YouTube player

Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.

 

Çok Tanrılı Dinlerin Ortak Özellikleri 

 

Ankebut-25-  İbrahim, (o putlara tapanlara şöyle) dedi: “Siz, aranızda sadece dünya hayatında kalacak bir sevgi ve dayanışma bağı olarak Allah’ı bırakıp, birtakım putlar edindiniz…

 

resmi tarihe göre, geçmiş dönemde çok tanrılı dine inanan insanlar kafalarından tanrılar uydurdular ve doğa olaylarını kontrol edemedikleri için kendilerinden güçlü bu hayali varlıklara içgüdüsel olarak taptılar. yani geçmişteki tüm dinler ve tanrılar; boş, manasız ve amaçsız şeylerden ibaretti. fakat bir önceki bölümde gösterdiğimiz güneş dininin ortak özellikleri bunun tam tersini, yani bu dinlerin tanrıların emirleri ile oluştuğunu ispatlamaktaydı. antik dönemde tüm dünyada var olan güneş dini hep birbirine benzer özellikler taşımaktaydı. tüm güneş dinlerinde; güneş sembolleri, gri uzaylı ve sürüngenimsi uzaylı tanrılar, bizim boyutumuzda mavi renkli şekilde görünen tanrılar, hep yıldızlara odaklı bir inanç sistemi, piramit tapınaklar ve hep aynı büyüsel semboller vardı. özetle önceki bölümde; piramitlerin, yıldızlar, semboller ve tanrılar ile bağlantısını gördük. tüm bunların insanlar ve diğer boyuttaki tanrıların ortak çıkarı için, büyü ticareti amacıyla yapıldığını anlatmaya çalıştık. işte aynı şekilde, tüm dünyada var olan bu piramitlerin yanında aynı özelliğe sahip diğer antik megalitik yapılarda aynı amaçla yapılmışlardır. 

 

Çok Tanrılı Dinlerde Diğer Megalitler

 

çok tanrılı dinlerin hemen hepsinde var olan piramit haricindeki diğer megalitik yapılar; dikilitaşlar, menhirler, dolmenler, taş çemberler, Tanrı kapıları, kaya evler ve tünellerdir. Bu yapılar da genel olarak piramitler ile aynı özelliklere sahiptir, hepsi dünyanın her yerinde benzer şekilde bulunmaktadır. hepsi çok ağır ve sert taşlardan yapılmıştır, yani nasıl yapıldıkları bilinmemektedir, hepsi çok tanrılı dinlerin mensupları tarafından yapılmıştır, hepsinin üzerinde yazı bulunmaz ya da çok tanrılı dinlerin sembolleri vardır, hepsi yıldızlar veya gök cisimleri ile bağlantılıdır ve ona göre konumlandırılmıştır. hemen hepsi nedeni bilinmeyen bir sebeple yarım kalmıştır. kuranın anlatımıyla aniden helak edilmişlerdir. hepsi zaten kendi başlarına sembollerdir ve büyüsel özellikler taşırlar. bu yapılara ilk bakıldığında zaten tanrıların anılmasını, güçlerinin düşünülmesini sağlarlar. bu düşünce gücü bile tek başına kuantum fiziğine göre diğer boyutlara dolayısıyla diğer boyuttaki tanrılara enerji sağlar. onun yanında diğer boyuttaki negatif varlıklar ile iletişime geçme, onlardan yardım alma ve onları güçlendirme yolu olan büyünün yapımında ve büyülerin etkisini arttırmada direk olarak kullanılmaktaydılar.

piramitlerin iletken maddeler ile yapıldığını ve elektrik enerjisi ile ilgili özelliklerini anlatmıştık. zaten elektrikte kuantum fiziği ile ve diğer boyutlarla ilgili bir enerjiydi. piramitler gibi diğer megalitik yapılarda tanrılara kuantum enerjisi kazandırmak amacıyla yapılmıştır. dolmenlerin üzerinde insan kurban edilirdi, dikilitaşlara adaklar adanırdı, taş çemberlerde ayinler yapılırdı, kaya evlerin bir kısmı ibadethaneler idi. tanrı kapılarının arkasında bir şey olmaması bu kapıların direk diğer boyuttan tanrıların girişi için yapıldığını gösterir. bu kapının özelliklerinden ve burada yapılan ritüeller vasıtası ile tanrılar kısa süreliğine de olsa bu kapılarda gözle görülür hale bürünüyor olabilirler.

 

Urartularda gökten gelen yarı insan olan kanatlı tanrılara inanırlardı. Urartular tanrıların gelmesi için yüksek yerlere muazzam görünümlü kapılar inşa ettiler. (sessizliğin sınırındaki kapıya benziyor)

tarihi kayıtlar ve araştırmacılara göre bu tanrılar genelde bir yıldız geçidinden dünyaya gelirler. resimlerde gördükleriniz tarihi kayıtlarda tasvir edilen yıldız geçitleridir. Çünkü hepsi Tanrı kapısı veya kral kapısı diye anılmaktadır. Başka boyuttan bir varlık için değil ise fiziksel olarak bir yere açılmayan bu kapıların hiç bir mantığı yoktur.     

 

Çok Tanrılı Dinlerde Sunaklar ve Nişler

 

Dünyanın farklı yerlerinde olsalar dahi; Büyücü rahipler hep aynı tanrılardan aynı mesajı alıp insanlara ilettikleri için tüm dünyada çok tanrılı dinler birbirine benzemektedir.

 Çünkü birbirine benzeyen boyut varlıklarının insanlardan istekleri ve ihtiyaçları da aynı idi. büyü ticareti ile insanlardan hep daha çok düşünce enerjisi talep ediyorlardı. bu taleplerini karşılayacak ticarethaneleri de piramit ve Dikilitaş gibi ibadethanelerin yanı sıra sunaklar ve nişler idi. Tanrıları anmak ve küçük adaklar adamak için yapılan nişler ve sunaklar bugün bile Hindistan gibi ülkelerde hala daha aktif olarak kullanılmaktadır. bugün bile Hindistan da kullanılan bu sunakların antik Petra ve madain Salih şehirlerinde kullanılan sunaklar ile aynı olması çok tanrılı dinlerin kaynağının ne kadar benzer olduğunun çarpıcı bir örneğidir. 

 

özetle her ne kadar büyü yapan insanlar, şeytandan bir takım bilgi almak gibi çoğunlukla fiziksel olmayan menfaatler elde etse de; şeytandan daha fazla yardım almak için onların putlarına tapmak, insanlara hiçbir şey kazandırmaz. sadece şeytana güç kazandırır.

 

Yâsîn 36:74- Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilahlar edindiler.

Yâsîn 36:75- Onlar ilahlar için (hizmete) hazır asker oldukları halde, ilahlar onlara yardım edemezler.

A’râf 7:194Allah’tan başka dua ve ibadet ettiğiniz bütün putlar, sizin gibi kullardır.

A’râf 7:197Allah’tan başka yardımınıza çağırdığınız tanrılarınız ise sizin imdadınıza yetişemezler, hatta kendilerine bile fayda ve yardımları dokunmaz.

Hacc 22:12- 13- Allah’tan başka, kendisine ne zarar ne de yarar sağlamayacak şeylere yalvarır. İşte besbelli sapıklık budur. Hatta bazen da kendisine zararı yararından çok olacak kimselere yalvarıp yakarır. Ne kötü bir efendi, ne fena bir yandaştır o!

Furkân 25:55- Buna rağmen bir kısım insanlar, kendilerine, tapmaları halinde fayda, tapmamaları halinde zarar veremeyen birtakım şeyleri tanrılaştırıp, Allah’ın dışında onlara ibadet ettiler. Zaten kâfir, Rabbine karşı hep batıla (şeytana) arka çıkar. 

Bakara -102-…Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar büyü ile) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı…

 

en nihayetinde, insanlar büyü ile açıklık vermese şeytanların bizim boyutumuzda hiçbir gücü ve etkisi yoktur. özetle piramit tapınaklar gibi tüm bu megalitlerde büyüsel amaçla ve tanrılarla iletişim için yapılmıştır. Bunun yanında zaten önceki bölümlerde tüm bu megalitlerin çok tanrılı dinler ile bağlantılarına çokça değinmiş anlatmış ve delillerini göstermiştik. işte bu bağlantı aynı zamanda bu megalitik yapıların teknolojik sırrını da açıklamaktadır. çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biri de bu dinlere ait mega yapıların  tanrılar tarafından verilen teknoloji ile yapılmış olmasıdır. 

büyü ticareti ile tanrılar insanlara teknoloji veriyor insanlarda onlara güç kazandıracak ibadethaneleri yapıyordu. önceki bölümlerde bu yapıların çok tanrılı dinlerle bağlantılarına çokça değinmiş, anlatmış ve delillerini göstermiştik. Antik teknolojiler bölümünde bu yapıların nasıl yapıldığına da değineceğiz. 

 

Çok Tanrılı Dinlerde Gökten İnen Teknoloji

 

Fakat önemli bir ortak nokta çok tanrılı uygarlıkların sahip olduğu bu teknolojinin bebeklik çağının olmaması, gökten inen bir teknoloji olmasıdır. Bu antik yapıların nasıl yapıldığı hala kafa karıştırmakta ve bir çok spekülasyona sebep olmaktadır. İşin Daha da garip yanı bu yapıların teknolojik olarak evrimsel gelişim aşamalarının olmamasıdır. Yani basitten komplex yapılara doğru bir gidişat söz konusu değildir. Çok ilkel yapılardan bir anda çok ileri teknolojik yapılara geçiş söz konusudur. Zaten Ana akım biliminin bahsettiği gibi bazı piramitler giza piramitinin başlangıç ve deneme yapıları değildir. Çünkü birincisi ilk deneme piramitleri dedikleri piramitler neredeyse hiçbir araç olmadan ilkel dönemde bile yapılabilecek yapılar iken giza piramiti bugünkü teknoloji ve araçlarla bile yapılması çok zordur. Yani arada çok devasa bir fark vardır ve arada gelişim aşamalarına göre olması gereken farklı teknolojik düzeylerde sayısız piramit yoktur. Her açıdan arada devasa farklılıklar vardır, taşların yapısı, ağırlığı, sertliği, büyüklüğü, yapının büyüklüğü, geometrisi, hepsi olağanüstü farklılıklar içerir. Zaten her çok tanrılı dinde tanrıların teknoloji getirdiği yazmaktadır. Hatta farklı bilim dallarının farklı tanrıları bile olmaktadır. Yardım alan buyrukta alır prensibince bu tanrılar ellerindeki teknolojiyi karşılıksız insanlara vermediler. Karşılığında Tanrı oldular. İkinciside zaten zannedilenin aksine en büyük piramitler en eski en küçük piramitler ise en yeni piramitlerdi.

 

Çok Tanrılı Dinlerde Büyü

 

Bir anda gökten zahmetsizce gelen bu teknoloji ve güç insanlarında çok hoşuna gitti. işte çok tanrılı toplumların ortak özelliklerinden biri de büyü ticareti ile tanrılara tavizler vererek onlardan teknoloji alıp, hızlı şekilde güç elde etmeleridir. çünkü İnsanlar hızlı kazanç getiren şeyleri çok sever. Suçlar da bu yüzden vardır. Soygun, katillik, ve benzeri suçlar Çabuk, az zahmetle ve çok kazanç getirir. Fakat bunların ortak özelliği hem insan fıtratına zararlı olması hem de bu dünyada bile genellikle acı sonuçlarının olmasıdır. Büyü de bunlardan biridir. tüm bu kriminal suçlar gibi büyü de hızlı kazanç getiren ve eskiden tek yaratıcılı dine mensup toplumların kriminal suç olarak gördükleri bir eylemdir. ve yine tüm suçlar gibi zehirli bal tarzında, anında zevk veren fakat devamında acı sonuçları olan bir eylemdir. 5.bölümde anlattığımız üzere büyü yapan kişi zaten negatif boyut varlıkları ile ticaret yapacağı için onların istediği fıtratına ters negatif beyin kimyasalları oluşturacak eylemleri  büyüsel ritüellerde yapmak zorundadır. hem de büyü ile kendi manyetik alanını negatif boyut varlıklarının etkisine açık hale getirerek şeytanların kölesi ve kuklası haline gelir. bu sebeple şeytanların isteklerini yapmak zorundadır aksi halde eskilerin tabiri ile çarpılır. çünkü boyut varlıklarına bu yetkiyi vermiş bu alanı oluşturmuştur.      

 

Ankebut-25-  İbrahim, (o putlara tapanlara şöyle) dedi: “Siz, aranızda sadece dünya hayatında kalacak bir sevgi ve dayanışma bağı olarak Allah’ı bırakıp, birtakım putlar edindiniz…

Yine bir çok Mu ve Atlantis araştırmacısının tabletlerden ulaştığı bilgilere göre; pagan güneş dininin yayılma noktası olan Atlantis ve Mu ülkelerinin insanları, metafizik açıdan ileri bilgi birikimi ve yaşantıya sahipti. onlarda büyü hayatın her alanına sirayet etmişti.

 

James Churchward’ın torunu Jack Churchward, kendine ait web sitesinde, “2011 Mart Güncellemesi”  adıyla yaptığı yayında tabletlerin Hindistan’da bir Alman tarafından yeniden keşfedildiğini bildiriyor.

Dzyan Kıtaları’nın Kadim Yorumu”nda da belirtildiği üzre, «Atlantislilerin altıncı ali ırkı, Güneş’e karşı dahi majik büyüler kullanıyorlardı.

 

özetle Çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biri de hepsinde büyünün var olması, büyücülüğün çok revaçta ve uygulanıyor olması, büyücü rahiplerin din adamı olması, ve tanrılarla büyü vasıtasıyla iletişim kuruluyor olmasıdır. Bunların delillerini yani tüm çok tanrılı dinlerde ki büyücü rahipleri ve bunların isimlerini 5. Bölümde göstermiştik. birazdan bu rahiplerin içki ve uyuşturucular ile transa geçerek boyut varlıklarıyla iletişim kurduklarını da anlatacağımız için bu bölümü şimdi geçiyorum.

 

Çok Tanrılı Dinlerde Büyü İçin Sembolizm

 

 

yine 5. Bölümden hatırlayacağınız üzere büyü en basit haliyle düşüncedir. Bu düşünce enerjisi diğer boyuttaki varlıklara besin olmaktadır. Düşüncenin diğer boyutlara ve bizim boyutumuza bilimsel etkilerini de 2. Bölümde anlatmıştık. İşte büyünün yani düşüncenin oluşabilmesi için en etkili yöntem sembollerdir. Çünkü semboller ile anında düşünce oluşturulur ve sembolü yapması kolaydır. 

 

semboller ile herkesin bildiği gibi; bir şekil ile kısa yoldan bir veya bir çok anlamı ifade ederek karşı tarafa mesaj verilir. O sebeple Büyünün başlıca objesi sembollerdir. Semboller ile istenilen düşünce enerjisi oluşur ve kuantum fiziğine göre gerçek olan bu düşünce etkisi büyüyü oluşturmuş olur. Tüm büyüler semboller vasıtasıyla yapılır. büyü kitaplarında bir çok sembole rastlarsınız, işte bu semboller yoluyla şeytanlar anımsanır, kutsanır ve yine semboloji yoluyla onlarla iletişim kanalları açılır. 

 

İşte çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biride büyüsel sembollerdir. Tüm çok tanrılı dinlerde benzer sembollerin sıkça görülmesi ve hepsinde büyünün var olması da boyut varlıkları ile iletişimin yani şeytanın var olduğunun kanıtıdır. Zaten tüm çok tanrılı dinlerdeki Putlar bu büyüsel sembollerin başlıcalarıdır. Şeytanın putu yani reptilian, yılan, ejderha sembolü tüm çok tanrılı dinlerde başlıca sembol olarak yer almaktadır.

 

burada sembollerle ilgili önemli bir noktayı açıklamak zorundayız. o da sembolü kim ele geçirirse onun istediği gibi kullandığıdır. Sembol için önemli olan taşıdığı anlamdır, karşı tarafa verdiği mesajdır. Aynı sembollere bile farklı anlamlar yüklemek mümkündür. o nedenle sembolü kimin ne amaçla kullandığı önemlidir. örneğin siyon yıldızının kökeni Mu ve atlantis dönemine kadar gider. bu yıldız sonra hazreti süleyman döneminden itibaren yahudiler tarafından kullanılmış ondan sonra müslüman osmanlı devleti tarafından kullanılmıştır. ardından israil kurulduğunda tekrar yahudiler tarafından kullanılmaya başlanmış ve müslümanlar tarafından kullanımına son verilmiştir. yani sembolü kim ele geçirirse o istediği anlamı yüklemiştir ve o kullanmıştır. 

 Yine Mu döneminde bile sion yıldızı kullanılmıştır. Mu kıtalarını anlatan naacal tabletindeki siyon yıldızının bir çok büyüsel anlamı olduğu gibi bir anlamıda; tanrıların alemi ile insanlar aleminin bölgelerini belirtmesidir.

müslümanlar siyon yıldızına Allah ın hazreti süleyman a verdiği dünya hükümranlığının mesajı şeklinde islami anlamlar yüklerken israiloğulları ve Mu atlantis kavmi tarafından büyüsel ve paganist anlamlar yüklenmiştir. çünkü israiloğullarının hazreti süleymanın büyücü olduğuna inandıkları ve hazreti süleyman dönemindeki gibi büyüsel güç ile yeniden dünyaya hükmetme amacında olduklarını biliyoruz. bu konuya ilerde değineceğiz. aynı şekilde hilal ve ay örneğini verebiliriz. putperest güneş dininde güneş tanrısının yanında bir de ay tanrısı bulunmaktadır ve  sembolüde hilaldir. putperest kavimlerce ay tanrısı denen bir şeytanı nitelendiren hilal sembolü bolca kullanılmıştır. islamiyet geldikten sonra ise bu sembolü müslümanlar ele geçirmiş ve kendilerini ifade etmek için kullanmışlardır. bugün ise putperest gruplar hilal sembolünü kullanmazlar, kullanmaya çalışsalarda farklı versiyonlarıyla ve çok az kullanmaktadırlar. çünkü hilalin günümüzde verdiği mesaj satanizm olmaktan çıkmıştır o artık islami bir mesajdır.

 

sonuç olarak; bu belgesel serisinde anlatacağımız her konunun büyü ile bağlantısı ve büyüsel bir anlamı vardır, yani çok tanrılı dinler tamamen büyü üzerine kuruludur.

 

Çok Tanrılı Dinlerde Putlar

 

çok tanrılı dinlerin en büyük ortak özelliklerinden biri de putlardır. Aynı zamanda bir sembol olan putlara büyü ve düşünce enerjisinin aktarılması şeytanları güçlendiriyordu. Şeytanlar bu putların içine giriyorlardı, yeri geldiğinde elde ettikleri kuantumsal güçle putların içinden ses çıkartarak (zaten somut bir tanrıya inanma eğiliminde olan) insanları etkiliyorlar, putlara daha fazla ihtimam gösterilmesini sağlıyorlardı. örneğin;

Cahiliye Arapları döneminde putların içinde cin olduğuna inanılıyordu ve bu cinlere  “Hatif” denilirdi. Putun içindeki cin ile kahinler konuşurdu ve cinlerden bilgi alırlardı. Putlara tapanlar, bazen bu putlardan ses işitirdi. hatta bir hadisi şerifte, hazreti halid bir putu imha ederken içinden çıkan siyah varlığı da kılıcı ile ikiye bölmüştür. 

 

Hadîs imamlarının naklettikleri meşhur bir hadise de şudur: Hazreti Hâlid ibni Velid’in Uzzâ putunu imha ederken, putun içinden siyah kadın şeklinde bir cin çıktı. Hazreti Hâlid bir kılıçla cini iki parça etti. Allah Resulü (asm), o hâdise için “Uzzâ putu içinde ona ibadet ediliyordu. Daha ona ibadet edilmez.” diye açıklamada bulunmuştur. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:362; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:287; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:738; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 4:316; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 6:176.)

Dünya genelinde putperestlerin tamamı heykellerin içinde kutsal tanrısal ruhlar olduğuna inanır ve o heykellere taparlar.  hatta Kur’an’da bu tapınılan putların bazılarının sonradan Müslüman olduğu yazmaktadır. 

 

İsra 57- Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar.

Abdullah b. Mesud (ra) şöyle demiştir: “Bazı müşrikler, bir grup cine tapıyordu. Taptıkları cinler İslam’a girdi ve Allah’a yakınlaşmak için salih ameller aramaya başladılar. Müşrikler de bu durumdan habersiz onlara ibadet etmeye devam ettiler.” (Buhari, 4714; Müslim, 3030) 

cansız putlar müslüman olamayacağına göre, ayette putların içindeki cinlerden bahsedilmektedir.

semavi dinlerin hepsi Putların şeytanların tasviri olduğunu belirtmiştir;

meryem 42- Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”…44-Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân’a isyankâr olmuştur.”

 

İncil deki Galatyalılar’a Mektup’ta (4/8) hiçbir gerçekliği olmayan putperest tanrılarının ortak yönüne temas edilmiş, Korintoslular’a Birinci Mektup’ta da (10/19-20) putlara kurban sunanların aslında cinlere kurban sunmuş oldukları belirtilmiştir.

… Yalancı tanrılara kesilen sununun ya da yalancı tanrının önemi var mı? 20Hayır! Demek istiyorum ki, uluslar sunduklarını Tanrı’ya değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaşlık etmenizi istemem. 21Hem Rab’bin bardağından, hem de cinlerin bardağından içemezsiniz. Hem Rab’bin sofrasına, hem cinlerin sofrasına paydaş olamazsınız.” Korintoslular Birinci Mektup (10/19-20)

 

Gökten gelen tanrıların yani şeytanların hüküm sürdüğü Mu ve atlantis kavimlerinde de putlara tapılıyordu. Bu putları 6. Bölümde göstermiştik. hazreti Abbas ın rivayetine göre nuh kavmindeki bu Putlar sonradan Araplara da geçmişti.

İbn Abbâs radiyallahu anh’dan: “Nuh’un kavminde mevcut olan putlar bilahare araplara da intikal etmiştir:
‘Ved’ adlı put, Devmetü’l-Cendel’de Kelb kabilesinin putudur. ‘Suvâ’ ise Hüzeyl’in putu, ‘Yeğûs’ ise Murâd kabilesinin putudur ki, daha sonra o, Curf mevkiindeki Sebe’in yanında bulunan Gutayfoğullarının putu oldu. ‘Ya’ûk’a gelince, o da Hemedan’ın putudur. ‘Nesr’ ise, ZÎIkelâ ailesi olan Himyer’in putudur. Aslında bunlar, Nuh kavminden salih kişilerin isimleridir. Onlar Öldükleri zaman, şeytan bunların kavmine gelip onların hatıralarına putlarının, oturdukları yerlerde dikilmesini ve bu putlara da onların isimlerinin verilmesini iğva etti (vesvese verdi), şeytanın bu isteğini yerine getirdiler. Onlar ölünceye dek bu putlara tapılmadı. Sonra (halkın) bu hususta bildikleri unutulunca tapmaya başladılar.”  Buhârî, Tefsir 329. Bâb 71. Sûrenin tefsiri- Buhârî, Tefsir Sure-i Nûh 1; İbn Esir, Câmiu’1-Usûi..

görüldüğü gibi hazreti Abbas ın Peygamber efendimizden aktardığı bilgiye göre Mu kıtasındaki aynı putlara arap kabilesi tarafından da tapılmıştır. bu hadisi şerif aynı zamanda putperest dinlerde benzer hatta aynı putlara tapınıldığını da göstermektedir.

bu konuda göstereceğimiz önemli bir delilde; birçok kültürdeki putların, bugün şeytan olarak  bilinen varlığa benzemesidir. Bu konuyu 3. ile 4. bölümde anlatmıştık. İslam kültüründeki cin tasvirlerinin, antik tanrılara benzediğinin delillerini göstermiştik. Hadislerde anlatılan cin tasvirlerininde çok tanrılı dinlerin tanrılarına benzediğini göstermiştik.

13.yy. da yaşamış ortaçağda jeoloji otoritelerinden fars asıllı Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî pozitif  bilimlerdeki eserlerinin yanı sıra en bilindik eseri Acaibu’l-Mahlukat ve Garaibu’l-Mevcudat (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar) kitabıdır. 1202 yılında Tahran’a 150 kilometre uzaklıktaki Kazvin’de doğan Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî, Fars asıllı bir matematik, fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilginiydi. Ortaçağda jeolojinin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Pozitif bilimlerdeki eserlerinin yanı sıra en bilindik eseri Acaibu’l-Mahlukat ve Garaibu’l-Mevcudat (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar) kitabıdır. Yazıldığı dönemle ilgili hem bilimsel hem de mitolojik konularda çok zengin bir kaynak görevi gören eserde, anlatılan konularla ilgili ilginç çizimler de bulunmaktadır. Bu muhteşem eser, tüm dünyanın dikkatini çekmiş ve birçok akademik araştırmanın konusu olmuştur. eserdeki cin tasvirleri antik dönem tanrılarına birebir benzemektedir.

 

davetname adlı eserdeki cin diye tasvir edilen yaratığın sümerlerdeki ianna ve meksikadaki reptilian adlı tanrıların putlarına benzerliği dikkat çekiyor. yine aynı şekilde cinlerle aynı olduğunu ispatladığımız uzaylı silüetinde bir çok puta da antik dönem eserlerinde rastlanmıştır.

 

bir katolik misyoneri olan ve 1950 lerde yaşamış olan peder paolo carlo crespi yi güney amerika and dağlarının ekvator uzantısındaki yerliler çok severdi. peder onlara yardım ediyor ve para almıyordu, yerliler ona antik dönemlerinden kalma hediyeler ve tanrıların putlarını veriyorlardı. peder bunları evine koyuyordu. fakat eserlerin garipliğinden dolayı iskoç kaşif stanley hall 1975 te pederi ziyaret etti ve eserleri videoya çekti. antik eserler içinde çokça uzaylı figürleri vardı. pederin ölümünden sonra bu eserler bulunamadı. sonuç olarak cinler yani şeytanlar ile putperest dinlerin putlarının şekilsel benzerliği tartışılamaz. ve bu durum putperest dinlerin şeytanlar tarafından oluşturulduğunun kanıtıdır. 

 

Çok Tanrılı Dinlerde Yılan- KADÜSE

 

bu şekilsel benzerliğin en büyük kanıtlarından biri de zaten önceki bölümde anlattığımız üzere islam dininde cinlerin bir kısmının yılan suretinde olduğunun anlatılmasıyla çok tanrılı dinlerin hepsinin yılan figürleri ile dolu olmasıdır. işte çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biri de iki yılanın bir asaya dolandığı kadüse sembolüdür.

Neredeyse tüm paganist toplumlarda kullanılmış olan kadüse sembolü bugünde özellikle tıp alanının sembolü olarak tüm dünyada kullanılan sembollerden biridir. 

Mu araştırmacısı James Churchward’a göre. kadüse sembolü, Mu ve Atlantis ten diğer kıtalara taşınmış ve az çok değiştirilerek kullanılmış bir semboldür. Bir eksen üzerinde dolanan iki yılan veya spiral biçimde, bu sembole yeryüzündeki birçok tradisyonda rastlanır.

Tüm pagan dinlere göre Yılan bilgedir ve şaman rahipleri eğitir , şaman rahipler din adamlığının yanı sıra doktor ve şifacı olarak tanınırlar.

Sümer tanrısı enki’nin sağ ve sol omuz başlarından salınan “yılan”ın günümüzde eczanenin sembolü olmaya devam etmesi, aynı zamanda bugünkü eczane kelimesi ile antik dönemde rahip kelimesinin neden aynı manaya geldiğini de açıklıyor. ingilizce eczane demek olan “pharmacie” kelimesi magie rahibinden gelmektedir.

 

Çok Tanrılı Dinlerde Hayat ağacı

 

Hemen hemen tüm çok tanrılı dinlerde var olan sembollerden biri de bu yılanların çoğu kez etrafını sardığı hayat ağacıdır. Aslında hayat ağacı bir sembol olarak değil daha çok felsefe olarak vardır. çünkü önceki bölümlerde anlattığımız gibi şeytanlar semavi dinlerdeki bazı önemli konuları kendi çıkarlarına uygun şekilde değiştirmişlerdi. örneğin tufanı biz yaptık, insanı biz yarattık veya insanı yaratan mecliste bizde vardık, cehennemde kontrol bizde olacak demeleri gibi. insanların cennetten kovulmasını sağlayan yasak ağaç da, çok tanrılı dinlere hayat ağacı olarak geçmiş ve güya tanrıların insanlara ölümsüzlük ve bilgi sunduğu bir metafor olarak kullanılmıştır.

bu sembolün ilk örneklerinden biri olan Sümerler de; Tanrıça İnanna ve Tanrı Enki, ağacın meyveleriyle insana bilgelik ve ölümsüzlük sunar.

Çok tanrılı dinlerin çelişkilerle dolu ideolojisi

 

Zaten çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biri de tarihi gerçekleri kendi çıkarları için kullanmak amacıyla çarpıtmalarıdır. antik tarihçilerin yaptığı en büyük hata, bu tanrı denen varlıkların söylediği herşeyi doğru kabul etmeleridir. aslında doğru ve yanlış çok açık şekilde ortadadır. yaşanan tarihi olaylar doğrudur. ama bu yalancı şeytanlar bu bilinen gerçekleri kendi çıkarları için kullanmak amacıyla, içine yalan karıştırmışlardır. fakat çelişkilerle dolu bilgileri kendilerini kolayca ele vermektedir. 

örneğin güya tanrılar insana bu hayat ağacı ile ölümsüzlük verirler, ama hep insan kurbanı ve insanların bir şekilde ölmesini isterler veya insan hayatını umursamazlar. yine tanrılar, kendi kurdukları, Mu kıtası üzerinden dünyayı kontrol ettikleri sistemlerini yıkan büyük tufanı, biz yaptık derler.  

tanrılar, oluşturdukları yeni dinde, semavi dinden kalan şeytan pozisyonunu da boş bırakmamış. kendi düşmanları olan cinleri, çok tanrılı dinlere şeytan olarak sokmuşlar. Çok tanrılı dinlerdeki şeytanların tiplerinin de tanrılara benzemesi bu durumu ele vermektedir.  

Sümerce versiyonlarda, insanı yaratma kararı da güya Tanrılar Meclisi tarafından alınmıştır. Tüm Sümer metinleri, Tanrıların, işlerin yaptırmak için insanı yarattıklarını iddia eder. Bunu Tanrı Marduk şöyle anlatır. “Aşağı bir İlkel yaratacağım; İnsan olacak adı… Bir ilkel işçi yaratacağım, Tanrılara hizmetle yükümlü olacak. Onlar rahat edebilsin diye…” (Yaratılış Destanı). demek tanrılar, insanlar gibi çalışıp yoruluyorlardı ki hizmetçiye ihtiyaç duymuşlar ve güya yorulmayan robotlar yapmak akıllarına gelmemişte kendileri gibi yorulan insanları yaratmışlardı. 

tanrıların bu insanlara karşı bu bakış açıları ve tavırları semavi dinlerdeki cin-şeytanların özelliklerine birebir uymaktadır. çünkü tanrılar; insanlardan önce yaratılmış olmanın kibir ve gururu ile, insana dünyada verilen yetkiyi kıskanmakta, alt devrecilik yapmakta, insanları mümkün olduğunca yok etmeye veya kullanmaya çalışmaktadırlar.  Kur’an’dan bildiğiniz üzere şeytan; insanın yaratılmasına diğer melekler ile birlikte şahit olmuş, insana secde etmemiş ve ben ateşten yaratıldım o ise topraktan, ben diğer boyutta da aktifim ve insandan üstünüm, ona niye secde edeyim ki diyerek, bu tarihi olayın içine insanları kandırmak için bin yalan karıştırmıştır.

özetle Çok tanrılı dinlerin kaynaklarına baksanız; Yaratıcı vardır ama hiçbir şeyi umursamaz ve yapmaz. ve güya herşeyi bu tanrılar yapmıştır. Sanki yaratıcı herşeyi yaratmaya kadir ama hiçbir işe karışmayacak kadar meşguldür. 

tarihi olaylarda da gördüğümüz üzere insanları yönetmek ve kullanmak için kandırmak zorunda olan şeytanların; sayısız yalan, hile ve tuzakla işlerini yürüttüğü su götürmez bir gerçektir.  zaten gelen her semavi dinin içine bu şekilde yalan karıştırıp bozan şeytanların yalanları son kez kuran’da anlatılmakta ve doğru olanlar gösterilmektedir.    

 

Nisa 120-(Şeytan) onlara (uzun ömür, ardı arkası kesilmez dünyalık emeller) va’d eder ve kendilerini boş temennîlere sevk eder. Hâlbuki şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey va’d etmez.

 

Çok Tanrılı Dinlerde İnsan kurban edilmesi

 

putperest dinlerin ortak özelliklerinden biride bu tanrılara insan kurban edilmesidir. insan kurban edilmesi şeytanların başlıca amacıdır. şöyle ki

 

İnsanlara karşı nefret duyan ve çeşitli yöntemlerle insanlar üzerinde hakimiyet kuran ve insanları kendilerine itaat ettiren cinler insanlardan sizce ne isteyebilir? Tabi ki de en büyük kötülüğü, yani insanların birbirlerini öldürmesini isteyecektir. Kurban istenmesinin bir amacı insanlara düşmanlık ve üstünlük kurmak olduğu gibi bir amacıda büyüdür. En güçlü büyüler kan dökülerek yapılır ve en etkili kanda, ölürken büyük korku dehşet  ve üzüntü yaşayan, yani büyük düşünce ve duygu enerjisi oluşturan insan kanıdır. Bugünde olduğu gibi İnsan kanı aktıkça şeytanlar oluşan atomaltı enerjiler ile daha da güçlenir.

 

 

Daha önce çok defa şeytanların dinleri yavaş yavaş değiştirdiğini ritüelleri toplumlara zamanla benimsettiklerini belirtmiştik. Şeytanlar insanlara önce tatlı dille yanaşıp kendilerine yönlendirirler, Önce insanları ürkütmeyecek kendilerini sevdirecek şeyler isterler, yani ilk önce bana çocuk kurban edin diye gelmezler. benim putuma güzel çiçekler kurban edin diye gelirler. İnsanlar bunu kabul edince zamanla dozajı daha da arttırmaya çalışırlar. Bak çiçek kurban ettiniz size şu nimetleri verdim şimdi daha fazla nimet istiyorsanız benim için hayvan ya da insan kurban edin ve büyü yoluyla daha fazla manyetik açıklık oluşturun derler.  Kurban ritüelinde toplumların bunu kabul etmesi önemlidir. Bazı toplumlar insan kurban etmeyi kabul etmiş bazıları ise kabul etmemiştir. Ama putperestlikte ileriye giden kavimlerin hemen hepsinin insan kurban etmeyi kabul ettiğini biliyoruz. Bunun delillerini yine 5. bölümde göstermiştik. 

 

Bunun yanında tanrılar yönettikleri toplumların başka toplumları katletmesini isteyerek daha fazla kan dökülmesini ve kendilerinin kuantumsal olarak güçlenmesini sağlamışlardır. bunun birçok örneğini Akat ve sümerleri anlatırken göstermiştik akad ve sümerlerin yaptıkları katliamlar ile övünmeleri antik kayıtlarda anlatılmıştır.

 

Yaptıkları katliamlar ile övünmek bu belgesel serisinde çokça göreceğiniz üzere çok tanrılı dinlerin genel özelliklerindendir. Örneğin Firavun III. Tutmosis, yazıtlarında gururla şöyle demiştir: “Majesteleri şimdi şehirleri yağmalayarak ve ordugahları harap ederek kuzeye gitti.” Firavun, mağlup edilen bir kral hakkında ise şöyle yazmıştı: “Onun şehirlerini ıssız bıraktım, ordugahlarını ateşe verdim,onları toprak yığınına çevirdim; asla yeniden şehir kuramayacaklar. Ele geçirdiğim tüm insanları tutsak yaptım; sayısız hayvanına el koydum ve tüm mal varlıklarına da … Bütün yaşam kaynaklarını alıp götürdüm; tahıllarını biçtim ve tüm koruluk-larını ve güzel ağaçlarını kesip devirdim. Orayı tamamen yok ettim.” Firavun, tanrısı AMON-RA’nın isteği üzerine, “gereken her şeyi yaptım,” diye yazmıştır.

 

meksikadaki  chalula piramidi de yazılarında belirtildiğine göre dünya dışı varlıklar tarafından yapılmıştı ve bu piramitte tanrılara ibadet için insan kurban edilmekteydi.

 

tenochtitlan aztekin 500 yıl önceki başkenti idi. 1500 lü yıllarda bir rahip tanrılarla iletişim kurduğunu, onlardan emir aldığını ve onlara insan kurban edilmesi gerektiğini belirtti.

 

sabah yıldızıyla simgelenen ve Quetzalcoatl ‘ın hebercisi olan başka bir tanrı , kanlı kurbanları reddetmiş ve sadece çiçekler ve meyveler kabul etmiştir. Ama bu görüntü pek evrensel değildir, çünkü Guetamala pipillerinde ona insan kalbi kurban edilmektedir.

 

İnka, aztek, Maya uygarlıklarında tanrılara ne kadar çok kurban verildiğini biliyorsunuzdur. sömürgecilerin kayıtlarına göre aztek Avrupalılar tarafından işgal edildiğinde yılda 40.000 insan kurban ediliyordu.

 

Aztekler’de insanlarla beraber, köpek, hindi, ördek, geyik, tavşan ve balık da kurban edilmiştir. Maya’larda insanlar dışında az sayıda da olsa hindi ve köpekler de kurban edilirdi.

Huitzilopochtli adlı Güneş Tanrısı’nın şefkatini kazanmak için insan kalplerini yiyen ve kanlarının içilmesine inanan halk, dini törenlerde de tüyler ve kâğıttan yapılan yılanlar ile süslenen çoğu mahkûm olan kişileri kurban seçiyordu.

 

Tüm bunların yanında Maya kültürü, intihar edenlere mutlu bir sonsuzluk vaat eder ve hatta onlara gözleri kapalı, asılmış biri olarak temsil edilen bir tanrıça adanmıştır. Ölüm hiçbir şeydir, yaşamda.

Amerika kıtasında antik dönemde insan kurban etmek o kadar kabullenilmiş bir durumdu ki, oyunlar bile bir katliam ritüeline dönüşmüştü. uxmaldeki basket potası görünümündeki oyun alanında, yenen takımın kaptanı yenilen takımın kaptanının kafasını keserdi.

 

 Sümerlerde hayvanlar kurban edildiği gibi kurban edilmiş insanlara da rastlanmıştır. Erken dönemlerde, özellikle kraliyet definlerinde hizmetkârlar ve askerler canlı olarak gömülmekteydi. (Ur Kraliyet Mezarlığı’nda MÖ 26. yy buluntuları).

 

Eski Mısır’da, özellikle Nil nehrine insan kurban edilmesi çok yaygındır. Bunun yanında Erken Hanedanlar Dönemi’nde , firavunların mezarlarına hizmetlilerin öldürülüp gömüldüğü bilinmektedir. Bazı antik Mısır öncesi Sahra kültürleri: Mezar ritüellerinde insan kurbanı izleri vardır. 

 

Sümer dinini devam ettiren Asurlularda ise kurbanlık hayvanı kesip tanrılara sunmak gereklidir, yoksa tanrılar insanın kendisini yiyeceklerdir. Asur kralları, seferlerden döndüklerinde binlerce esiri öldürür veya köleleştirirdi. bu genellikle tanrılara adanmış bir kurban töreninden ziyade siyasi güç gösterisi ve gözdağı amacı taşırdı. Bazı yazıtlarda, düşman kralların öldürülmesinin “Aššur’un buyruğu” olarak tanımlandığı görülür. Fakat en nihayetinde asurluların bu katliamında dinlerinin etkisi büyüktür. 

 

türkiye topraklarındaki hitit ve urartu tapınakları resmen insan mezbahanesidir, bu tapınakların hemen hepsinde kurban edilmiş insanların kemikleri ve kan akıtılan sunaklar bulunmuştur. Antik yazıtlarda bu tapınaklarda insanların kurban edildiğini doğrulamaktadır. Hititlerde: Bazı tabletlerde “kötülüğü uzaklaştırma” (nuntarriyaššar) törenlerinde esirlerin tanrılara sunulduğu anlatılır. Kötü ruhları kovmak veya bir felaketi durdurmak için “günah keçisi” gibi seçilen kişiler öldürülüp gömülür ya da suya atılırdı. Hititler bazen büyük inşaatların (özellikle şehir kapıları, surlar) temeline insan gömerdi. Bu kişinin genelde savaş esiri olduğu düşünülür. Amaç, yapıya “can” kazandırmaktı. Arkeolojik olarak Alacahöyük ve Boğazköy kazılarında bazı temel altlarında insan iskeletleri bulundu. Hitit kralları, büyük zaferlerden sonra düşman yöneticileri veya askerleri tanrılara kurban edebilirdi. Bu bazen ritüel infaz şeklinde olurdu.

 

Fenike dininde de çok sayıda insanın kurban edildiği görülür. İlk ürün ya da ilk çocuk, gelecek yılki ürünün daha bereketli olması için tanrılara kurban edilir. Savaşa giderken de zafer kazanmak için çok sayıda çocuk tanrılara kurban olarak sunulurdu.

Mircea Eliade, Anadolu’da özellikle ilk çağlarda hasat mevsimi dolayısıyla yapılan insan kurbanı ve kafa kesme ayinlerine örnek olarak Frigyalılar’ı ele alır. Frigyalıların yüzyıllar önce hasat zamanında insanları, başlarını kesmek suretiyle kurban ettiklerini, hatta elde mevcut delillere göre, o zamanlar bu âdetin Doğu Akdeniz’in her tarafında yaygın olduğunu kaydetmektedir.

 

mezapotamya daki tanrıça Kibele aynı şekilde eski yunan da ki Artemis olmuştu ve artemisin şehri Artemis tapınağının bulunduğu efes kenti idi. Tanrıça artemiste her tanrı tanrıça gibi insan kurban edilmesini istiyordu.

 

yunan efsanelerine göre Atina, kral minosa vergi öderdi. Atina nın her yıl gönderdiği 7 erkek ve 7 kız, yarı insan yarı boğa olan “mino tauros” a kurban edilirdi. Eski Yunan’da her çeşit hayvanların yanında insanlar da kurban edilmiş ancak, geç klasik dönemin Yunanlıları, insan kurban etmenin her çeşidini ahlaksızlık olarak görmüşlerdir. Roma Senatosu M.Ö. 97 yılında yasaklayana değin Roma İmparatorluğu’nda da insanlar kurban edilmiştir.

 

Homeros, büyü yapılırken incelemiş, hendek kazıldığında ve kurbanların kanı içine döküldüğünde, ölülerin gölgeli suretlerinin nasıl kurbanın etrafına üşüştüğünü ve kurbandan çıkan buharı nasıl yuttuğunu canlı bir şekilde görüp anlatmıştır.

 

Avrupada da durum farklı değildir. Almanya Stonehenge’inde Kurban Edilmiş Kadın ve Çocuklar Bulunmuştur.

 

Roma kaynaklarına göre, keltler, savaş esirlerini ve suçluları tanrılarına kurban ederdi. “Wicker Man” efsanesi buradan gelir.

 

İskandinavya da Vikingler özellikle savaşta yakalanan esirleri veya köleleri Odin e kurban ederdi. Blót adı verilen ritüellerde bu uygulanırdı.

 Roma tarihçileri, cermenlerde de özellikle suya batırma veya asma yoluyla kurbanların olduğundan bahseder.

 

Hıristiyanlaşmış Avrupa’da, Hıristiyanlık insan kurban etmeyi yasaklamış olmasına rağmen, pagan inanç sistemlerinin pratiklerini uygulayan toplulukların varlığına, özellikle Batı Avrupa’da kimi gruplar arasında çocuk kurban etme törenlerinin devam ettiğine dair kaynaklar vardır.

 

Hindu kutsal kitabı Yajurveda içindeki Shatapatha Brahmana’da “insan kurbanı” olarak geçen bir ritüelde Yüzlerce farklı “kurban türü” listelenir ve bunlar arasında insanlar da vardır. 

İnsan kurbanı ile ilgili ritüeller Purushamedha (puruṣamedha) bölümünde anlatılır. Zaten “puruş” insan, “medha” ise kurban demektir.

Ta 19.yüzyıla kadar Bengal ve Assam bölgelerinde, Kali ve Bhairava’ya insan kurban edildiğine dair hem yerel efsaneler hem de 18.-19. yy. İngiliz koloni raporları var.

18.-19. yüzyılda Britanya yönetimi, özellikle Orissa, Bengal ve Assam bölgelerinde insan kurbanını yasaklayan kanunlar çıkardı.

1830’larda Khond (Kondh) kabilelerinin Meriah adı verilen insan kurban ritüelleri belgelenmiştir. Bu kurbanların, toprak tanrıçası Tari Pennu ya adandığı yazılır.

 

Brahmanlar 20. yy boyunca tam 50 milyon kız çocuğunu katlederek Yahudi soykırımından tam 10 kat daha büyük bir soykırım yapmışlardır.”

 

Çünkü Manu Yasaları (Manusmriti) doğrudan öldürmeyi emretmez ama kız evlat yükünü ağır bir sorumluluk olarak tasvir eder. Kız çocuklarını gömme uygulaması özellikle Orta Çağ Hindistan’ında, Rajputlar ve bazı Brahman gruplarında yaygındı. Britanya döneminde (19. yüzyıl) resmi yasak getirildi.

 

Bugün hala Hindistan’da kırsal bölgelerde kız çocukları diri diri gömülmektedir.

 

Vedizm’de kurban, tanrıların besinidir. Ve, kurbanlar tanrıları yaratırlar.

 

İranda Zerdüşt’ten önce “deva” denilen ve kötülük tanrısı Ehrimen’in yardımcısı olan şeytanlara, onları yatıştırmak üzere kurbanlar kesilirdi. Deva’ların, kesilen kurbanlardan çıkan buğu ile beslendiklerine inanıldığından, Zerdüşt kurban kesimini yasaklar.

 

Çin de Shang Hanedanı döneminde (MÖ 1600–1046 arasında) krallar, tanrılara ve atalara insan kurban ederdi. Savaş esirleri, köleler bu amaçla öldürülürdü.

 

Çin de Eskiden hayvanlar kurban edilmesine rağmen, insan kurbanı gibi bu da daha sonraları terk edilmiştir. Bugün Kurbanlar bitkisel ağırlıkta olup kansızdır.

 

Çin kaynakları (örn. Shiji, Hanshu) Hunların önemli hükümdar ölümlerinde, hizmetliler ve cariyelerinde mezara gömüldüğünü, bazen savaş esirlerinin de öldürüldüğünü yazar.

Arap ve Pers kaynaklarında, Kimek, Kıpçak, Peçenek gibi bozkır halklarının büyük hakanlarının ölümünde hizmetçiler ve bazen eşlerinin kurban edilip gömüldüğü rivayet edilir.

Ana akım bozkır şamanizmi esas olarak hayvan kurbanına dayanır. Ancak olağanüstü durumlarda savaş öncesi, büyük felaketlerde insan kurban edildiğine dair kayıtlar var.

Yakut (Saha) ve Evenk topluluklarında 17. yüzyıla kadar düşman esirlerinin öldürülüp ruhlara sunulduğu vakalar kaydedilmiştir.

Bazı Sibirya halklarında “göğe gönderme” ritüelinde, esirin boğularak veya asılarak “Tengri’ye” sunulduğu iddiaları vardır.

İslam öncesi Arapların da eski dönemlerde Sabah Yıldızı’na daha doğmadan büyük bir acele ile insan ve beyaz deve kurban ettikleri, yine önemli putlardan Uzza’ya, oğlanlarla, kızların ve esirlerin de kurban edildikleri ileri sürülmektedir. Yakın dönemde ise insandan vazgeçilmiş, hayvan kurbanına geçilmişti.

Bunun yanında Cahiliye araplarında her ne kadar kız çocuk gömme doğrudan bir ibadet olmasa da, “tanrıların gazabından korunma” veya “utançtan kaçınma” gibi yarı-dini açıklamalar yapılabiliyordu.

Batı Afrika’da, Togo ile Nijerya arasında, Ben’in ( 1975’e değin Dahomey) güneyinde yaşayan Fonlar, krallarının ölümü dolayısıyla çok gösterişli insan kurban etme törenleri düzenlerlerdi. Yine Batı Afrika’da, Gana’nın güneyinde, Togo ile Fildişi Kıyısı’na komşu bölgelerde yaşayan halka, Asantiler denirdi. Asantiler de, Taze Yam Şenliği’nde, genellikle suçluları ve bazen de köleleri kurban ederlerdi.

Fiji’de yakın zamana kadar belki günümüzde bile insan kurbanı yapılmakta, bir insan yaşlanınca diri diri gömülmekte idi.

 

Özetle Tüm çok tanrılı dinlerde Tanrılara sayısız şey kurban edilmiştir.  birçok hayvan çeşidi, içkiler, sebze, meyve ve insanlar ne varsa tanrılar kurban olarak istemişlerdir. Zaten asıl amaçları alt devreleri olan insanlara olabildiğince zarar vermektir. İnsanları olabildiğince kontrol ve itaat altında tutmak isterler. Bunun yanında onlara sunulan şeylerin diğer boyuttaki enerjileri ile beslenmektedirler. Bu sebeple Hadis i şerifte yemek kaplarının üstünün örtülmesi, aksi halde şeytanların bunu yiyeceği anlatılmıştır. 

 

Çok Tanrılı dinlerin İbadetleri

 

Zaten insan kurbanları ritüellerinden anlayacağınız üzere Çok tanrılı dinlerin ibadetleri genel olarak kötülüklerden oluşmaktaydı. Pagan dinler semavi dinlerin tam zıttıdır. Ve pagan dinleri şeytanların oluşturduğunun en önemli delillerinden biride semavi dinlerdeki günah olan tüm uygulamaların pagan dinlerde ibadet olmasıdır. Semavi dinlerde uyuşturucu içki zina katliam yasakken pagan dinlerde bunun tam tersidir, öyle ki uyuşturucu içki, zina, katliam vs. pagan dinlerde ibadet olarak görülür. Bunun nedeni bu tarz günahların fıtratımıza ters beyin kimyası oluşturması ve oluşan bu negatif enerjilerin negatif boyut varlıklarına besin olmasındandır.

5.Bölümde kötü boyut varlıklarının kendi iradeleri ile kötülüğü sevdiği için insan beyninde oluşan kötü düşünce enerjilerinden beslendiğini anlatmıştık. Bunu bir insanın kendi iradesi ile sigara dumanını sevmesi veya sevmemesi şeklinde açıklayabiliriz. 

 

Bunun yanında daha önce de belirttiğimiz üzere kimsenin şahsi günahı örneğin ne içtiği bir başkasına zarar vermediği sürece kimseyi ilgilendirmez. Fakat içki kötülüklerin anasıdır atasözü de boşuna değildir. aklımızı kullanmayı engelleyen içki insanı başıboş bir robota dönüştürür. Sarhoş bir insan başkalarına zarar vermezse bile kendine zarar verme ihtimali çok fazladır. Bu konuyu daha fazla uzatıp içkili iken kaza sonucu ölen, içki yüzünden yuvasını dağıtan, eşine zarar veren veya katil olan insanların örneklerini aklı olgunlaşmış kimselere vermeye gerek yoktur. Sonuç  olarak tanrıların yani boyut varlıklarının insanların beynini daha kolay kontrol altına alabilmesi, insanlara daha kolay kötülük işletebilmesi, insanların daha fazla zevkine düşkün, zevklere bağımlı ve karşı koyma iradesini engellemesi gibi içkinin tanrılar için bir çok faydası vardır.

 

Çok tanrılı dinlerde İçki genelde eğlence amaçlı teşvik edilmesinin yanı sıra tanrılar ile iletişimde de yardımcı araç olarak kullanılıyordu. İletişim ritüellerinde İçki; gevşeme, cesaret, toplu ritüelde duygusal yoğunluk oluşturuyor ve rahip veya şamanın “tanrısal alan” ile bağlantıya geçtiği ortamı yaratıyordu.

Tanrılar ile Asıl bağlantıyı sağlayan şey ise büyüsel ritüellerin yanı sıra büyücülerin kullandığı halüsinolojik maddelerdi.

 

listede tüm antik putperest dinlerde içki ritüellerinin, şarap tanrılarının ve transa geçirici maddelerin isimlerini görüyorsunuz. 

Antik Yunan

Dionysos – Şarap, sarhoşluk, tiyatro, ekstaz ve bereket tanrısı.

Amphictyon – Bazı mitlerde şarabın keşfi ve suyla karıştırılmasıyla ilişkili figür.

Oinopion – “Şarap içen” anlamında, şarap yapımını öğreten kahraman/yarı-tanrı.

 

Antik Roma

Bacchus – Dionysos’un Roma’daki karşılığı.

Liber – Bereket, şarap ve özgürlük tanrısı; bazen Bacchus’la özdeşleşir.

Lyaeus – Bacchus’un “sarhoşluğu çözen” unvanlarından biri.

 

Antik Mısır

Hathor – Eğlence, müzik, aşk ve şarapla ilişkili tanrıça; sarhoşluk festivalleri vardı.

Sekhmet – Sarhoşluk ve kana susamışlık mitlerinde geçer; bazı efsanelerde bira ile sakinleştirilmiştir.

Shesmu – Şarap yapımı ve yağ çıkarma tanrısı, aynı zamanda kan ve cellatlıkla da ilişkili.

 

Mezopotamya

Ninkasi – Bira tanrıçası; Sümerlerde bira yapımı ve keyfiyle ilişkilidir.

Siduri – Gılgamış Destanı’nda şarapçı tanrıça/ruh; yaşamın tadını çıkarma öğüdü verir.

Dumuzi – Bereket ve bazen şarap-bira festivalleriyle ilişkili çoban tanrı.

 

Diğer Kültürler

Tezcatzoncatl (Aztek) – Pulque (maguey bitkisinden yapılan içki) tanrılarından biri.

Ometochtli (Aztek) – “400 tavşan” olarak bilinen sarhoşluk tanrılarının başı.

Sucellus (Kelt) – Bereket ve şarap fıçısı taşıyan tanrı.

Alkışçı Kam – Doğrudan “içki tanrısı” değil; eski Türk şamanizminde kımız (fermente kısrak sütü) ayinlerinde tanrılara ve ruhlara sunu yapan kam (şaman).

Kayra Han – En yüce tanrı; bazı efsanelerde kımızı insanlara armağan eden olarak geçer.

Ülgen – Gökyüzü tanrısı; şölenlerde kımız içilerek onurlandırılır.

Kımız İyesi – Kımızın koruyucu ruhu (iyeler, Türk mitolojisinde eşyaların veya doğal unsurların koruyucu ruhlarıdır).

 

Çin

Jiǔ Shén (酒神) – “Şarap Tanrısı” genel unvanı; bölgesel olarak farklı isimlerle anılır.

Du Kang – Efsaneye göre Çin’de ilk şarabı (fermente tahıl içkisini) yapan kişi/tanrı.

Liu Ling – Üç Krallık döneminden ünlü “Bambu Ormanı’nın Yedi Bilgesi”nden biri; içki ve özgür yaşam ruhunun simgesine dönüşmüştür.

Zhong Kui – Doğrudan içki tanrısı değil ama festivallerde şarap sunulan koruyucu figür.

 

Kelt

Sucellus – Büyük tokmak ve şarap fıçısı taşıyan bereket ve şarap tanrısı.

Nantosuelta – Ev, bereket ve ziyafet tanrıçası; içkiyle ilişkilidir.

Aengus Mac Óg (İrlanda) – Aşk, gençlik ve şölenlerle ilişkili; ziyafetlerde şarap ve bira kutsaldır.

 

Japon

Omodaru & Ayakashikone – Japon yaratılış mitlerinde sake (pirinç şarabı) ritüellerine atıf yapılır.

Osakabe-hime – Sake içmeyi seven kale tanrıçası.

Shōjō (猩々) – Deniz ruhu; kırmızı yüzlü, sake içmeyi çok seven mitolojik varlık.

Sakatoke-no-Kami – Sake üreticilerinin koruyucu tanrısı.

 

Afrika (farklı bölgelerden örnekler)

Ogun (Yoruba) – Demir ve savaş tanrısı; bazı ritüellerde hurma şarabı veya fermente içkilerle onurlandırılır.

Ryangombe (Orta Afrika) – Avcı ve toplum koruyucu ruhu; bira sunuları yapılır.

Mbaba Mwana Waresa (Zulu) – Yağmur, bereket ve bira tanrıçası; insanlara bira yapmayı öğrettiğine inanılır.

 

Rusya / Slav Bölgesi

Radegast – Misafirperverlik, bereket, savaş ve içki tanrısı; şölenlerde bira/med sunulur.

Sviatogor – Epik kahraman; bal şarabı (med) ile ilişkilidir.

Domovoi – Ev ruhu; bazı yerel geleneklerde ona bira veya kvas sunulur.

 

İçki ve Fermente İçecekler

Kımız (Türk / Orta Asya) – Fermente kısrak sütü, şaman ayinlerinde transa yardımcı.

Sake (Japonya) – Pirinç şarabı, özellikle Shinto ritüellerinde.

Pulque (Aztek) – Maguey bitkisinden fermente içki; sarhoşluk ve vizyonlar için.

Bal Şarabı (Med) (Avrupa, Slav, İskandinav) – Tanrılara sunu ve kehanet törenlerinde.

Hurma Şarabı (Batı ve Orta Afrika) – Bereket ve atalara adak törenlerinde.

Chicha (And uygarlıkları) – Mısırdan yapılan fermente içki; kehanet ve kutlamalarda.

 

  1. Halüsinojenik Bitkiler ve Mantarlar

Amanita muscaria (Sibirya, Laponya) – Kırmızı beyaz benekli sinek mantarı; şaman transında.

Psilocybe mantarları (Meksika, Maya, Mazatek) – Vizyon ve ruh iletişimi için.

Peyote kaktüsü (Kuzey Amerika yerlileri) – Meskalin içerir; ruhlarla konuşmak için.

San Pedro kaktüsü (And kültürleri) – Şifacılık ve vizyon ayinlerinde.

Ayahuasca (Amazon kabileleri) – Banisteriopsis caapi + Psychotria viridis; derin trans ve vizyon.

Iboga (Batı Afrika, Bwiti dini) – Kök kabuğu; ruhsal yolculuk ve inisiyasyon.

 

  1. Uyarıcı ve Halüsinojenik Tohumlar / Meyveler

Ololiuhqui (Aztek) – Ipomoea violacea tohumu; LSD benzeri etkiler.

Datura (Borazan Çiçeği) (Hindistan, Amerika yerlileri, Afrika) – Güçlü halüsinojen; kehanet ritüellerinde.

Khat (Doğu Afrika, Yemen) – Uyarıcı, trans hâli için uzun ritüellerde.

 

  1. Tütsüler ve Kokular

Mavi Nilüfer Çiçeği (Antik Mısır) – Hafif psikoaktif; tapınak ayinlerinde şarapla birlikte.

Haşhaş (Opium) (Antik Mezopotamya, Mısır, Yunan) – Ağrı kesici ve trans artırıcı.

Kenevir / Esrar (Hindistan, Orta Asya, Skitler) – Hem içecek hem tütsü olarak; özellikle şaman çadırlarında.

Pelin Otu (Artemisia) (Avrupa ve Asya) – Şamanlarca vizyon artırıcı olarak.

 

  1. Hayvan ve Mineral Kaynaklı Maddeler

Kurbağa zehiri (Bufo alvarius) (Meksika, Güneybatı ABD) – DMT içerir; hızlı vizyonlar.

Balık / deniz kabuklularındaki toksinler (Polinezya, Pasifik adaları) – Bazı törenlerde az miktarda kullanılırdı.

 

  

Tüm kültürlerde tüm çok tanrılı dinlerde şamanlar veya büyücü rahipler; çeşitli bitkiler, meyveler, mantarlar hatta bazı hayvan zehirleri kullanarak transa girerler ve tanrılar ile görüşürlerdi. 

Çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden olan büyücü din adamları bugünde varlıklarını sürdürmektedirler. dünyanın farklı yerlerindeki birbirinden habersiz birçok şaman benzer şekilde halüsinasyon oluşturan otlar ile transa geçerek bugün de cin, uzaylı veya kutsal ruh dedikleri boyut varlıklarıyla iletişime geçer, hatta onları gördüklerini iddia ederler.

ayahuasca bitkisi güney amerika yerlileri tarafından kullanıldığında uyuşturucu etkisi yapıyor ve bu bitkiyi kullanarak dini ayini yönlendiren şamanlar büyük yılansı bir varlığın gelip kendilerine ders verdiklerini söylüyorlar. peruya bu eski dini ritüel için giden turist gruplarından bazı insanlarda; ejderha, büyük yılan veya yarı yılan yarı insan varlıklar gördüğünü belirtmişler.

junipalis exsalsa ve juniperus macropoda ağaçlarının dallarını yakarak bunun dumanıyla budist ve hintli şaman rahipler halüsülasyona girerler. 

 

Bu trans halinde Genelde yoğun ışıklı ortamda parlak geometrik şekiller, sakallı Bilge yaratıklar, ejderhalar, yılanlar ve hayvan insan karışımı figürler görülürdü. 

 bazı Nörobilim araştırmaları, halüsinojenik maddeler veya trans sırasında beynin görsel korteksinde “tünel, spiral ve dalgalı hat” desenleri üretildiğini gösteriyor. Bu şekiller, kolayca yılan ya da ejderha formlarına dönüşerek algılanıyor. Demektedir. Fakat binlerce yıldır bu rahipler sadece uzun , ince cisimler görmemiş, yılan ve yılan insan karışımı bilinçli varlıklar görerek bu varlıklarla konuşmuşlardır.

cinlerin boyutuna uyku uyanıklık arası giriş yapılabildiğini hatta birçok insanın tam uyurken karşılaştığı karabasan olayının da bu sebepten olduğunu Daha önce anlatmıştık. İşte bu içki ve uyuşturucuları şamanlar uyku uyanıklık haline geçişi kolaylaştırmak için kullanırlardı.

İçki Çoğu pagan kökenli antik dinlerde bir vecd aracı olarak dinî bir içeriğe sahiptir. sarhoş edici özelliğinin getirdiği kendinden geçme hali dolayısıyla içki, şamanın öteki âlemle ilişki kurmasını sağlayan kutsal bir araç olarak düşünülmüştür.

Amerika yerlilerinin “büyük ruh”la ilişkiye girmek için kullandıkları bir nevi kaktüsten (mescaline) elde edilen içkiyle Güney Pasifik yerlilerinin “kava” adını verdikleri içki kutsal bir özelliğe sahiptir ve pagan ritüellerinde kullanılır. 

mayalar Törenlerde balché  ve sakab adlı içkiyi kullanırlardı. kullanılan balché (mayalanmaya tabi tutulmuş alkollü içecek) adlı içkiyi balché ağacının (Lonchocarpus violaceus) kabuğu ile su ve balın karışımından elde ederlerdi. Yine törenlerde kullanılan sakab adlı içkiyi ise mısır ve baldan elde ederlerdi. 

 

Antik Mısır dininde de bira ve şarap kullanılırdı, ritüel ve dini bayramlarda tanrılara takdim edilirlerdi. Mısır mezarlarında mumyalarla birlikte bira ve şaraplar da depolanmıştı. Mısır tanrısı hathor tıpkı tanrıça inanna gibi şaraba ve biraya bayılmakta , eğlenceyi çok sevmektedir.

 Çin antik dininde, Sümer ve Babil dininde alkol tanrılara ve göçmüş atalara takdim edilirdi. Mezopotamya kültürlerinde de farklı şarap tanrıları bulunmakta ve Çin imparatorluk kalıntılarında ılımlı ölçüde alkol içimi ilahi alemler tarafından teşvik edilmişti.

Mezapotamya kültürlerinde de farklı şarap tanrıları bulunmaktadır. 

Yunanistan’daki Eleusis misterlerinin de “kukeön” adını verdikleri kutsal içkiyi içerek vecde girdikleri bilinmektedir. * Antik Yunanistan’da şarap içmeyen biri bir barbar olarak görülürdü ve Eski Yunan tanrısı Dionysos şarap tanrısıydı.

 

Hindistan’da “soma” adını alan ve bir mantar türünden (amanita muscaria) elde edilen içki Vedalar’da kutsallaştırılmıştır. Hem ritüelde kullanılan hem din adamlarının içtiği soma, Rigveda’ya (8/79.2) göre körlerin gözünü açmakta, sakatları yürütmektedir. Dört Veda’dan biri olan Sâmaveda somaya adanmış ilâhileri kapsar. Hinduizm’de şarap veya başka türden alkollü içeceklerin kullanılmaması, yalnızca din adamlarıyla sınırlandırılmış olup aşağı kasttakiler için herhangi bir sınırlama yoktur. Hinduizm’de soma olarak bilinen içkinin aynısı Zerdüştîlik’te “haoma” adıyla Avesta’da söz konusu edilir. Zerdüştî hikmet literatürü eserlerinden olan Mēnōg ī xrad’da, sarhoş edecek dereceye ulaşmamak şartıyla şarap içilmesi öğütlenmektedir. 

Hitit geleneğinde tanrılara ziyafet sofrası hazırlayarak onlara kutsal şarap ve kutsal ekmek sunulurdu.

yine göbeklitepe tapınaklarında içine bira  konulmuş kireçtaşından kaplar bulunmuştu.

Eski tanrılarda zaten iyi içicidir, örneğin enki, kutsal törende kutsal sofranın başında, ağzına kadar dolu kadehini, 14 kez kaldırmış; sarhoş oluncaya kadar içmişti.

 

Antik pagan ritüellerinden biri de sekstir

 

Tanrıları elbette sadece içmek kesmiyordu. içkinin yanında cinsel hazları da eksik etmiyorlardı. o sebeple çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biri de hepsinde cinsel sapkınlıkların bir ibadet olması ve kutsal fahişelik veya tapınak fahişeliğinin var olmasıdır. Çeşitli cinsel sapkınlıklar pagan dinlerde büyüsel bir yöntem olarak dini ritüellerde kullanılırdı. Seksin tanrıya ulaşmak için izlenen bir yol olduğu düşüncesi, günümüzde ezoterik örgütler tarafından bilhassa masonlar tarafından kabul edilmektedir. 

 

Hemen hemen tüm çok tanrılı dinlerde tapınak fahişeliği vardı ve bu dini bir görevdi. 

Antik İsrail‘de Kenanlılar doğurganlık tanrıçası Asherah’ı bir seks ritüeli ile kutsarlardı. Bu sayede Tanrıçanın, Tanrı Baal ile birlikte olup insanlarına doğurganlık vereceklerini düşünürlerdi. Babilliler kendi kadınlarını en az bir kez Afrodit’in tapınağında yabancı biriyle seks yapmaya zorlarlardı. Hititlilerde ise tapınak fahişeliği kutsal bir kurumdu. 

Antik yunan da Atina’da düzenlenen bir festivale bölgedeki bir çok şehirden insanlar akın ediyordu. ve evlerine yeni cinsel yöntemler öğrenmiş bir şekilde geri dönüyorlardı. Antik Yunanistan ın Korint şehrindeki Afrodit Tapınakları içindeki kutsal fahişelik eylemi iyi biliniyordu ve yaygındı. birçok fahişe ve metres, aşk tanrıçası Afrodit’e tapıyordu. Bazı fahişeler ayrıca cinsel hizmet ve cinsel zevk eylemini aşk tanrıçasına bir bağlılık eylemi olarak görüyordu. 

Antik mısır da Firavunun cinsel gücünü temsil eden Tanrı Min Festivali boyunca erkekler halk içinde düzenli olarak mastürbasyon yapardı. ekinler için suyun verimliliği artsın diye Nil Nehri’ne karşı mastürbasyon ayinleri düzenleniyordu.

 

Hem erkekler hem de kadınlar tarafından yürütülen kutsal fuhuşun, eski Fenikelilerin bir geleneği olduğu ileri sürülmüştür.

Doğu tanrıçası Astarte’nin ibadet merkezi olan İtalya daki antik Etrüsk Pyrgi bölgesinde arkeologlar, ona adanmış ve tapınak fahişeleri için konaklama yeri olarak hizmet etmiş olabilecek en az 17 küçük odadan oluşan bir fuhuş tapınağı tespit ettiler.

Antik japonyanın şinto dininde Aruki miko’lar, dini hizmetler sunarken, aynı zamanda fuhuşla da ilişkilendirildiler.

hinduizmde devadasi sisteminde Kız çocukları tanrılara adanır, tapınaklarda dansçı ve müzisyen olarak hizmet ederlerdi. 

Bazı Hindistan eyaletlerinde köylerden ergenlik öncesi ve genç kızların bir Hindu tanrısına veya bir Hindu tapınağına bir ritüel ile adanması sağlanır. bu kızlar daha sonra tapınakta çalışır ve tapınaktaki erkek müritlere hizmet eden ruhani rehberler, dansçılar ve fahişeler olarak görev yaparlar.

Deukiler, Nepal’deki tapınak fahişeleridir. Bu uygulama yasaklanmış olmasına rağmen hâlâ mevcuttur. Kanari, Thakuri ve Bista’dan daha varlıklı aileler , tapınağa adanmaları için daha fakir ailelerden kız satın alırlar. ve bu kızların evlenmelerine izin verilmez. 

Azteklerde cinsel ayinler vardı, ancak bunlar daha çok verimlilik ve kurban ritüelleriyle ilişkilidir.

İnkalar bazen genç erkek çocukları tapınakta görevlendirirlerdi. bu çocuklar cinsel hizmet sunardı ve Erkek çocuklar kız kıyafetleri giyerlerdi. şefler ile baş adamlar dini törenler sırasında ve kutsal günlerde onlarla ritüel amaçlı cinsel ilişkiye girerlerdi. 

doğa anacılık olarak bilinen öz Paganizm de kişiyi cinselliğe teşvik eder. Paganizmin ana tanrıçası Doğa Ana, doğurganlığın sembolüdür. Bu yüzden Tanrıçaya yaklaşmanın, onla bütün olmanın, ona ibadet etmenin en güzel yollarından biri cinselliktir. 

Sümer anlatılarında tapınak fahişeliği vardır. tapınakta kutsal cinsel ilişkilerden bahsedilir.  2400’e kadar uzanan Sümer kayıtları , fahişeliğin bir meslek olarak kaydedildiği en eski kayıtlardır. Bunlar, Uruk şehrinde Sümer rahipleri tarafından işletilen ve tanrıça iannaya adanmış olan bir tapınak genelevini anlatır .  ama henüz tabletlerde resim şeklinde bulunmamıştır. bu resimler sümerlerle aynı dini paylaşan babillerin tapınak fahişelerine aittir. antik yunan tarihçisi heredot babillerin bu iğrenç adetini şöyle anlatır. En çirkin Babil geleneği, ülkedeki her kadını hayatında en az bir kez Afrodit tapınağında oturmaya ve bir yabancıyla ilişkiye girmeye zorlayan gelenektir. Zengin ve gururlu olan ve diğerleriyle kaynaşmayı küçümseyen birçok kadın, takımlar tarafından çekilen örtülü arabalarla tapınağa gider ve orada büyük bir hizmetçi maiyetiyle durur. Ancak çoğu, başlarında kordon taçlarıyla Afrodit’in kutsal alanına oturur; çok sayıda kadın gelip gider; kalabalığın her yanından çizgilerle işaretlenmiş geçitler geçer ve erkekler bu geçitlerden geçer ve seçimlerini yaparlar. Bir kadın orada yerini aldıktan sonra, bir yabancı kucağına para atıp tapınağın dışında onunla ilişkiye girmeden evine gitmez; ancak parayı atarken, “Seni Mylitta adına davet ediyorum” demelidir. Paranın ne kadar olduğu önemli değildir; kadın asla reddetmez, çünkü bu bir günah olurdu, çünkü bu eylemle para kutsal kılınır. Böylece onu ilk atan adamı takip eder ve kimseyi reddetmez. İlişkilerinden sonra, tanrıçaya olan kutsal görevini yerine getirdikten sonra evine gider; ve bundan sonra onu elde edecek ne kadar büyük olursa olsun hiçbir rüşvet yoktur. Böylece güzel ve uzun boylu kadınlar hemen ayrılmakta özgürdürler, ancak çirkin olanlar yasayı yerine getiremedikleri için uzun süre beklemek zorunda kalırlar; çünkü bazıları üç veya dört yıl kalır. Kıbrıs’ın bazı bölgelerinde buna benzer bir gelenek vardır (HerodotTarihler  1.199 , tr AD Godley (1920)

 

Çok Tanrılı Dinlerde Eşcinsellik

 

çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biri de tanrıların bir çoğunun eşcinsel olması, eşcinselliğin övülmesi veya en azından normal karşılanması ve bu dinlere mensup insanların eşcinselliği çoğu zaman kutsal görmesidir. 

tüm çok tanrılı kültürlerde eşcinsel tanrılar ve uygulamalar çok fazla olmakla birlikte en ilginç olanları şunlar.

mısır tanrısı set, horus ile eşcinsel ilişki yaşamıştır.

mısır da da çok tanrılı dinler döneminde eşcinselliğin kutsandığına dair önemli kanıtlar vardır. 

Set’in üstünlüğünü kanıtlama girişimleri arasında, Horus’un kalçalarını övdüğü ve onu anal yoldan penetre etmeye çalıştığı baştan çıkarma planları da yer alır. Nil tanrılarının ikonografisinde, tanrılar -erkek olmalarına rağmen- nehrin sağladığı verimliliği simgeleyen sarkık göğüsler gibi kadınsı özelliklerle tasvir edilmişlerdi.

On altıncı yüzyıldan kalma rivayetlere göre Maya tanrısı Chin’in eşcinsel aşkla ilişkilendirildiği söylenmektedir. Onun örneği, soylu aileleri oğulları için genç erkekleri sevgili olarak satın almaya ve evliliğe benzer yasal ilişkiler kurmaya teşvik etmiştir.

Xōchipilli, Azteklerde eşcinsellerin ve erkek fahişelerin koruyucusu olarak görülen bir tanrıdır.

Amerikan yerlilerinin İnuit şamanizminde, erkek iken kadın olan Tanrı  Uumarnituq, aynı zamanda aşırı nüfusu kontrol altına almak için sihir yoluyla dünyaya savaş getirmekten de sorumluydu.

Brezilya’daki Candomblé’de, hem erkek hem de dişi olan gökkuşağı yılanı Oxumaré bulunur.

Haiti wodoosunda önemli bir ruh veya tanrı olan Erzulie Freda, eşcinsel erkeklerin koruyucusu olarak görülür ve Erzulie Dantor, lezbiyenlerle ilişkilendirilir. 

Bugün hala Meksika’da Santa Muerte, isimli tanrıdan Birçok eşcinsel birey; şiddetten, nefretten, hastalıktan korunma ve aşk arayışlarında yardım istiyor. Meksika’da yapılan eşcinsel evlilik törenlerinde onun şefaatine sıklıkla başvuruluyor. 

Şinto tanrıları, shudo (geleneksel pedofili ) uygulaması da dahil olmak üzere hayatın her alanında yer alır . Bazı halk Şinto mezheplerinde erkekler arası aşk ve seksin koruyucu tanrısı olan “Shudō Daimyōjin” mevcuttur.

Çin mitolojisi “eşcinsellik hakkında zengin öyküler içeriyor. eşcinsellik, biseksüellik ve transseksüel kimliklerle ilişkilendirilen çok sayıda ruh veya tanrı vardı.  Bunlar arasında Chou Wang , Lan Caihe , [ 46 ] [ 47 ] Shan Gu , Büyük Yu ve Gun [ 48 ] yer almaktadır .

Çin ejderhaları “sürekli olarak yaşlı erkeklerle cinsel ilişki kurmaktan hoşlanırlar. 

Tay Budistleri mürit Ānanda’nın birkaç kez kadın olarak reenkarne olduğuna ve önceki bir yaşamında transseksüel olduğuna inanmaktadır. 

Tay Budizminde , anlatılar “eşcinselliğin, önceki bir enkarnasyonda heteroseksüel ahlaksızlığa karşı Budist yasaklarını ihlal etmenin karmik bir sonucu olarak ortaya çıktığını” öne sürmektedir.

Hindu mitolojisinde, tanrıların cinsiyet değiştirmesine, farklı zamanlarda farklı cinsiyetlerde tezahür etmesine veya androjen ya da hermafrodit varlıklar oluşturmak üzere birleşmesine dair birçok örnek vardır. 

eridu genesisinde sümer tanrısı Enki, eşcinsel insanları ön planda tutarak onları; naditu (rahibeler) ve girsequ (kralın hizmetkarları) olarak roller atar.

Antik Mezopotamya’da, tanrıça İnanna’ya tapınma, ” gala ” adı verilen üçüncü cinsiyetli rahipler yani eşcinsel rahipler tarafından söylenen “yatıştırıcı ağıtları” içeriyordu.

Zerdüştlük te , yalanların efendisi Ahriman, eşcinsel ilişkiye giren erkeklerin koruyucusu olarak da görülmüştür.

Yunan mitolojisinde, birçok mitin içinde erkekler arası eşcinsel aşk yer almaktadır.

en büyük tanrılarda Zeus ve Apollo bile hem erkek hem kadınlara ilgi duyan figürlerdir.

İskandinav mitolojisinde, tanrı Loki’nin kendini bir kadın kılığına soktuğu bilinmektedir. Odin hakkında da benzer söylemler vardır.

Norveçli arkeolog Brit Solli, Odin’in de cinsiyet ihlalini bir güç kaynağı olarak gören şamanistik bir kültle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor.

Ruhların ele geçirmesi, Yoruba ve diğer Afrika dinlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. ve her iki cinsiyet de ele geçirilmiş haldeyken tanrının “gelini” olarak kabul edilir.

Zimbabve’deki Shona halkı mitolojisinde, bazen erkek, bazen de kadın olan Mwari adlı androjen bir tanrı yöneticidir.

Avustralya yerli halkının şamanistik dininde; Ungud veya Wunambal isimli Gökkuşağı Yılanı, androjen veya transseksüel olarak tanımlanmıştır.

Pasifik denizi yerlilerinde de eşcinsellik kutsaldır. Sulawesi’deki Torajan halkının bajasa adlı şamanı , Güney Filipinler’deki Tausūg halkının bantut ve bayogin isimli şamanı biyolojik olarak erkektir, ancak kadınsı davranışlar ve görünüm sergilerler. 

Polinezyası adası dinlerinde tanrıların çoğu, her iki cinsiyetten yoldaşlarına övgüyle; “aikane” diye hitap eder.

dünyada her şey denge üzerine kuruludur. İslam ın helal dairesi bize bu dengeyi sağlar. herhangi bir şeyde dengesizlik göstermek yani aşırılığa gitmek, daha bu dünyada iken yıkıcı sonuçlara yol açar. bir aşırılıkta bulunduğumuzda, manevi yapımızdaki bozulma bile bu yıkıma tek başına örnek olarak yeterlidir. bu aşırılıklara verilen isim olan günahların işlenmesi ile negatif beyin kimyasalları ve bunun sonucunda da vücudumuzun manyetik alanında dengesizlik oluştuğunu; bu, sayede boyut varlıklarının musallatına açık hale geldiğimizi, önceki bölümlerimizi izleyenler biliyorlar. işte bu aşırılıkların işlenmesi şeytanların insanları daha kolay kontrol edebilmesine yarar. 

insanlara sürekli içlerinden geldiği gibi yaşamalarını telkin eden; bu şekilde, anlık bedensel zevklere odaklı, düşünmeyen, yani nefsine tapan, yani zevklerinin esiri olup iradesizleşen, bu sayede kolay kontrol edilebilir hedonist insanlar oluşturma hedefinde olan tanrılar; aile içi ensest ilişki konusunda da çok hevesliydiler.  

 

Çok Tanrılı Dinlerde Aile içi evlilik

 

Mitolojiye baktığınızda tanrılarda zaten ahlak kavramı yoktu ve cinsel konularda herhangi bir sınır tanımıyorlardı. Kız kardeşlerine tecavüz, aile içi ensest ilişkiler mitolojik öykülerde çok karşılaşılan neredeyse olağan bir durumdu. Tanrıların soyundan geldiğini iddia eden krallar da kraliyet kanını muhafaza için kendi kardeşleri ile evlenmişlerdir.

 

Aşağıdaki listede başlıca putperest dinlerdeki tanrıların aile içi evliliklerini görebilirsiniz. mısır, mezapotamya, yunan, hitit, hint ve inka tanrıları aile içi evlilik yapmışlar ve bu durumu normal karşılamışlardır. veya böyle olduğunu iddia ederek insan soyunu bozma amacıyla bunu insanlara empoze etmeye çalışmışlardır.

 

Aile İçi Evlilik Yapan Tanrı ve Tanrıçalar

 

  1. Mısır Mitolojisi

Osiris ve İsis → Kardeş olup aynı zamanda karı kocadır. Oğulları Horus’tur.

Seth ve Nephthys → Yine kardeş ve eş.

Bu evlilikler, Mısır firavunlarının kardeşleriyle evlenmesini meşrulaştırmıştır (soy saflığı ve ilahi düzeni korumak için).

  1. Mezopotamya Mitolojisi

Anu (gök tanrısı) ve kızı sayılan Ki (yer tanrıçası) bazen çift olarak gösterilir.

Enki (Ea) ise hem kız kardeşleriyle hem de kendi kızlarıyla ilişkiler yaşayan bir tanrı olarak geçer.

Bu tür ilişkiler daha çok doğa güçlerinin birleşimini (gök + yer, deniz + toprak) simgeler.

 

  1. Yunan Mitolojisi

Zeus ve Hera → Hem kardeş hem de karı koca. Olympos’un baş çifti sayılırlar.

Okeanos ve Tethys → Kardeş olup evlidirler, 3000 nehir ve 3000 Okeanid doğururlar.

Kronos ve Rhea → Kardeş olup Olimpos tanrılarının çoğunu doğurmuşlardır.

Yunan mitolojisinde kardeş evlilikleri kozmik düzenin başlangıcı ile bağlantılıdır.

 

  1. Hitit Mitolojisi

Hitit panteonunda da tanrı–kardeş evlilikleri vardır, fakat Yunan ve Mısır’daki kadar belirgin değildir.

Genellikle Mezopotamya etkisiyle şekillenmiş cinsel-ensest motifler bulunur.

 

  1. Hindistan (Vedik – Hindu Mitolojisi)

Hindu panteonunda doğrudan kardeş evliliği azdır, ama bazı Purana anlatılarında Brahma’nın kendi kızıyla birleşmeye çalışması anlatılır.

Bu durum genellikle ahlaki ders olarak (istenmeyen, tabu bir davranış) aktarılır.

Yunan ve Mısır’daki gibi meşrulaştırılmış değildir.

 

  1. İnka ve And Mitolojisi

Inti (güneş tanrısı) ve Mama Quilla (ay tanrıçası) kardeş olup aynı zamanda karı kocadır.

Bu gelenek, İnka imparatorlarının kendi kız kardeşleriyle evlenmesini meşrulaştırmıştır.

 

Tanrıları böyle olduğu için putperest dinlere mensup toplumların kraliyet soyları da aile içi ilişkilere dayanmaktadır. 

inka Efsaneleri, kraliyet kanının saflığını korumak için kız kardeşiyle evlenildiğini söyler. Bilindiği üzere, bu uygulama eski Mısır ve Mayalarda da vardı.

 

Grek tanrılarının öykülerinde olduğu gibi, Veda tanrıları da fazla ahlaklı davranmıyorlardı ve cinsellikle ilgili konularda herhangi bir sınır tanımıyorlardı. kızgın Adityaların, kız kardeşleri Uşas’a tecavüz ettiği için büyükbabaları Dyaus’u öldürmek üzere, aralarından Rudra’yı (“Üç-Gözlü”) seçtiklerinde olduğu gibi, tanrıların bu yaptıkları kimi zaman yanlarına kalıyor, kimi zaman da cezalandırılıyorlardı. (Yaralanan Dyaus, uzak bir gök cismine kaçarak hayatını kurtarmıştı.) 

 

Tanrıların kadınlara zaafı

tanrıların bu cinsel konularda sınır tanımamazlığı elbette insan kadınlarına kadar uzanmıştı. çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biri de tanrıların güya kendi yarattıkları insan kadınlarına şehvet duymaları, peşinden koşmalarıdır.

Tüm çok tanrılı dinlerde Tanrılar hep insan kadınlarına zaaf göstermiş ve evlenmişlerdir. Tüm antik kayıtlarda ve efsanelerde hatta Tevratta tanrıların insan kadınları ile evlendiği yazmaktadır. İnsanların elindeki herşeye göz diken ve insanlara ait her şeyi bozmaya, her alanda insanlara hüküm kurmaya çalışan tanrılar insanların kadınlarına ve soyuna da göz dikmiştir. bu konuyu önceki bölümlerde çok defa anlattığımız için geçiyorum. fakat bu durum bugün de yaşanmakta ve uzaylılar tarafından kaçırılan insanlar genelde kadınlar olmaktadır.  

 

Yarı tanrılar ve devler

 

bunun yanında tüm çok tanrılı dinlerde bu evliliklerden Doğan varlıklar yarı Tanrı olarak tanımlanmaktadır.

 tanrı ve kutsal oldukları için putperest dinlerde mumyalanmış halde bulunan birçok insan-uzaylı melezi cesetler vardır. Bu melez yaratıklarda önceki bölümlerde birçok delilini gösterdiğimiz üzere yarı tanrılardı ve şekilleride gri uzaylı ve yılanımsı uzaylıları anımsatmakta idi. Yani yarı tanrıların tipleri de İslam kültüründeki insanlarla evlenebilen boyut varlıkları olan cinlerin astral tiplerine ve antik dönemde tapınılan putlara benzemekte idi.

 

çok tanrılı dinlerin ortak özelliklerinden biri de tanrıların yarı tanrı ve dev çocuklarının olmasıdır. 

  bu yarı tanrılardan bir kısmı dev yapılı olmaktadır. Ve genelde bu yarı tanrılardan dev yapılı olanları insanlara Krallık yaptıkları veya zulüm ettikleri için devler ile ilgili anlatımlar ve efsaneler tüm çok tanrılı dinlerde vardır. Devler ile ilgili 8. Bölümde tüm delilleri detaylı şekilde gösterdiğimiz için geçiyorum. fakat bu konuda altını çizmemiz gereken önemli bir nokta bu devlerin farklı kültürlerde bile genelde aynı şekilde yani yarı insan yarı Reptilian yani ifrit şeklinde tasvir edilmiş olmasıdır. 8. Bölümde bulunan dev iskeletlerinin çoğunun insandan farklı olduğunu, dikdörtgen göz çukurları, çift sıra dişleri ve altı parmakları olduğunu yani iskeletlerden bu devlerin mutant olduğunun anlaşıldığını göstermiştik.  İşte devlerle ilgili tüm bu ortak özellikler; diğer boyuttan varlıkların insanlar ile evlenebildiğinin ve devler ile ilgili efsanelerin gerçek olduğunun kanıtıdır. 

Sfenksler

 

Belki bu konu ile ilgili bağlantılı olan ortak özelliklerden biri de tüm çok tanrılı dinlerde sfenks’lerin var olmasıdır. yarı insan yarı hayvan şeklinde inşa edilmiş sfenksler bu çok tanrılı dinlerde belki tanrıları, belki yarı tanrıları, belki takım yıldızlarını, belki de gerçekten o dönemin teknolojisi ile üretilmiş insan ile hayvan birleşimi varlıkları sembolize etmektedir. 

İlginçtir ki eğer bu resimdeki tasvirler doğru ise gerçekten insanlar ile hayvanlar birleştirilerek insan ve hayvan karışımı köleler oluşturulmuştur.  eğer bu resim doğru ise insanlığın düşmüş olduğu durum iğrenç ötesidir.  insanlık resmen uzaylıların köpeği olmuştur.

 

Tanrıların İnsanlığı Yok Etme Projeleri-

Tez anti tez, sentez, kaostan düzen

 

fakat şeytanlara göre insanların köle olması bile fazladır. mümkünse insanların hiç olmaması onlar için çok daha iyidir. bu yüzden dünyanın yüzde 95 i boş olmasına rağmen nüfus kontrol çalışmalarını hep duyuyorsunuz. ve bu yüzden şeytanların en büyük planları insanları birbirine düşürüp savaş çıkartmak ve insanların mümkün olduğunca yok olmasını sağlamaktır. işte bu bölümün ana vurucu teması şudur ki; şeytanlar aramıza düşmanlık sokup bizi birbirimize kırdırmaya çalışırlar. en büyük eforlar,ı en büyük çabaları, en muhteşem planları bu doğrultudadır. 

İşte Bu ortak özelliklerden anlatması en zor fakat insanoğlunun başına geçmişte en büyük dertleri açan ve hala daha açmaya devam edeni ve bu yüzdende üzerinde en çok kafa yormamız, en çok önem vermemiz gerekeni danışıklı dövüş teorisidir. 

birbirine düşmanmış gibi görünen iki farklı grup liderinin peşlerine taktıkları insanları kışkırtıp çatıştırmalarıyla, masonların müdahale edip kontrol edebileceği kaos ortamı oluşur.

 

Masonlar buna kaostan düzen kanunu, Bazı araştırmacılar ise buna tez, anti tez, sentez durumu derler. yani bu komployla insanlar birbirine düşman iki gruba yani tez ve antitez saflarına bölünerek oluşturulan çatışma ve kaostan masonların istediği sentez oluşur. 

 

Bakara-11-12- O (münâfıklara): “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denilince onlar: “Hayır, (yeryüzüne) barışı, ancak biz getiririz”¹ derler. Gözünüzü açın, bunlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin şuurları yok, farkında değiller.

 

Yıllar süren araştırmalarımdan gördüğüm ortak özelliklerden en önemlisi çok tanrılı dinlerin veya satanist yöneticilerin insanları kaosa sürüklemek istemesi ve bunu da hep insanları kutuplaştırarak yapmasıdır. 7. Bölümde hazreti Nuh’un bu büyük komplo yüzünden insanları inandıramadığını, tüm dünyanın bu sağ, sol tuzağına düşüp kaosa sürüklendiğini anlatmıştık. Bugünde Masonlar ve onlara bağlı derin devletler ülkelerin hem sağcı, hem solcu, hem milliyetçi, hem cumhuriyetçi, hem ulusalcı, hem küreselci, hem laik, hem de dindar partilerini ve gruplarını yönetirler. Hatta hem terör örgütlerini hem güvenlik güçlerini bile yönetirler. Bunu yaparken çıkıntılık yapanları rüşvet, tehdit, şantaj veya suikast ile yok ederler. Bu şekilde insanları istedikleri gibi bölerler ve istedikleri gibi yönetirler. Ardından bu grupları istedikleri gibi çatıştırarak hem insan kanı dökülmesini sağlarlar, hem çatıştırdıkları gruplara silah satarak para kazanırlar, hem istedikleri zaman bu savaşı bitirerek kurtarıcı rolüne bürünürler, hem de bu sistemi sürdürerek gücü ve yönetimi sürekli ellerinde bulundururlar. İşte bu öyle büyük öyle insi  şeytanların bile aklına gelmeyecek bir komplodur ki insanların çoğu cahil olduğu için bu tuzağa düşer ve bunu bu cahil kitleye anlatması çok zordur.

 

Hz. Âdem’in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur. Müslim, Fiten: 126. 

Hadislerde anlatıldığına göre Deccal yalanla iş görür hatta kitlelere yalanları doğru, doğruları yalan gösterir. 

 

 İleriki bölümlerde itilaf devletleri ittifak devletleri, faşizm komünizm, Amerika Rusya, İsrail hamas gibi birbirine düşman bir çok kutbun aslında aynı kişiler tarafından yönetildiğini, hepsinin danışıklı dövüş olup amacının insan kanı dökmek ve toplumları yönetmek olduğunun delillerini göstereceğiz. 

Aynı şekilde çok tanrılı dinler kandırabildikleri insanları kabile kabile bölüp savaştırmış, hazreti Nuh döneminde çok güçlü oldukları için insanların büyük kısmını siyasi olarak birin ve belialin oğulları diye ikiye bölüp tüm dünyayı savaşa sürüklemiştir.

 

Günümüz pagan sembollerini kim yaptı 

 

 şeytanların en önemli sembollerini yukarıda açıkladık. Fakat bu sembolleri bugün de dünyanın her yerinde görmekteyiz. Hatta dünyanın en güçlü ülkeleri, en güçlü grupları, dünyayı yönetenlerin hemen hemen hepsi bu sembolleri kullanmakta, alenen bu sembolleri sergilemekte, büyük küçük her şeye her yere bu sembolleri işlemekte ve herkesin görmesini sağlamaktadırlar. 

Bu kadim dinin takipçisi olan masonlar bugünde yaşamaktadır. hem de tanrılarından elde ettikleri kimsede olmayan teknoloji ve para ile dünyayı kısmen yönetmekte ve gizli veya açık antik pagan dinlerin adetlerini insanlığa aşılamaktadırlar.   bu belgeselin devamında göreceğiniz çok tanrılı dinlerin masonluk ile ortak özellikleri, ikisininde aynı kaynaktan yani şeytandan geldiğini ispatlayacaktır.

Tüm bu bölümde gördüğünüz sembollerin bugünde hâlâ en büyük organizasyonlarda, en meşhur kişilerde, en pahalı yapılarda görünmesi yani bu sembollerin canlı tutuluyor olması bir yana, masonluk, satanizm, Neo paganizm ve uzaylı dinî gibi yeni fraksiyonlara bölünüp kullanımının artması, bugünün yöneticilerinin çok tanrılı dine mensup olduğunun ve organize şekilde çalıştıklarının göstergesidir. 

Dünyayı yöneten insanlar neden dağa taşa sembol çizme meraklısıdır? Şeytanlar dünyanın yönetimini nasıl ele geçirmişlerdir? dünyayı yöneten masonlar tüm dünyayı nasıl kendine itaat ettirtmektedir, kendi düşüncelerini dünyaya nasıl benimsettiler, tüm dünyayı kendi sembolleriyle, tanrılarıyla nasıl ve neden doldurdular? aslında tüm bu Soruların kısa cevabı; sembollerin büyü amacıyla yapılması ve büyünün de hem cinlere hem de insanlara ticaret gibi güç sağlamasıdır. Zaten bu kötülük sistemi başka türlü açıklanamaz. küresel büyüleri bir an önce anlayıp insanlığı, dünyayı ve nesillerimizi korumamız gerekiyor. ileriki bölümlerde bu büyüleri yapan israiloğulları’nın, hazreti süleyman’ın büyü ile bu kadar güçlü olduğunu zannettiği için bugün de büyü yaparak güç elde etmeye çalıştıklarını göstereceğiz. bir sonraki bölüme dek, gerçeklerle kalın mutlu ve sağlıklı kalın.

 

Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top