabileceğine inanıyor, ancak bugün o levhadan hiçbir iz kalmadı.
-madain salih te 38 numaralı Mezarın dışında, mezarın öncesine tarihlenen çeşitli yazıtlar bulunmaktadır.
Hatta buraları her sonradan gelen kendi mezarı yapmak istediği için, kimi mezarda burayı değiştirene ve kullanana lanet yazısı yazılırken kimi mezarda da bu mezarı değiştirene para cezası verilir yazılmıştır.
-madain salih te 64 Kapı eşiğinin üzerindeki yazı, bir miktar hasarla günümüze ulaşmıştır ve doğası gereği, mülkiyeti ve yetkisiz kullanım için para cezasını belirten çok yasaldır. Ayrıca bu mezarın duvarcı Aftah tarafından Centurion, Sa’dallah ibn Zabda ve geniş ailesi için oyulduğunu belirtir ve mezarın tanrılar Dushara ve Manat tarafından korunduğu konusunda uyarır.> (sahiplendikleri mezara başkası da sahiplenmesin diye para cezası uygulamışlar)
-madain salih te 41 Yazıtlı mezar. Bu türbe, Ka’ab s/o Haritha tarafından yüz altmış iki yılı ve Tamuz ayında el-Hicr’de vefat eden Raqoush d/o abd menah için yaptırılmıştır. Bu mezarı rahatsız edene, açana, oğlundan başkasını kurtarana, Rabb’im lanet etsin. Mezarın üstündeki yazıyı kim değiştirirse ona daha fazla lanet olsun. > (sahiplendikleri mezara başkası da sahiplenmesin diye lanet yazmışlar)
Görüldüğü gibi bazı yapıların üzerinde boş levha vardır ama yazı yoktur. Bu durum, bu yapıların ilk yapıldığında hiçbirinin üzerinde yazı olmadığını yani bu yapıların nebatiler tarafından yapılmadığını kesin şekilde ispatlamaktadır. Buraya kadar bahsettiğimiz bir kısmının üzerinde yazı olan sözde mezarlar madain salih’teki yapılardı. fakat aynı eller tarafından yapılmış petradaki yapıların hiçbirinde hiç yazı olmaması da bu yapıları nebatilerin yapmadığı tezini doğrulamaktadır.
Çünkü Petradaki mega yapıların tamamının üstünde hiçbir millete ait yazı bulunmamaktadır. yani zaten petradaki kayaya oyulmuş eserlerin nebatilere ait olduğunu gösteren hiçbir delil yoktur.
gene Petra ve madain salih’i nebatilerin yapmadığının bir delili de Petra ve madain salih’teki eserlerin mezar olmamasıdır.
Öncelikle petrada mezar olduğu tahmin edilen yerlerin hiçbirinde o mezarın kime ait olduğunu belirten bir yazı, bir işaret yoktur.
15 yıldan uzun süredir petra ile ilgili arkeolojik araştırmalar yapan Christopher Tuttle gömülü bulunan petradaki yapılarla ilgili şöyle der: “Görünür türbelerin amacının ne olduğunu anlamıyoruz, çünkü Nebatiler bize söyleyecek herhangi bir yazılı belge bırakmadılar” “Zeus, Hermes veya Afrodit ile paralellikler olarak tasvir edilen Nabat tanrıları ve bu tür şeyler var.” diyor.
Zaten Petra Binalarının ilk yapıldığında mezar olarak kullanılmadığı çok açıktır. İç kısımları Mezardan çok oturma ve yaşam alanı şeklinde tasarlanmıştır. Dış kısımları da lüks bir villayı andırmaktadır. Hatırlarsanız bir önceki bölümde bu yapılara benzer antik yapıların günümüzde bile insanlar tarafından ev ve yerleşim yeri olarak kullanıldığının bir çok delilini göstermiştik.
Hatta nebatilerden sonra gelen Bizanslılar bile bazı mezarları dönüştürmüşler ve Bizans kilisesi olarak kullanmışlardır. Bu Yapıların sahip olduğu bu özelliklerde bu yapıların mezar olarak inşa edilmediğini ispatlamaktadır.
Sonuç olarak tarihçilerin şüpheleri doğrudur ve bu yapılar cahillikleriyle meşhur nebatilere ait değildir, nebatiler bu muhteşem duvarlara her cahil insanın yaptığı gibi grafitiler yazarak kendi çıkarları için kullanmaya çalışmıştır. Buraları ancak mezar olarak kullanabilmişlerdir, çünkü asırlar önce helak edilmiş bu bölgelerin lanetli olduğu asırlardan beri bilindiğinden buralarda kimse ya yaşamak istemiyor ya da istese de yaşayamıyordu.
Peygamberimiz tebük seferi sırasında Bu bölgeden geçerken buranın suyunu kullanarak hamur yapan ashabına suyu ve hamuru çöpe atmalarını söylemiştir.
Gene koskoca giza piramiti gibi bu antik yapılarında mezar olarak yapıldığı düşüncesi; canlılığın yani biyolojik robotların ve diğer boyuttan olan ruhumuzun tesadüfen oluştuğunu düşünecek kadar küçük beyinli ve bilimsellikten uzak evrimci tarihçilerin küçük düşünceleridir.
Neml suresi 52 de bu yapıların ev olduğu belirtilir.
Neml-52- İşte, zulmettiklerinden dolayı boş olarak duran evleri! Şüphesiz bunda, bilen bir toplum için, önemli bir ayet (belge, delil) vardır.
Sitede bulunan diğer önemli bilgiler
-madain salih te Mezar yazıtları, burada yaşayan insanların isimleri, ilişkileri, meslekleri, yasaları ve tanrıları hakkında fikir verdi. Nebatiler kapsamlı bir yazılı tarih bırakmadılar, bu nedenle Madain Saleh’e özgü bu metinler olağanüstü derecede değerlidir. Ahmed, yazıtların eski bir Sami dili ve o zamanlar Ortadoğu’nun ortak lingua francası olan Aramice ile yazıldığını açıkladı. Aramice, iş ve ticaret iletişimi için temel bilgi olurdu, ancak Nabatiler, Ahmed’in yazıtlarda işaret ettiği erken bir Arapça biçimini de kullanıyorlardı.
-madain salih te Ek olarak, bu mezarların çoğu, Nebati başkenti Petra’dakilerin aksine, ölenler, sosyal statüleri, aileleri vb. hakkında değerli bilgiler sağlayan tarihli yazıtlar taşır.
-Petra’da mezarlar esasen daraltılmış bir kanyona sıkıştırılırken, Mada’in Saleh’de mezarların yapıldığı granit kayalarla, devasa, çözülmemiş bir çöl alanı üzerinde genişletilirler.
-Urn Mezarı; MS 446/7’de inşa edilmiş, bilinmeyen bir kralın dinlenme yeri, ancak bazıları bunun Nabatean kralı Malchus II’nin mezarı olduğuna inanıyor . Urn Mezarı’nı diğerlerinden ayıran özelliği ölçeğidir ve Petra’daki en büyük kraliyet mezarıdır. Daha sonra Bizanslılar burayı dönüştürmüşler ve Bizans kilisesi olarak kullanmışlardır.
-MS 130 yıllarında Petra’dan sorumlu olan Roma valisi Sextius Florentinus’un mezarı, bu, sahibinin adının bulunduğu kapının üzerinde yazıt bulunan tek mezardır .
–Kral Duvarı’nın kuzeyinde yer alan Dorotheus Evi , adını Yunan dilinde iki kez Dorotheus adının geçtiği bulunan yazıtlardan almıştır.Bu kompleks, kapılı ve pencereli birçok mağara, bir triclinium ve buranın zengin bir Nabatlı adam ve ailesi için özel bir konut olduğunu açıkça gösteren bir avlu içeriyor.
-Petra’nın bu kadar ünlü olduğu cephe mezarları, eksik yazıtlar ve yağmalanmış mezar eşyaları nedeniyle net olarak tarihlendirilemiyor.
-madain salih te Kayaya oyulmuş ve özenle dekore edilmiş 130’dan fazla mezar, ölülerin sosyal statüsünü ve hatta askeri rütbesini gösteren Nebati alfabesiyle siteyi süslüyor. Daha sonraki mezarların bazılarında Latince yazıtlar vardır.
-madain salih te Nebati dilinde yazılmış olan bir mezarın, Yahudi Şubeyt ibn Aliyu, karısı Amira ve çocuklarına ait olduğu ve M.S. Bu yazıt ilginçtir, çünkü Hegra’nın, diğer bazı mezar yazıtlarının belirttiği gibi, muhtemelen Yunan veya Helenistik ailelerle birlikte önde gelen Yahudilerden oluşan çoğulcu bir toplum olduğunu gösterir. 13 ve 14 numaralı mezarlar ‘sessizdir’ ve üzerinde yazı yoktur.
-madain salih te Kapının üzerindeki yazıt levhası, bu mezarın heykeltıraş Hoor ibn Ahi tarafından Hani ibn Tafsy ve onun soyundan gelenler için, Nebati Kralı IV. Aretas’ın (el-Haritha) saltanatının 40. yılında oyulduğunu belirtir. 31 AD’ye karşılık geldiğine inanılıyor.
-madain salih te 40 ve 42 numaralı mezarların ikisi de ‘sessizdir’, üzerinde yazı yoktur, ancak 42. mezardaki boş yazıt kartuşu çok daha sonraki bir tarihe ait bir Arapça grafiti ile doldurulmuş gibi görünmektedir.
-madain salih te 75 Kapı çok yıpranmıştır, ancak süsleme içermez ve üzerinde yazıtsız bir levha için bir boşluk vardır.
–Nebati yazılarının kanıtı Petra , Bosra ve Hegra (modern Mada’in Saleh ) şehirlerinin mezar ve adanma yazıtlarında bulunabilir ve güney Sina Yarımadası’ndan çok sayıda küçük yazıt vardır . Kumran’dan başka Nebati metinleri de var .İlk Nebatça yazıtı, şimdi İsrail’in Negev bölgesi olan Elusa’da bulundu. Yazıt, Nebatilerin kralı Aretas’tan bahseder. Joseph Naveh, Jason’ın MÖ 169’da Petra’ya sığındığı bir Arap hükümdarı olan Kral Aretas I’e kadar izlenebilen bu yazıtın, Nabati özelliklerinden bazılarından yoksun olduğunu ve tek tip emperyal Aramice ve Yahudi yazısını andırdığını savunuyor. Bu nedenle, bazı bilim adamları, en eski Nebati yazıtının Ürdün’ün Petra kentinde bulunduğunu ve bunun MÖ 96 veya 95 yıllarında geç Helenistik Çağ’a tarihlenebileceğini öne sürüyorlar. [9] 4.000’den fazla kazılmış yazıtın Nabatça Aramice yazıldığı doğrulandı. [10] Bulunan Nebati yazıtlarının çoğu ya gömme adlarıdır ya da resmi adlardır. Bitişik el yazısı Nabatça ile yazıldığı tespit edilen en eski yazıt , İsrail’in Beerşeba kenti yakınlarındaki Horvat Raqiq’te ortaya çıkarıldı. Bu yazıt, yalnızca yaşı nedeniyle değil, aynı zamanda büyük bir kayaya uygulanan mürekkep kullanılarak yazıldığı için de benzersizdir. [11] Nebati yazıtlarının büyük çoğunluğu, Petra’dan (MÖ 95) Aslah yazıtı, Wadi Tumilat’tan tanrıça al-Kutba’ya adanma (M.Ö. . [12] Bazı kazılarda metal nesneler üzerindeki yazıtlar ortaya çıkarılmıştır. Bu tür yazıtların çoğu metalik sikkeler üzerine yazılmıştır. Ürdün’ün güneyindeki Wadi Musa’da yapılan kazılarda , üzerlerinde Nebati yazıtları olan düzinelerce bronz parça ortaya çıkarıldı, ancak bu parçaların kaynağı belirsiz. Wadi Musa’da bir rahip ve oğlunun Obodas’a ithaf ettiği, Nebati kralının saltanatına tarihlenen bir bronz yağ yakıcı üzerinde önemli bir bronz yazıt bulunur.70-106 yılları arasında hüküm süren Rabbel II . [13] Petra’nın MS 106’da Roma tarafından ilhak edilmesinin, Petra’da ilhaktan sonraki bir tarihe kadar izlenebilecek Nabatça yazıtları bulunmadığından, bölgede Nebati dilinin kullanımında bir düşüşe yol açtığı öne sürüldü. Bulunan en son Nebati yazıt, şu anda Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki Hicaz’da bulunan MS 356’ya kadar uzanıyor.
Arapçanın kökeni>
-Alimler, Arap YAZISININ kökenleri konusunda bölünmüşlerdi. (Çağdaş marjinal) bir düşünce okulu, Arap yazısını, yine Aramice kökenli olan Süryanice yazıya tarihlendirir. T. Noldeke liderliğindeki ikinci düşünce okulu, Arap yazısını Nabatça’ya kadar takip ediyor. [4] Bu tez, J. Healey tarafından Süryanice ve Arap alfabesi üzerine yaptığı çalışmada doğrulanmış ve tam olarak belgelenmiştir. [5] Ürdün, Umm al Jimal’de kazılan 6. yüzyıla tarihlenen bir yazıt, “Arap yazısının Nabatçadan türetildiğini doğrular ve farklı Arap yazı biçimlerinin doğuşuna işaret eder”
-“Nabataean dili, sahip olduğu Aramice unsurları yavaş yavaş boşaltmış ve onları ardı ardına Arapça alıntılarla değiştirmiş görünmektedir”.
-Diğer Arap dilleri arasında Lihynaite, Safaitic, Thamudic, Himyarite, Minaean, Qatabanian, Sabaean ve Palmyrene bulunur. Sorun şu ki, bu dillerden ikisi birçok yönden Nabatça’ya çok benziyor. Safaitik ve Thamudic, Nabatça’dan farklı bir yazıya sahiptir, ancak çok benzer diller gibi görünmektedir. Kafa karıştırıcı olan şey, bu diğer yazıları yazanların Nebatiler ile aynı tanrılara sahip olmaları ve genellikle Nebatiler ile aynı isimlere sahip olmalarıdır. Bu dilleri yazanlar o kadar benzerdi ki, bazı arkeologlar bu üç yazının aynı insanlar tarafından aynı dil için kullanılıp kullanılmadığını merak ettiler.
-bazı bilim adamları semudik yazının semud kavmi ile alakasız olduğunu bunun yanlış isimlendirme olduğunu iddia ediyor.
-The Language of Adem – Gros Press Lübnan Yayınları 1995 kitabında belgeledim. Sümer isimlerini, hikayelerini ve efsanelerini Standart Arapça’ya yeniden okudum. Tüm Sümerce kelimeleri Arapçaya (Semitik) döndürmek bunu doğrular Dünya dillerinin hepsinin tek bir kökten geldiğini ve bu kadim dillere en yakın yaşayan dilin Klasik Arapça olduğunu doğrular.
Bu teknolojik antik inşaatları nebatilerin yapmadığına dair bir delilde bu yerleşik yapıların onların yaşam stiline uymaması, çünkü nebatilerin çadırlarda yaşayan göçebe bir halk olmasıdır.
bazı tarihçilere göre; nebatiler güya mükemmel inşaatçılar olmalarına rağmen çadırda kalmayı ve yaşamayı seviyorlarmış. Dağları yontan adamlar çadırda kalmayı seviyormuş> *Petra’nın yerleşim bölgelerinde nispeten az arkeolojik araştırma yapılmıştır.
Bazı Tarihçilere göre Petra’nın az-Zantur bölgesindeki çalışmalar, kalıcı olmayan konutlardan yani çadırlardan yerleşik yapılara bir evrim olduğunu ve çadırların evrimin sonraki aşamalarında bile görkemli konaklarla bir arada var olduğunu göstermektedir. [6] yani bu tarihçilere göre dağları yontan adamlar çadırda kalmayı seviyormuş. Bu gökdelen inşa eden insanların evsizlerin çadırında kalması gibi mantıksız bir teoridir. adı üstünde bu adamlar göçebe olduğundan buraya göç edip yerleşmiş olmaları daha muhtemeldir. Çünkü tamamı göçebe olan kavimlerin kayaları oyacak derecede bina inşa etme bilgisi olamaz. Ya da bu bilgiye ulaşmaları için göçebeliği bırakmaları ve uzun zaman mühendislik konusunda evrimleşmeleri gerekirdi. Özetle; Yok olmuş Sümerlerden kalma petra ve madain Salih şehirlerine göçebe nebatiler yerleşmiş, bu nebatiler çadırda yaşamaya devam etmiş ve boş buldukları Kaya dan konakları da kralları için mezar olarak kullanmışlardır.
sonuç olarak petrayı göçebe, bilimle alakası olmayan nebatilerin inşa ettiği sadece bir tahmindir. hem de delillerini gördüğünüz ve daha da göreceğiniz üzere çok yanlış bir tahmindir. bence bu bölgede yaşayan kavimlerin arasında Bu yapıları inşa edebilecek en son kavim nebatilerdir.
Fecr suresi-9-Vâdilerde kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semûd kavmine?
Araf suresi-74-“Bir düşünün: Allah sizi Âd kavminin ardından halîfeler kıldı ve yeryüzünde size geniş imkânlar bahşetti. Yerin düzlüklerine saraylar kuruyor, dağları yontarak evler yapıyorsunuz. Öyleyse Allah’ın bütün bu nimetleri üzerinde düşünün de, bozguncular kesilip yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.”
Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı
