
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
Tanrıların Çocukları: Devler
şimdi göstereceğimiz antik delileri anlamak için öncelikle Devlerin nasıl oluştuğunu yani Devlerin Tanrıların çocukları olduğunu anlamanız gerekiyor. birazdan göreceğiniz üzere tarihi kayıtlarda ve mitolojik kaynaklarda devler tanrıların çocuklarıydı ve tanrı veya yarı tanrı olarak adlandırılırlardı.
Zaten devlerin hep tanrı ve kral olarak resmedilmesinin sebebi budur. çünkü Devler öyle sıradan insanlardan doğan sıradan varlıklar değildi, tanrıların çocuklarıydı ve o yüzden kraldılar.
Örneğin zeusun oğlu Herkül ve Samson da birer devdi ve kraldı.
Mu ile aynı inanç ve kültürü paylaşan bu çok tanrılı ülkelerde kralların dev olarak resmedilmesinin nedeni budur. Mu ve atlantisin tüm kolonilerine tüm dünyada varolduğunu 7.bölümde ispatladığımız yılan tanrılarla birlikte bu tanrıların çocukları olan devlerde krallık yapmıştır. Diğer maddelerin ve insanların boyutları normalken kralların dev olarak resmedildiği, dünyanın farklı yerlerinde benzer şekilde çizilmiş bu antik resimler; tabi ki hayal ürünü ya da tesadüf değildir ve rastgele çizilmemiştir.
Bu devleri gösteren resim, çizim, heykel, figür ve tabutların yanı sıra; Dünyanın her yerinde devlerin yaşadığına bir örnekte dünyanın her yerinde bulunan dev ayak izleridir. Bu izlerde öyle rastgele kalmış izler değildir. kalıcı bir eser bırakmak amacıyla özel taşlara basılmış izlerdir. nitekim kadim çok tanrılı dinlerini devam ettiren hindistanda insanlar bu dev ayak izlerini kutsamakta hatta tapmaktadır.
Şu bir gerçek ki antik dönemde insanlar gördükleri şeyleri olduğu gibi çizip yansıtıyorlardı. Çoğunlukla gerçeğe en uygun şekilde duvarlara çiziyor ya da işliyorlardı. Dünyanın her yanında varolan bu dev ayak izleri de aynı şekilde gerçeğe uygun yapılmıştır. Bu dünyanın her yerinde bulunan dev ayak izlerinin gerçekten devler tarafından mı yoksa insan yapımı mı olduğu nedense araştırılmamıştır. Fakat ne türlü yapılmış olursa olsun bu dev ayak izlerinin varlığı kesinlikle devlerin tüm dünyada var olduğunun bir kanıtıdır. çünkü normal insanlar tarafından yapılsa bile bu insanlara yaptırılmıştır. Yoksa İnsanlar neden kendi krallık sembollerini çizmemişlerde her yere dev ayak izini sembol olarak çizmişlerdir. böyle bir sembol tüm dünyada aynı şekilde uydurulmuş, tesadüfen veya boş yere yapılmış olamaz. Kral olan devlerin varlık ve güç sembolleridir.
Zaten bu tarz dev el ve ayak izi sembolleri tesadüfen yolda giden bir Devin ardından kalmış ayak izleri değildir. Bunlar genellikle özel olarak yaptırılmış sembollerdir. Örneğin Peygamberimizin ayak izi Onu sevenler tarafından hatıra kalması için özel olarak bir taşa işlenmiştir. birçok insanın asılsız bir rivayete dayanarak dediği gibi Peygamberimizin ayak izi mucize eseri var olmamıştır. onu seven hatırasını saklamak isteyen birileri tarafından ayak ölçülerine uygun olarak yaptırılmıştır.
Yine bir örnek olarak Suriye ain dara antik tapınağının önünde 1 metreden daha uzun dev ayak izleri bulunmaktadır. Ain dara tapınağında da diğer tüm antik yapılardaki gibi Bilinmeyen antik teknoloji ile yapılmış bazalt heykeller ve bloklar vardır. Ain dara tapınağı devler ile antik dönem çok tanrıcılığı arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermektedir.
Yine hindistandaki Lord Hanuman ın kutsanan dev ayak izi 4 farklı yerde vardır ve şaşırtıcı şekilde bu izlerin boyutu ve tipi aynıdır. Yani gerçekten aynı ayaktan kalma ya da aynı ayağa göre yapılmış izlerdir.
Peki bu devler kimdi nasıl oluşmuşlardı?
Peki en önemli soruya geçecek olursak bu devler nasıl oluşmuşlardı? Öncelikle dünyanın her yerindeki antik kayıtlarda üst Boyuttan gelen insan olmayan kralların insan kadınları ile evlendiği ve çocukları olduğu yazmaktadır. Ve antik kayıtlarda yazdığına göre bu tanrıların çocuklarından bazıları dev olmaktadır. Hatırlayın önceki bölümlerde günümüzde uzaylılar ve cinlerle evlenen veya ilişkiye giren birçok insanın örneğini vermiş hatta bunun dünya var olduğundan beri yaygın bir fenomen olduğunu göstermiştik.
Demek ki fizyolojik bir bedenleri var ki ibadet ediyorlar, onlarda namaz kılıyorlar, içiyorlar evleniyorlar, bir sosyal hayat yaşıyorlar. –Cin suresinde zaten diyor. –Şimdi insanlarla cinlerin evlenmesi var mı? Gerçekten böyle bir şey var mı? –Var. Evet. gerçekten var. –Peki nasıl oluyor? –Bu şekilde evlenen hatta çok tanınmış bir manken biliyorum.
üst Boyutta yaşayan cinlerin insanlarla Aynı kütleye sahip olduğunu Çünkü bizim içi tamamen boşluklardan oluşan atomlardan oluştuğumuzu önceki bölümlerimizde anlatmıştık. Yine üst boyuttaki varlıkların gereken şartlar oluştuğunda alt boyuta geçebileceğini ve uzaylıların yani cinlerin bizim boyutumuza biyolojik varlıklar olarak geçtiğine dair birçok kanıtı önceki bölümlerde göstermiştik. bu uzaylılarla evlenme fenomeni Bugün en fazla Amerika Kıtası’nda yaygındır. O nedenle Amerika Kıtası’nda Uzaylılar ve kadınları kaçırıp hamile bırakmaları ile ilgili çok fazla dizi ve belgeselde çekilmiştir. bulunan birçok insan olmadığı halde zeka sahibi olduğu belirlenen fosil ve cesetlerin bu ilişki sonucu Doğan melez varlıklar olma ihtimalinin yüksek olduğunu da önceki bölümlerimiz de not düşmüştük. Hatta zaten dünyanın farklı yerlerindeki lahitlerde yılanımsı mumyaların bulunduğunu ve bunların ya ortadan kaybolduğunu ya da devletler tarafından el konulduğunu göstermiştik. zaten biraz önce smithsonian Enstitüsü’nün Devlerin fosillerine nasıl ve neden yok ettiğini gördünüz. bilim kurumlarının tekelleri altında tutan dünyanın yöneticileri Elbette menfaatleri zarar görmesin diye bu bilgilerin ve delillerin açığa çıkmasını istemiyor ve olabildiğince engelliyor. İnsanlarda; “Eğer Bunlar gerçek olsaydı hükümetler ve bilim adamları açıklardı, demek ki gerçek değil” diyerek gerçeklere inanmıyor. Ama çok fazla delil olduğu ve Gerçeklerin er yada geç gün yüzüne Çıkmak gibi güzel bir huyu olduğu için bugün bu belgeseli izliyorsunuz. İşte bu bölümde göreceğiniz antik yazıtlar ve delillerde insanlarla Tanrıların yani cinlerin evlenebildiğinin ispatını pekiştirecektir.
Peki bugünde insanlar ile Cinler evlenebiliyor O zaman neden Devler oluşmuyor diye sorabilirsiniz. Bu sorunun cevabı da Yine kuantum ile ilgilidir. üst boyutlara etki eden en büyük enerji insan düşüncesi olduğu için Eskiden insanlardan büyü ile daha fazla düşünce gücü elde eden Cinler güç bu şekilde bizim boyutumuza geçip güçlü üreme sergileyebiliyorlardı. O yüzden bizim boyutumuz da yaşayabilen Devler var oldu. ya da delillerini daha önce gösterdiğimiz gibi tufandan önce Cinler insanlar ile aynı boyutta yaşıyordu. O yüzden de melez varlıklar olan Devler var oldu. fakat şimdi cinler üst boyuta sürüldüler ve bizim boyutumuza biyolojik olarak çok zor geçiş yapabiliyorlar. bunun yanında günümüzde uzaylılar tarafından kaçırılan insanların ve cinlerle evlenen kadınların beyanlarına göre bu insanların cinlerle suni döllenme ya da direkt ilişki sonucu doğmuş olan çocukları da üst boyutta yaşamaktadır. Tahminimce zülkarneyn setti vasıtasıyla 4. boyut ile 3. boyut arasına sıkışmış olan Yecüc Mecüc Yani insan ile cinlerin Melez çocukları olan Devler ve Cüce varlıklar; insanların bunlardan tam bir gaflet içinde olduğu bir anda, üçüncü boyuta geçmelerini engelleyen Zülkarneyn peygamberin yaptığı manyetik bakır seti aşarak; her tepeden kitleler halinde dünyayı Akın edecek ve dünyadaki neredeyse tüm gıda kaynaklarını tüketeceklerdir.
Bugün böyle bir dev ırkı olmadığını bildiğimizden dolayı devlerin antik dönemlerde oluşmuş mutantlar olduğunu anlayabiliyoruz.
Tabi ki de normal insan biyolojisine aykırı olan bu anormalliğin bu kadar çok ve yaygın olmasının tek nedeni daha önceki videolarda da delillerini sunduğumuz ve antik kayıtlarda da hep anlatıldığı üzere tanrı olan cinlerin insanlarla çiftleşmesiydi. Çünkü bir anormallik ve mutasyon bu derece yaygın olamazdı. Düzenli şekilde devler üretilmişti ve tufandan sonra neredeyse tamamen yok olmuş bu devlerin üretiminin kesilmiş olmasının tek açıklaması kuran da ve tüm antik kayıtlarda belirtildiği gibi cinlerin 3.boyuttan 4.boyuta sürülmesi yani cinlerle insanların ilişkilerinin kesilmiş olmasıydı.
Devlerin; insanlarla ve tanrı olduğunu iddia eden cinlerin çiftleşmesi sonucunda doğduklarını anlayabilmek için Öncelikle antik dönemin pagan dinlerinde tanrılarla insanların evlenmesi kültünün ne kadar çok yaygın olduğuna bakalım.
Zaten yarı Tanrı kavramı Bu evliliklerin bir sonucu olarak tüm dünya mitolojilerinde var olan bir olgudur. Yarı Tanrılar; Tanrılar ile insanların melez çocuklarıydı. Yarı insan yarı Tanrı özellikleri sergilerlerdi. yarı Tanrılar bilimsel literatüre de “DemiGod” Şeklinde geçmiştir. bu makalede yarı Tanrıların bir tanrı ve insan bir anneden Doğan melez Tanrılar olduğu anlatılıyor. Yine Bu listede tüm dünyadaki tüm Çok tanrılı dinlerde yarı Tanrıların var olduğunu görebilirsiniz. Devler cinlerle insanlardan Doğan melez canlılar olduğu için genetik olarak farklıdırlar. bu bölümde bilim adamlarının devlerle ilgili bulduğu genetik farklılıkları anlattık. bir sonraki bölümde bu genetik farklılık ile ilgili daha fazla delil göstereceğiz.
Yunanlarda Tanrı insan evliliği
Yunan mitolojisinde dev olan Herkül, Zeus’un gayri meşru çocuğu idi ve annesi ölümlü bir kadındı yani insandı. Perseus, Truvalı Helen ve Minos; Zeus’un diğer ünlü çocukları arasında. Evet, Yunan Tanrılarının insan kadınları ile evliliği sonucu oluşturdukları soy ağacı çok karışık. Konu ile ilgilenen tarihçilere göre Şecere haritalamaya çalışmak neredeyse imkansız.
Yani dinlerine inanan eski yunanlılar kelimenin tam anlamıyla, Zeus’un gerçek dünyada insan kadınlardan yavru üretebileceğine inanıyorlardı. Buna inanan birçok insan arasında, Zeus’un oğlunun babası olduğunu iddia eden Büyük İskender’in annesi de vardı. Büyük İskender’in buna kendisinin de inandığı iddia edilir.
Mezapotamya da tanrı insan evliliği
Mezapotamya da da Tanrılar ve insan arasındaki evlilik veya çiftleşme kavramı, daha sonra birçok yarı tanrıya neden olmuştur.
Mezopotamya krallarından biri aşk tanrıçası İştar ile evlenmişti. MÖ 2300’den önce çok erken Mezopotamya’dan bu tür evlilikler hakkında yazılı edebi kanıtlar var ve bu kavram çok daha sonraki dönemlere kadar devam ediyor. Bazı bilim adamları, bu evliliklerin, kral ile tanrıçayı temsil eden bir rahibe arasında olduğunu öne sürdüler.
Antik mısırda tanrı insan evliliği
önemli olan diğer kültürlerden örnekler verecek olursak antik Mısır tanrılarıda insan kadınları ile evlenmiş devlere baba olmuşlardı.
Tanrılar ile insan kadınları arasında aşk ve evlilikler yaşanıyordu. Bunun yanında mısır bilimcilerinin raporlarına göre; antik mısır da horus un izleyicileri diye adlandırılan bir halkın mısırın bütünü üzerinde bir arisokrasi oluşturduğu yani mısırın yöneticisi olduğu kuramı vardır. Antik mısırın mezarlıkları incelendiğinde mısırın kuzeyinde bulunan sülaleler öncesi döneme ait yönetici sınıfın iskeletlerinin daha büyük olduğu görülmüştür. bu ırkın nereden geldiği bilinmemektedir.
2.ramses gibi boyu çok kısa olduğu halde kendisini dev olarak tasvir eden son dönem firavunlarıda vardır. Fakat çok eski firavunların dev olarak çizilmesi hiçte boşuna değildir. Mesela bilim adamları tarafından bulunup araştırılan bu firavun tam bir dev olduğu ve boyunun 6 fitten yani, 1 metre 87 cm den daha uzun olduğu söylenmiştir. 1,87 cm gayet normal bir boydur. fakat bilim adamları bu firavunun coşkulu bir büyüme gerçekleştirdiğini söylerler. Yani firavunun boyu bilinçli şekilde tam olarak hesaplanmamış ve tahmini olarak 6 fitten uzundur denmiştir.
Yine bir örnek olarak antik Mısır hanedanlıklarına ait bu bakır heykel Normal insan boyunda heykelle birlikte yapılmıştır. Yine mısırda bir Çok dev boyutlu tabut ve mezar vardır. bunların yanında Az önce gösterdiğimizde Mumya parmağını da unutmayın.
Antik Hindistan da tanrı insan evliliği
Hinduizm dininde insan kadınlarının tanrılarla evlendiğini anlatan kutsal metinler vardır. Örneğin Hinduizmde Andal ve sita isimli insan kızları tanrılarla evlenmiştir ve bugün hala kutsal kabul edilirler.
Vedaların çeşitli bölümlerinden oluşan eserlerde; tufandan önce yani mu ve atlantis döneminde yaşamış tanrı Kasyapa’nın çeşitli eşlerinden ve metreslerinden pek çok tanrı, dev ve canavarsı çocuğu olduğu anlatılır.
Hint mitolojisinde tanrılar ile insanlar o kadar içli dışlıdır ki tanrıların çoğunun evlendiği kadınlar insan mı değil mi belirtilmemiştir. Fakat sayısız hint figür ve resimlerine baktığınızda tanrıların genellikle mavi renkli tasvir edildiğini düşünürsek evlendikleri kadınların normal insan olduğu göze çarpmaktadır.
Hint mitolojisinde devler genel olarak daityalar veya raksashalar olarak adlandırılırlar. Ve hint mitolojisindeki bu devler tanrıların çocuklarıdır. hindistanda Devler tanrıların çocukları olduğu için tanrı sayılırlar ama diğer kardeşlerini yani gerçek tanrıları kıskanıp onlarla savaştıkları için bir alt sınıfta tanrılardır. Bununla birlikte hindistanın deva denen tanrıları dev manasına gelmez ama garip bir şekilde dev gibi tasvir edilirler. Ve bu deva denen tanrıların yarı tanrı olup olmadıkları hint mitolojisinde tartışmalıdır. Yani bu deva denen (indra gibi) dev şeklinde tasvir edilmiş tanrıların yarı tanrı olma ihtimali yüksektir.
Hindistan ın antik dyzan kitabında; Atlantisliler in kendi cesametlerinde olan heykelleri inşa ettikleri anlatılır.
Antik mayalarda tanrı insan evliliği
Maya mitolojisinde de devler önemli bir yer tutar. Meşhur “cabrakan” adlı tanrı bir devdir. Ve yeraltı dünyasının yönetici iblisi “vucub caquix” in oğludur. Yani maya dininde tanrı olarak bilinen devler şeytanın oğluydu.
Yine maya mitolojisinde “bacablar” isimli devler atlantis döneminden kalma tanrı devlerdir. Büyük tufanda bu devler tamamen ölmemişler ve tufandan sonra yeni kurulan 2.dünyada tekrar kral olarak yaşamaya devam etmişlerdir. Maya inançlarına göre bu devler tarihi devirler boyunca tekrar dünyaya yayılacak ve tekrar yok olacaklardır.
Yine Amerika kıtasında palenque deki piramitin içinde yatan lord pacal mayaların tanrısıydı ve 2.30 boyundaydı.
Antik azteklerde tanrı insan evliliği
Aztek mitolojisinde ise devlere Quinametzin denilirdi. Aztek inancına göre bu devler eski dönemde dünyayı doldurmuş fakat günahlarından ve kötülüklerinden dolayı yaratıcı tarafından cezalandırılıp yok edilmişlerdir.
Bunun yanında Amerika kıtasını işgal eden ispanyol ve diğer avrupalı işgalciler tarafından yazılmış bir çok kitapta da devlerin kalıntılarının görüldüğü hatta dev kemiklerinin avrupaya götürüldüğü anlatılmıştır. Hatta ve hatta avrupalı işgalcilerin karşısında savaşan bir dev bile, avrupalı askerlerin şehitlikleriyle kitapta geçmektedir. 10 metre boyunda dev savaşçı tek başına avrupalı askerleri püskürtmüştür. Yakın zamanda benzer bir olayın afganistanda da yaşandığı iddia edilir. Kırmızı saçlı bir devin yaşadığı söylenen bir mağaraya giden afganistandaki amerikan askerleri devin saldırısına uğramış sonra devi öldürüp ülkelerine götürmüşlerdir.
Bununla birlikte Şeytanlarında insanlarla ilişkiye girip kralların babası olduklarına dair anlatımlar her kültürde mevcuttur.
Bütün yaratılış efsanelerinde ve kutsal kitaplarda; göklerden inen, üstün özellikleri bulunan ve insanlara teknolojiyi veren yılan biçimli tanrıların dünyalı dişileri hamile bıraktığından hatta gökten inen bir ışıkla gebe kalan dünyalı dişilerden bahsedilir.
İşte bu evlilik olayı hz. Nuh tufanı ile batmış olan Mu ve Atlantis kavimlerine kadar uzanmaktadır.
Platon Atlantis efsanesinde Ada halkının atalarının, Poseidon tanrısı (şeytanı) ile insan anneden doğan nesil olduğunu ileri sürer.
Ölü Deniz Parşömenleri Kumran Yazıtları“nın “Yaratılış Çağları (4QI80)” bölümünde; nuh tufanından önce İblis ve onun meleklerinin insan kızlarıyla cinsel ilişkiye girdiğini, onların da devleri doğurduğu ve böylece yeryüzünde fesadın ve kaosun yayıldığı ardından tufanın olduğu vurgulanır. Yine tanrıların bu kadınlara büyüyü de öğrettikleri yazar.
Esseneler olarak bilinen, dışa kapalı Yahudi bir toplumun çok eski yazılı metinleri olan “Ölü Deniz Parşömenleri Kumran metinlerinin Yaratılış Çağları (4QI80)” bölümünde şöyle yazmaktadır: “Bütün bunlar, seçtikleri arasından kendilerine eş seçtiler, onların yanına gitmeye başladılar ve onlarla kendilerini kirlettiler. Onlara büyücülük ve sihirbazlık öğretmek için… Onlardan hamile kalıp devleri doğurdular… “Güçlü Olan(Allah), onlara haykırdı ve Dünya’nın bütün temelleri sallandı ve dipsiz kuyulardaki sular fışkırdı. Göğün bütün pencereleri açıldı ve dipsiz kuyulardan çıkan güçlü sular sele dönüştü. Göğün pencerelerinden yağmurlar boşaldı ve O, Tufan’la onları yok etti... Bu nedenle kuru toprak üzerindeki her şey helak oldu; adamlar, hayvanlar, kuşlar ve kanatlı yaratıklar öldü. Devler kaçmadı…”
tevratta ise nuh tufanından önce Tanrı’nın oğulları, insan kızlarına gelmişler ve (devlere) baba olmuşlardı .denmektedir. tahrif olmuş ‘Tanrı’nın oğulları” ifadesinin yerine Tora tefsircileri “yöneticilerin oğulları” veya “hakimlerin oğulları” ifadesini kullanmışlardır.
“İnsanoğlu, toprak üzerinde çoğalmaya başlayıp kızları doğunca, Tanrı’nın oğulları (yöneticilerin oğulları), insan kızlarının iyi olduklarını gördüler ve her şeçtiklerinden kendilerine eş aldılar. Tanrı: “Ruhum insanı sonsuza dek yargılamayacak; çünkü o etten başka bir şey değil. Günleri 120 yıl olacak” dedi. Devler(Nefilim) o günlerde ve daha sonraları yeryüzündeydiler. Tanrı’nın oğulları, insan kızlarına gelmişler ve (devlere) baba olmuşlardı. (Devler) ezelden beri en güçlülerdi; şöhretli kişilerdi. Tanrı yeryüzünde insanın kötülüğünün artmakta olduğunu gördü. (İnsanın) en derin düşüncelerinin yarattığı eğilimler, gün boyunca, sadece kötüyeydi. Tanrı: “Yaratmış olduğum insanoğlunu yeryüzünden sileceğim, – insandan evcil hayvanlara, yer hayvanlarına ve gökyüzündeki kuşlara kadar-” dedi. Fakat Noah, Tanrı’nın gözünde beğeni bulmuştu.” Bereşit(Tekvin): 6/1-5, 78
Yunan alegorileri Atlas’ın 7 kız çocuğundan bahsederler. Bunlar, etnolojik olarak, 4 üncü Kök Irk’ın 7 Alt Irkı’nı temsil ederler: Hepsi de tanrılarla evlenmişler ve bir çok uluslarla kentlerin kurucuları olan ünlü dev kahramanları doğurmuşlardır.
Antik enok un kitabında o dönem yaşanan kaosta devlerin rolünü İdris peygamber olduğu tahmin edilen Enok un anlattığına göre de: göklerin çocukları insan kadınlarına şehvet duyup onlarla evlenmişler sonra da bu kadınlardan devler doğmuştur. Daha sonra da bu devler insanları bile yemeye başlamış, Ardından tufan gerçekleşmiştir.
Enok’un Kitabı 7. Bölümde şöyle der: “1. İnsanoğulları çoğalınca, güzel ve alımlı kızları oldu. 2.Gözcüler(cin-şeytanlar); göklerin çocukları, onları(insan kızlarını) görüp onlara karşı şehvet hissettiler. Birbirlerine dediler ki: ”Gelin insanların arasından kendimize eşler seçelim ve onlardan çocuklarımız olsun.” 9. Liderlerinin isimleri şöyleydi: Semyaza, Araklba, Rameel, Kokablel, Tamlel, Ramlel, Danel, Ezeqeel, Baraqiyal, Asael, Armarel, Batarel, Ananel, Zaqiel, Samsapeel, Satarel, Turel, Yomyael, Sariel. İki yüz gözcünün liderleri bunlardı. (Bunlar; 19 kişilik gözcü-cin-şeytan lider grubu. İblis’in yalanıyla, düşmüş melekler.) 10. Bunlara tabi olan diğer tüm gözcüler (ki bunların da sayısı 200’dür) birlikte kendilerine eşler aldılar. Her biri kendine bir eş seçti ve onlarla birleşmeye, kendilerini onlarla kirletmeye başladılar. Onlara büyüler öğrettiler. 11. Sonra kadınlar hamile kaldı ve boyları 135 metre(13.5 metre mi?) olan Devler doğurdu. 12.Sonunda insanlar, onları besleyemeyecek hale gelene kadar, bu devler insanların ürettiği her şeyi tüketti.13. Ve Devler, yemek için insanlara döndü ve onları yediler. Kuşlara, yabani hayvanlara, sürüngenlere, balıklara karşı günah işlemeye ve sonra birbirlerinin vücutlarını yemeye, hatta kanını içmeye başladılar. (Enok’un Kitabı 7. Bölüm) (parantez içi açıklamaların bize ait olduğu bilinmelidir)
başka bir bölümde enok un kitabı şöyle yazar; “… 8. Kadınlardan devler doğdu. 9. Sonra da tüm dünya kan ve günahla doldu. 10. Bak şimdi ölenlerin ruhları ağlıyor. 11. Ve çığlıkları cennetin kapılarına ulaşıyor.”
Çin kayıtlarına göre de; Mısır’daki firavunlar dönemiyle neredeyse çağdaş sayılabilecek zamanlarda (M.Ö. 2852 – 2206 arasında)? Çin’de yarı mitolojik “Beş Kral” hüküm sürmüştü.
Çin mitolojisinde de yılan tanrıları ile insanlar arasında cinsel ilişkilerin yaşandığı vurgulanır. örneğin Çin mitolojilerinden olan “Baishe Zhuan”, çinin Hangzhou şehrinde geçen romantik bir hikâyedir. İnsan formuna erişen bir yılanın bir adama aşık oluşunu anlatır.
yılanlar ve ejderha motifleri ile dolu çin tarihinde yaratılan ilk insan; nu kua adlı yarı insan yarı ejderha bir tanrıça tarafından yaratılmıştır.
Antik Bir çin kitabı olan i-king çok eski zamanlarda insanlarla ejderhaların beraber yaşadıklarını evlenip yeni bir ırk yarattıklarını anlatır. çok eski çin imparatorları ejderha yüzlü diye anılır. Japonlardada aynı şekilde imparator ejderha soyundan gelmektedir.
Çin mitolojisinin bir diğer özelliği, tanrıların bir kısmının yolda yürüyen bir insan kadınına yıldırım çarpması ya da kadının dev bir ayak izine basması gibi döllenmesiz üreme sonucu ilahi bir şekilde doğmuş olmalarıdır.
Yine Çin’in de kendi tradisyonunda Malpasima adı verilen bir adaya veya kıtaya ilişkin öyküsü vardır. Kaempfer,“Japonya” adlı eserinde, bu tradisyondan şöyle söz eder: Bu ada, devlerinin kötülüğünden ötürü okyanusun dibine batar ve Çin Nuh’u olan Kral Peiruun, Tanrıların uyarması sayesinde ailesiyle ‘birlikte tufandan kaçar. Çin’in bu günkü halkı işte o dindar prens ve onun neslinden gelir .
malta adasındaki tarihi mö.3000 den öncesine dayanan antik Ggantija tapınakları efsaneye göre; ibadet yeri olarak bir insanın çocuğu olan Sunsuna adlı kadın bir dev tarafından yaptırılmıştır.
Antik dönemde maltada sunsuna ana denilen bu kadın deve tapınılmaktaydı.
Türk edebiyatının en eski isimlerinden Dede Korkut’a göre de, Tepegözler denen devler Kaf Dağı’nda yaşayan, son derece dayanıklı vücutlara sahip, tek gözlü yabani devlerdir. Bu devler Perilerin ve çobanların çiftleşmesi sonucu doğmaktaydı.
Mitoloji Sözlüğü” Tibet maddesinde mu döneminde koloni olan tibette hüküm süren güçleri anlatmaktadır. mu ve atlantiste olan aynı şeyler tibette de yaşanmıştır: 14. yüzyıldan kalma bir metin olan ‘Kralın Sözleri Kitabı’nda; çok daha eski geleneklerin varlığı dile getirilmektedir. Bölümlerden birinde ilk kralın iktidarından önce Tibet’e hakim olan şeytansı mistik yaratıklar ve devler şöyle anlatılır. Bu anlatımlarda cin-po isimli cinlerin ve sonra oraya hükümdarlık yapan bir şeytan ve devin annesinin olduğu anlatılır.
” Önce siyah bir şeytan hüküm sürdü ve ülke, şeytanlar ülkesi diye tanındı. Bundan sonra Niyen-po ve Cin-po isimli cinler çıktı. Sonra bir şeytan ve bir Dev anası hüküm sürdü. Ve ülke iki kutsal öcü ülkesi diye tanındı. Buradan et yiyen kırmızı yüzlü yaratıklar ortaya çıktı. Sonra yılanlar ve güçler hüküm sürdüler ve ülkenin tamamı Tibet adını aldı.”
Yine İslam Alimlerinden Taberinin bir rivayetine göre; Anak isimli bir dev Nuh peygamberden önce vardı ve Tufan’da ölmedi. Bu kafir ve zalim olan devin annesi bir insandı.
(et-Taberi, Tefsir, XII, 37 ; Tarih, 1/1, 264; İbn Kuteybe, Te’vilü Muhtelifi’l-Hadis, s.278-79, 286; el-Kamil, I, 72)
Devlerle cinlerin yani yılanların bağlantısı hemen her antik metinde görülebilir. Devlerin Gökten inen kralların insan kadınlarından çocukları olduğu gördüğünüz gibi bir çok antik metinde yazmaktadır. Mesela Yine bir örnek olarak; zerdüştlük dininde devler cinler ve yılanlarla birlikte sayılmıştır. Zerdüştte cinlere kurban kesilmesini yasaklamıştı. Daha sonra cinlerle ilgili tasnifler yapıldı. Zerdüştî efsanelerde Azhi Dahaka gibi omuzlarından iki yılan çıkan cinnî devler geçer. (bk. DAHHÂK)
Bu antik kaynakların yanında tüm eski efsanelerde ortak bir anlatımla devlerden ve özelliklerinden bahsetmektedir.
Mu ve atlantiste yaşananları anlatan antik kayıtlarda; tufandan önce kral olan devlerin; tufana yakın zamanda ve tufandan sonra artık dünyanın bir çok yerinde eşkiyaya dönüştüğünü ve insanlarla savaştıkları yazmaktadır. Tarihi yazıtlara göre; insanlara zulmetmeye başlayan devlerin çoğu; bir önceki bölümde ispatladığımız nuh tufanında yok olmuş, ardından bir kısmı bulundukları kültürde kral olarak varlıklarını devam ettirmiş, bir kısmı ise başına buyruk yaşayarak insanlara zulmetmeye devam etmiş ve insanlar tarafından öldürülmüştü. İleride göreceğimiz Mu artığı ad kavmindeki devlerde Yine kuran da yazdığına göre yaratıcı tarafından helak edilerek yok edilmişti. bu nedenle tufandan önce devler kral ve tanrı iken onlara saygı ve hürmet gösterilirken tufandan sonra ise genellikle zalim yaratıklar olarak görülmüş ve devlerle savaşan insan kahramanlar şöhret kazanmıştır.
Bu efsanelerin ve devlerle ilgili kalıntı ve mezarların dünyanın her yerinde olmasının nedenini ise ad kavmi ile ilgili bölümde daha iyi anlayacağınız üzere devlerin tüm dünya ülkelerine yayılıp oralarda krallık yapmaya çalıştıklarından dolayıdır.
Bir sonraki bölümümüzde nuh tufanindan sonra devlerin kurmuş olduğu ve dünyayı yöneten ad ve semud yani tarihten bildiğiniz akad ve sümer imparatorluklarının günümüzü ilgilendiren bilgilerini vereceğiz. bizi izlemeye devam edin.
Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı
