
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
Hz.Nuh Döneminde (Mu Kıtasında) Yılan Tanrıların Savaşı
“Dünyayı geleceği en iyi tahmin edenler yönetir. Geleceği tahmin etmenin en iyi yoluysa geleceği oluşturmaktır.”
Çevremizde o kadar çok yalan var ve öylesine yalanlarla donatılmış bir sistemin içindeyiz ki… bazen doğru bir şey gün yüzüne çıkmaya kalksa diğer yalanlarla tezat oluşturduğu için kimse inanmıyor. Yalanlara o kadar inanmışız ki bu sistemi kuran yalancılar tarafından yok edilmesi gözden kaçmış bir doğru kırıntısı gözden kaçtığında inanasımız gelmiyor. Fakat gerçek, mutlu ve güçlü bir yaşam için tüm yalanları tümden temizlemeli ve doğruları ile değiştirmeliyiz. Çünkü bu yalanlar bugün tüm dünyanın kaos ve kötülükle dolu olmasının ve kötülüğün insanlığı yönetmesinin başlıca sebebidir. Sizi hayatınızdaki yalanların büyük kısmını doğruları ile değiştireceğiniz ve birbiriyle uyumlu büyük resmi gösterecek bir bölümümüzü daha sunmanın gururunu yaşıyoruz.
bir önceki bölümde Atlantis ve mu kıtalarının varlıklarına ve bu kıtaların tufanla battıklarına dair delilleri göstermiştik. Yani Atlantis ve mu kıtaları kesin şekilde vardı ve kesin şekilde tufanla batmıştı. (yeni bulunan delilleri sitemize sürekli ekleyeceğiz) peki mu ve atlantiste neler yaşanmıştı, bu iki batık kıtanın boyut varlıkları ile bağlantısı neydi?
Öncelikle Antik kayıtlarda yazanlara göre tufandan önce dünyanın her yerindeki ülkelerin krallığını boyut varlıkları yapmaktaydı. Zaten dünyanın her yerindeki antik dönemden kalma uzaylı ve reptilian şeklinde antik heykeller ve putların varlığı da bunu açıkça gösteriyor.
Hatırlayın 3. ve 4. bölümlerde; hem cinler hem uzaylıların özelliklerinin aynı olduğunu; Boyut varlıkları olduklarını, bizim boyutumuzda uzaylı ve reptilian tarzında göründüklerini, insanlarla büyü vasıtasıyla iletişim kurduklarını, insanlardan uzun yaşadıklarını, uzayda yaşayabildiklerini, insanlara yaratıcı ile aralarında aracı olduklarını söylediklerini, insan kadınları ile ilişkiye girebildiklerini bizim boyutumuzda aslen uzaylı ve reptilian tarzında göründüklerini ama farklı kılıklara da girebildiklerini yani kılık değiştirebildiklerini (ki tüm dünyadaki shapeshifter fenomeni buradan gelmektedir) büyü vasıtasıyla insanlarla alışveriş yaptıklarını, insanlar tarafından duygu düşünceler sonucu üretilen atom altı enerjilerden beslendiklerini ve daha bir çok özelliklerini delilleriyle açıklamıştık. Şimdi bu bilgiler ışığında tüm antik kayıtlarda gökten indiği belirtilen bu tanrı-kralların; hep bu saydığımız özelliklere sahip olduklarını yani hepsinin cinler olduğunu göreceksiniz. yani cinler uzaylılar ve tanrılar aynı varlıklar olduğunun sayısız delilini belgesel serimizde bulacaksınız.
Gökten gelen tanrılar (Uzaylı-Cin krallar)
Önceki bölümde anlatmıştık; mezapotamya da Layard ve Wooley’nin bulduğu sümer kral listeleri diye adlandırılan kil tabletlerde; listenin en üst sırasında, yani “normal krallar”dan önce, her biri neredeyse 10.000 yıl, 15.000 yıl yaşayan yöneticiler vardır. tabletlerde yazdığına göre Bunların, “Tufan’dan önce” uzun süre ülkeyi yönetip, sonra insanlara devrettikleri yazmaktadır. aynısı mısır tabletlerinde de vardır; mısır kral listesinin en üstünde insani özellikler taşımayan, daha önce de anlattığımız cin ve uzaylıların özelliklerini taşıyan krallar vardır.
Ra, isis, horus, osiris gibi ilk dönem mısır kralları bu kategoriye girmekte ve hepimizin bildiği üzere bu tanrı krallar insani özellikler taşımamaktadır.
benzer şekilde Babil metinleri bu olayı “Krallık gökten indiğinde” gibi bir deyişle açıklıyor.
mısır yazıtlarına göre piramitlerden önce tep zepi adında herşeyin başlangıcı olan dönemde yıldızlardan uçan araçları ile gelen göktanrılar çamur ile sudan medeniyet kurdular. onlardan sonraki tanrılar ise o ilk gelen gök tanrıların çocuklarıydı Der.
15.000 yıl öncesine ait hint efsaneleri naga adında gökten gelen ve insanlara bilgi getiren sürüngenimsi bir ırktan sıkça söz eder. Nagalar insanlarla birleşerek soylu ırkın oluşmasını sağlamışlardır.
antik Amerika yerlilerinden; jaguar rahiplerinin kutsal kitabı olan “chilam balam” kitabında “yıldızların yolu açıldı ve gökyüzünden 13 ve 9 tanrılar indi” der. Yani antik Amerika yerlileri de gökten gelen ve insan olmayan varlıklar tarafından yönetilmekteydiler.
Yılan insan ırkına bir çok tarihi kayıtta farklı versiyonlarda rastlamakta mümkün. Mesela
hopi kızılderelileri antik dönemde bir savaş zamanında yılan insanlar tarafından bir yeraltı mağarasına saklandıklarına ve bu yılan insanlar sayesinde kurtulduklarına inanırlar. Tabi bu istisnai bir örnek. Belgeselimizi takip ederseniz yılan insanların çoğunlukla; insanlara kötülükler yaptıklarına, kendilerini tanrı diye kabul ettirip insan kurban ettirdiklerini bolca göreceksiniz. Büyü olayında olduğu gibi; yılanların İlk başlarda insanlara yaptıkları iyilikleri çıkar amaçlı yaptıkları muhakkaktır.
Yine bunun gibi arkeolog Augustus le plongeon; Amerika kıtasında, yukatan daki anıt mezarda 12 başlı yılan oyması buldu. Daha sonra plongeon; bu yılan sembolünün can hanedanından önce 18 bin yıl boyunca hüküm sürmüş 12 maya hanedanının sembolü olduğunu anlatan bir kitabe buldu. Bu aynı bilgi çin kitabı “tchi” tarafından da doğrulandı. Japonyada da 12 kral hanedanının 18 bin yıl boyunca hüküm sürmüş olduğuna dair belgeler var. Aynı bilgi antik bir hint el yazmasında da geçiyor.
yunan tarihçisi heredot eserinde anlattıklarına göre mısırdaki teb mabedinde 343 adet ağaçtan yapılmış dev heykel görmüştü. Bu heykeller yönetici insanlara aitti. Fakat aralarında insan krallardan önce gökten inmiş ve insanları yönetmiş, insan olmayan tanrılara ait heykellerde bulunmaktaydı.
Benimde bir zamanlar atlantisle ilgili okuduğum eski bir kitapta yazar eski kaynaklara dayanarak atlantisin kralının resmini çizip kitabına koymuştu. Resmin insan dışı bir varlığa ait olduğu kesindi ve aynı reptilian tarzı bir yaratığa benziyordu. Fakat kitabı ve resmi internette ne kadar aradıysam daha sonra bulamadım.
kalde kayıtlarına göre mö.16.000 lerde “Tolantu-Atlantis konfederasyonu”, Ortadoğu ve Afrika da en parlak devrini yaşıyordu ve bu konfederasyonun yönetimi Venüs ten gelmiş bilge kralların elinde bulunuyordu.
sümer tabletlerinde en güçlü tanrıların uçabilen Anunaki’ler oldukları; onların altında uçamayan tanrılarında olduğunu, bu tanrıların insansı oldukları ama esasında bir şekillerinin olmayıp her kılığa girebildikleri belirtilmiştir. (hc. belgesel ancient aliens sezon 6.3. bölüm)
ufo paranormal uzmanı, yazar john a. Keel de; uzaydan gelmiş olan sürüngen ırkın geçmiş topluluklarda tanrı rolü oynadıklarını ve insan kurban edilmesinin onların işi olduğunu belirtmiştir.
Sürüngen- Yılan Tanrılar
Yine gökten gelen ve insanları yöneten bu antik tanrılar hep yılan kılığındadır. İşte zaten bu durum tüm dünyadaki çok tanrılı dinlerde büyük bir yılan seviciliğine yol açmıştır. putperest dinlerin ortak özelliklerinden biride hepsinde yılanların kutsal olmasıdır. Biraz araştırdığınızda görürsünüz ki yılan bu çok tanrılı dinlerde çok önemlidir ve her şeydir. Diğer tüm aslan, kartal, boğa, insan kılığında putların üzerindedir. Onların hakimi ve yöneticisidir. Hatta bu diğer kılıkta putlar yılan tanrının farklı türde gücünü simgeler.
Peki Nedir ve kimdir bu yılan? Olayı nedir? Hatırlayın; İslam, hıristiyanlık ve yahudilik dinlerinde şeytanların yılan yani reptilian kılığında olduklarını 1.bölümde anlatmıştık. Şeytanların yılan tipinde olduklarına dair semavi dinlere ait bir çok bilgi, kaynak, delil ve hatıra kaydını uzun uzun 3. ve 4. Bölümlerde anlatmıştık.
Mesela İslam kültürü etkisiyle yazılmış olan Davetname adlı eserdeki cin diye tasvir edilen yaratığın sümerlerdeki ianna adlı tanrıya ve meksikadaki reptilianlara benzerliği dikkat çekiyor.
İşte en eski pagan dinden günümüzün pagan dinlerine kadar dünyanın her yerindeki çok tanrılı dinlerde yılan baş tanrıdır. Kendi deyimi ile; Yaratıcı ile insan arasında aracıdır, yaratıcının sembolüdür, hatta kısmen yaratıcıdır. İnsanlar onun emirlerini dinlemelidir.
Çok tanrılı dinlerde yılanın her şeyle ilişkisi ayrı ayrı yazmaktadır. O sebeple yılanla ilgili tarihi çok fazla bilgi mevcuttur, hepsinin üzerinde duramayız. Önemli kısımlar üzerinden devam edeceğiz.
Öncelikle tüm dünyadaki çok tanrılı dinlere yılan sembolünün yayılmasının en büyük etkeninin tufandan önce dünyayı yönetmiş olan mu kıtası olduğunu belirtelim. Mu kıtası yılan tanrılar tarafından yönetilen ve uzaylılardan teknoloji almış olan süper güçlü bir devletti. Bunu bir çok antik tabletten görebiliyoruz.
Mu yu anlatan antik maya tabletinde kralların kralı yani dünyanın yöneticisi olan mu ülkesi yılan sembolleriyle görülüyor.
Perudaki tiahuanaco tapınağındaki mu yu anlatan antik yazıtta yılan sembolleri görülüyor.
Meksika xochialo piramiti içindeki mu yu anlatan antik yazıtta yılan sembolü görülüyor.
Mu yu anlatan amerikan kızılderili çiziminde mu ile birlikte yılan sembolü görülüyor.
Nevada daki mu yu anlatan antik kaya yazılarında yılan sembolleri görülüyor.
Hadisi şeriflerde de; şeytanın tahtının deniz üzerinde veya denizin içinde olduğu ve deccalin denizin veya okyanusun ortasında bir adada mahsur olduğunu, deccalin çevresinde yılanlarında var olduğunu anlatarak, en eski şeytanların denizler ve yılanlar ile büyük bir bağlantısı olduğunu belirtmiştir.
mu ve Atlantis ülkelerinde yılan en büyük tanrı olarak bilinmekteydi. Mu araştırmacısı arkeolog albay James chruhcward ın incelediği tabletlerde şöyle bilgiler geçmektedir: “başlangıçta evren sadece bir ruh veya özden ibaretti . herşey yaşamdan yoksun donuk ve sessiz ve suskundu…sadece yüce ruh, büyük ezeli güç, yaratıcı , yedi başlı yılan dipsiz karanlığın içinde yol alıyordu.” (Nokta yay-S.15)
churcward eserinde devamla şöyle diyor: “yedi başlı yılan yaratıcıyı ve yaratılışı simgelediği için tüm antik metinlerde yer alıyor. Bu sembole ne zaman ve nerede ratstlarsak rastlayalım “ben yaratıcının tanrının bir sembolüyüm . bana bakmak sizi onu düşünmeye iter, ben düşüncelerinizi tanrıya ulaştıran aracıyım” dediğini biliriz.”
Kuranda da dünya var olduğundan beri şeytanın kullandığı bu aldatma yöntemi şöyle yazmaktadır;
Zümer suresi -3 “Biz bu putlara, ancak bizi Allah’a yaklaştırmaları için tapınıyoruz”
Churcward Anakara da yani Mu da, tanrıyla ilgili en kutsal sembolün güneş olduğunu ve güneşle birlikte Yaratıcı Tanrıyı simgelemek üzere Naga, yani Yılan sembolünün kullanıldığını belirtir.
Batan mu kıtasından arta kalanlar olduğu için mu nun dinini en orijinal halde yaşayan Orta Pasifik adalarında da yılan dünyanın yaratıcısıdır. Bu bölgede bazı yerlerde Kozmik Yılan’ın yeraltında yaşadığı ve en sonunda kıyameti getirip dünyayı yok edeceği inancı vardır.
Yılan bir sürü yerde karşımıza farklı isimlerle çıkar: Naga, Nagual, Nacaal, Adder, Djedhi, Amarus, Levites, Ejderha, Ejder, Quetzlcoatl (Kukulkan), Şahmeran, Serpent, Snake, Typoon, Nahaş…
baştanrı olan cinlerin reptilian tipindeki orjinal görünümünde olan putlarına her yerdeki çok tanrılı dinlerde rastlasak ta onun yılan insan karışımı tasvirine çok tanrılı dinlerde daha çok rastlarız.
Asur-Babil ve Sümer’lerin yaratılış efsanelerinde de gökyüzü ve yeryüzü tanrılarını yaratan Lakmu ile Lakamu, erkek ve dişi birer yılandır. Sümerlerde Tanrı Enki’nin sembolü yılandır. Ishtar, Büyük bir Tanrıça olarak, yılan ile birlikte tasvir edilir. Frigyalı Sabazios’un en temel sembolü yılandır. Hititlerde büyük yılan “Aşertu” ve Illuyanka kutsal bir canlı ve ulusal bir tanrıdır Orpheus dini inananlarınca Antikçağ’da evrenin oluşumu tanrıça Kibele (Kybele) ile “Ofiyon” adlı yılanın birleşmesi sonucu oluşmuştur. Yunan mitolojisinde ise, topraktan yaratılanların tümü yılan biçimlidir. Yunan Mitolojisinde Tanrıça Gaia’nın da yılanları vardır. Atina’nın ilk kralı olan efsanevi Cecrops yarı insan yarı yılan olarak bilinir. Yunanlarda Yılan; Zeus Chthonios’un sembolüdür. Antik Yunan’da bazı kralların yılan olduğuna inanılır. Roma tradisyonunda yılanlar kurtarıcı tanrılarla, doğurganlıkla ve Salus gibi şifacı ilahlarla ilişkilendirilir.
Hinduizmde Yılan benzeri yaratıklar ilahi varlıkların cisimleşmiş halleri olarak kabul edilmekteydi.
Mısırlıların dininde yılanın önemini aslında anlatmaya bile lüzum yok. Çünkü Her eserde yılan karşımıza çıkıyor. antik tarihçi Eusebius, Mısırlıların Knep olarak adandırdıkları Yaratıcının yılanla simgelendiğini anlatır. Aşağı Mısır Krallığında hayvan-tanrı kobra yılanıdır. yılan firavunların egemenlik simgesidir. Hatta Ölen yılanlar tapınaklara gömülür. Mısır firavunları Kobrayı başlarında taşırdı. Aborjinlerde pek çok tanrı yılan isimleriyle tanımlanır.Antik Kolombiya mitolojisinde de ilksel kadın olan Bachue; büyük bir yılana dönüşür ve bazen ‘ilahi yılan’ olarak adlandırılır. İskandinav tanrısı “Votan” sık sık yılan kılığına girer. İskandinav Mitolojisinin güneş tanrıçası Saule, elindeki sürahiden ışık döker ve yanında sürekli yeşil bir yılan bulundurur. Slavların efsanevi kahramanı Vseslaviç bir yılanın oğludur. Tibet’te yılan ve kuş birleştirilir ve bu birleşik yaratığa boynuzlu bir insan başı konulur. Aynı motif İran’da da vardır. Bunun ejderha motifiyle ilişkili olduğu ileri sürülmektedir. Erböke, Türk halk inancında yarı insan yarı yılan olan varlıktır. Bu varlıkların başında Yılan Ata olan Şahmeran bulunur. Eski pagan Türk inanışlarında Ejderha; kutsal, göksel ve iyi bir varlıktır. Anadolu, İran, Hindistan ve Mezopotamya’yı kapsayan çok geniş bir coğrafyada inanılan ve güneş ile birlikte gösterilen Mithra adlı tanrı, bazı anlatımlarda arslan başlı bir yılan olup ateşi simgelemektedir. Günümüzdeki ilkel topluluklarda da yılan tapımı (kültü) süregelmektedir. Bu dinlere göre; Yılan ayrıca sular tanrısıdır. ve dünyada ağaç köklerinin arasında yaşar. Afrika yerlileri arasında da en yaygın totem yılandır. * Güney Amerika’daki kadim Meksika, Aztek, Toltek, Maya uygarlıklarının gökten gelen tanrıları yılandır. -meksikadaki tamoanchan kenti “yılan insanların indiği yer” anlamına gelmektedir. Yine Aztekler insanların “Siyuakotl” adındaki bir yılan-kadın’dan türediğine inanırlar. Amerikalı mitoloji uzmanı Joseph Campbell ‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ adlı kitabında yazdığına göre Çin Mitolojisinde de ilginç göksel ve yılan hükümdarlar vardır.
Çin mitolojisinin yaratıcı tanrıçası Nu-Gua’dır. Eşi ise aynı zamanda erkek kardeşi olan Fu-Xi’dir. Nu-Gua yeryüzünü, Fu-Xi gökyüzünü yönetir. Hatta bazı betimlemelerde Fu-Xi göğü simgeleyen çift pusulayı, Nu-Gua ise yeryüzünü simgeleyen marangoz gönyesini tutarken resmedilir. Masonluğa benzeyen sembolleri görüyorsunuz. Nu-Gua, onun için yapılan heykellerde yarı ejderha-yarı insan bir kadın olarak betimlenir.
Bütün eski efsanelerdeki mitsel yılanlar, göklerle bağlantılıdır ve uzaydan gelip uygarlık kuran varlıklardır. Atlantis’teki yıldızlararası yılanlardan bazılarının Pleiades’ten geldiği söylenir.
Araştırmacı yazar Ergün arıkdal da ruh ve madde dergisinde; yılanın galaktik uygarlığın sembolü olduğunu ve Galaktik Irk’a mensup kişilere “Yılanoğulları” denildiğini, çok eski bir sembol olan kuyruğunu ısıran yılan sembolünün spiral galaksiyi ifade ettiğini söylemektedir.
Burada yılan tanrılarla ilgili varolan bilgilerin çok azını verdik. özet olarak araştırmacı yazar farah yurdözü kitabında şöyle demektedir; “bugünde yeraltında gelişmiş bir teknoloji ile yaşayan sürüngenimsi ırk iddiası sadece hindisanda değil brezilya gibi tüm dünyada yaygın. -hem afrikada hem çinde hem de Fransa da alnında 3. Göze sahip sürüngenimsi yaratıklar korku salıyor.”
Yılanın kutsanmışlığı ve gücünden ortaya çıkan bir sembol; Ejderhalar.
Bununla beraber mitolojide Yılan ve ejderha sembollerinin sıklıkla birbirlerinin yerine kullanıldığı görülür ve Uzakdoğu’da bu iki sembol arasında hiçbir ayrım yapılmaz, yani yılan ve ejderha aynı kabul edilir. Gerek yılan, gerek ejderha, gerek timsah ya da kertenkele olsun genel olarak cinlerin bu türü bizim boyutumuzda sürüngen şeklinde tezahür etmektedir. İnsanlarda bunlara genel olarak yılan demektedir.
Ejderhalar tüm kültürlerde vardır. Kimi kültürlerde İnsan eti yiyen ejderhalar, genç kızları kaçırırlar. bu kültürlere göre; Ejderhalar diğer hayvanlara da dönüşebilirler. Genel olarak ejderhalar “uçan yılan” olarak nitelendirilirler. Ejderha, pek çok öyküde kutsal suların gözcüsü ve bekçisidir. Ejderhalar kesinlikle suyla ilgilidir. Yağmurun ve suyun efendisi, gök gürültüsünün tanrısı ya da yağmurun ve suyun tanrısı olarak anılırlar. Fırtınalar çıkaranlar da vardır. Bazı mitolojilerde ışık tanrısıdır. Tahminimizce ejderhanın su ve deniz ile bu kadar bağlantılı olmasının sebebi; bir ada ülkesi olan şimdi ise sular altında olan, yılan hükümdarların yurdu; mu ve atlantisten dolayıdır.
Meşhur Hermes’in, Toth ile aynı kişi olduğu söylenir ve semavi dinlere göre hermes büyük ihtimalle idris peygamberdir, ve 1.bölümde ispatladığımız ve ileride çok daha delil göstereceğimiz üzere; İslam hariç eski tüm semavi dinler tahrif edildiği gibi İdris peygambere ait bilgi ve yazılarda şimdi göreceğiniz metindeki gibi değiştirilmiş, tahrif edilmiştir. Zümrüt tabletlerinin bilgilerine göre; mu ve Atlantis dinini koloni ülkelere taşıdığı söylenen Hermes e meditasyon ve duaya yöneldiği esnada bir ejderha görünmüştür. Anlatılanlar şöyledir: “Bu suret kanatları gökyüzünü kaplayan, bedeninden her yöne ışıklar saçan Yüce Ejderha’ydı. Yüce Ejderha, Hermes’e adıyla seslendi ve ona Dünyanın Gizemi hakkında neden düşündüğünü sordu. Gördüğü şeyle dehşete kapılan Hermes ejderhanın önünde kendini yere attı ve kim olduğunu açıklaması için ona yalvardı. Yüce Varlık, kendisinin Poimandres, Evrenin Aklı, Yaratıcı Zekâ, her şeyin Mutlak Hâkimi olduğunu bildirdi.”
Yılan tanrılara ait daha bir çok belge ve bilgiyi önceki bölümlerde bulabileceğiniz gibi ilerleyen bölümlerde de rastlayacaksınız.
Sonuç olarak tüm bu deliller; semavi dinlerde yılan olarak nitelendirilen boyut varlıkları olan şeytanlara, antik dönemdeki çok tanrılı dinlerde tapınıldığının en belirgin göstergesidir.
Yasin suresi 60: Ey âdemoğuIIarı! Ben size, “Şeytana kuIIuk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır!” demedim mi? 61: “Bana ibadet edin, dosdoğru yoI budur!” demedim mi? Cennette hz.adem Havva yılan resmi ile birlikte
Yılan Rahipler
Yine hatırlayın 5.bölümde çok tanrılı dinlerin rahiplerinin büyücüler olduklarını ayrıntılı şekilde anlatmıştık. Çünkü büyü Boyut varlıkları ile iletişim ve pazarlık yapma yöntemi idi. işte antik dönemde büyücü olan bu rahipler yılan tanrılarla görüşüp onlardan ders ve emirler almışlardır.
amerika yerlilerinde; hem mayaların hem de hopilerin kutsal dansı yılan dansıdır. Bu yılan dansı bir eğlence değil ibadettir. Ve bu ibadet ile hopiler, yılan tanrıları ile iletişime geçer, bu büyü yöntemi ile yardım alırlar. Perunun chimu halkı ve hopi yerlileri aynı yılan atadan geldiklerine inanır. Chimu halkı tarafından kurulan kutsal chan cahn şehri yılan yılan manasına geliyor. Bu şehirde bugünde hala kullanılan ejderha tapınağı var. Bugün hala Hopilere aitte bir yılan tarikatı var. Bu arada “can” ismi bizim (türk) kültüründe de cinlerin bir adıdır.
Afrika’daki bazı geleneklerde şamanların, derin ezoterik bilgi öğreten bir yılan-ırk olarak tanımladıkları Chitauri’lerden ders aldıklarına inanılmaktadır. Afrika’daki bu inanç, Amerikan yerlilerinin dimethyltryptamine (dimetaylırayptamin) içeren ayahuasca uyuşturucusuyla yaptıkları ritüelin içeriğine benzemektedir. Bu bitkiyi kullanan yerli Amerikan şamanların çoğu, yılansı ve uzaylı benzeri varlıklarla iletişime geçtiklerine ve onlardan ders aldıklarına inanmaktadırlar.
keltlerin pagan rahipleri duridlerin isminin manası “yılan rahipler” manasına geliyor. Bir İskoç el yazmasında belirtildiğine göre druid rahiplerine her şeyi yılan bir tanrıça öğretmiştir.
Hindistan’da insiye bilgelere ve kâhinlere, ‘akıllı yılanlar’ anlamına gelen ‘Nagalar’ denirdi. Alnın tam ortasına sembolün konması, yılan gibi akıllı olmak ve 3.göze sahip olmak için iç psişik melekelerin kullanılmasını ifade ederdi.
Dünyanın kara kutusu 5.bölümde büyü ve yılan tanrı reptilianların bağlantısıyla ilgili çok delil gösterdiğimiz için geçiyoruz.
Sonuç olarak; Dr.irene Saengerbredt, «Yaratılışın Çözülmemiş Sırları» adlı kitabında tüm antik dünyada var olan canavar ve yılan sembollerinin yaratılış ve dünya ile bir ilgisi bulunması olasılığına değinmektedir.
Aynı şekilde kutsal kitaplarda yılan kılığında olan şeytan yüzünden insanoğlunun dünyaya gönderildiğini hepimiz bilmekteyiz. Şeytan yılan kılığında idi ve Adem ile Havva yı kandırarak dünyaya gönderilmelerine sebep olmuştu. İslam inancında şeytan insanın dünyaya gönderilmesinde bir sebeptir ve insanın kapasitesini ortaya çıkarması yani imtihan olması için vardır.
*Havacılık ve uzay endüstrisinde mühendis olarak çalışan bilgin Dr. İrene Saengerbredt bile, kendi yapıtı «Yaratılışın Çözülmemiş Sırları» adlı kitabında şu soruyu sormaktadır: «Çin, Hindistan, Babil, Mısır, Yahudi, Germen ve Maya gibi eski toplumların efsanelerinde ve tasvirlerinde canavar motifleri neden büyük bir rol oynamaktadır?» Dr. Saengerbredt, kendi sorusuna verdiği cevapta canavar ve yılan sembollerinin yaratılış ve dünya ile bir ilgisi bulunması olasılığına değinmektedir.
Gri Uzaylı Tanrılar Putlar
Ve yine sadece burada gösterdiklerimizle sınırlı değil. Diğer bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm çok tanrılı dinlerde yılan insan karışımı tanrılar vardır ve gün geçtikçe bunlara dair daha fazla delil ortaya çıkmaktadır. cinlerin uzaylılarla aynı olduğunu 3. ve 4. bölümlerimizde anlatmıştık. örneğin eski bir kitap olan müslüman cinle sohbetler kitabında cinlerin iri kafalı iri gözlü ve kısa boylu oldukları anlatılmıştı.
Gökten inen kralların yani Yılan tanrıların yanında; boyut varlıklarının diğer türü olan gri uzaylı tanrılarında çok tanrılı dinlerde çokça görüldüğünü görürüz. Yılan tanrıların asistanlığını yapan Gri uzaylılarda aynı yılan tanrılar gibi Boyut özelliklerini taşır, istediği kılığa girebilir, uçabilir, insanlara bilgi verir, insanlara tanrılık yapar. Gri uzaylılar, yılanımsı türün yani reptilianların yardımcısı olduğu için çok tanrılı dinlerde yer almıştır. Aynı bugün çokça kaçırılma vakası yaşanan Amerika kıtasında kaçırılan insanların anlattığı gibi. Genellikle kaçırıldıkları yerlerde işleri yapan gri uzaylılar ve onları komuta eden reptilian varlıklar vardır.
Daha önce batan mu kıtasından arta kalan pasifik adalarındaki gri uzaylı heykel ve figürlerini göstermiştik. İşte bu gördüklerinizde mu ve atlantisin antik dönemde kolonisi olan ülkelerdeki gri uzaylı putlarıdır.
Murry Hope, “Atlantis Efsane mi Gerçek mi?” isimli eserinde cinlerin bu kıtalardaki etkisini hesiodos tan şöyle aktarır: “MÖ 8. yüzyılda yaşamış şeytani Yunan felsefesinin temsilcilerinden Yunan şairi Hesiodos, bunların (mu ve atlantiste hüküm süren bu varlıkların) “eski cin kavmi”olduklarından ve helak edildiklerinden söz ederken şu ifadeleri kullanır: “Şimdi yazgı kapandı bu kavmin üzerine, onlar yeryüzünün kutsal cinleri, kötülükleri doğru yola çeviren, ölümlülerin koruyucuları.”
şimdi biraz düşünün; tüm çok tanrılı dinlerde aynı yılan baştanrıların ve aynı gri uzaylıya benzeyen putların olmasının tesadüf olma ihtimali var mı?
Enam-128- Gün gelecek, Allah onların hepsini huzurunda toplayıp: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan çoğunu yoldan çıkardınız ha!” diyecek. İnsanlardan onlara uymuş olanlar diyecekler ki: “Ey Ulu Rabbimiz! Kimimiz kimimizden faydalandık ve bize tayin ettiğin müddetin sonuna ulaştık.
Mu da Ne Yaşandı [BAŞLIK] ne oldu
Buraya kadar tamam. İnsanlar büyü vasıtasıyla dünyalık menfaatler elde ettikleri boyut varlıklarına tapındılar. İşler ilerleyince büyücü rahipler bu varlıkları tanrı olarak insanlara tanıttı, büyüyü öğrenen diğer insanlar bu varlıkların kontrolüne girdiler. Yılan varlıklar ve akrabaları tanrı oldu ve çok tanrılı dinleri oluşturdular. peki sonra ne oldu? Verilen teknoloji ile insanlar mutlu ve refah dolu bir hayat mı sürmüştü? Sorun sadece bu varlıkların yönetici olması mıydı, sırf şeytan kimliğinde varlıklar yönetiyor diye mi tufanla helak oldular. Teknoloji ve medeniyetle gelişmiş bu ülkelerdeki asıl problem neydi?
İnsanlar kötülük işledikçe başlarına gelen kötülükler yani felaketlerde artmaktadır. Bu konu kuran da anlatılmış olmakla birlikte kuantum bilimine dayanan delilleri de vardır ve ileriki bölümlerde açıklamayı düşünüyoruz.
Ali imran suresi 120- Şayet siz sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların tuzakları size hiçbir zarar veremez.
Zaten Allah; bu ayetleri “kanunu ilahi” yani fizik kanunları gibi dünyanın kanunları olduğunu söylemiştir. Ve bugünde zaten dindar olsun veya olmasın kötülükleri çok işleyen ülkelerin başına geçte olsa türlü felaketlerin daha çok geldiğini görürsünüz. İşte Allah ın Mu ve Atlantis ülkelerini kolonileriyle birlikte yok etmesinin nedeni büyük kötülüklerin sistematik olarak işlenmesi ve önü alınamıyor olmasıdır.
5.bölümde mantığını anlatıp varlığını ispatladığımız büyü olayının en büyüğü kan büyüsüdür. Ve kuantumdan bildiğimiz üzere; düşünce gücü yani atomaltı tesirler ile şekillenen diğer Boyuttaki canlılar bu kanın oluşturduğu korku ve kötülük enerjisi ile çokça güçlenir ve beslenir. Çünkü insan kurban edilmesi ile topluluktaki tüm insanlarda çok büyük korku duygusu ile birlikte var olan bütün kötü duygular en yoğun şekilde açığa çıkar ve bu duyguların oluşturduğu kimyasallar direk ato maltı parçaları oluşturur, bu atomaltı negatif parçalar da daha önceki bölümlerde açıkladığımız atomaltı parçalardan ibaret canlılar olan cinlere enerji kaynağı olur.
Bu size garip gelmesin çünkü aynı durum kısmen bizim dünyamızda da yaşanmaktadır. Biz insanlar irademizle iyi olduğumuzda iyi şeylerden zevk alıyoruz, kötü insanlar ise kötülükten zevk alır hale geliyor. Psikolojik olarak iyi şeyler yaşandığında mutlu ve güçlü oluyoruz. Kötü şeyler yaşandığında kötülükten zevk alan insanlar mutlu olup güçleniyor. Tabi cinlerde bu güçlenme sadece psikolojik manada değil daha tesirli şekilde, yemek yemek gibi etki ediyor. Çünkü atomaltı parçalardan ibaret varlıklar için insanların duygu ve düşünceleri ile ürettikleri atomaltı parçalar somut bir şey.
Cinlerinde aynı insanlar gibi iyi olanları pozitif tesirlerden, kötü olanları negatif tesirlerden etkilenip güçleniyor. Biz en dip boyutta varlıklar olduğumuz için bizim yaptığımız şeyler onların boyutuna daha güçlü tesir ediyor. Mesela musallatlı insanların ağzından konuşan şeytanlar; yanlarında yapılan iyi şeylerden dolayı çıkan beyaz ışıktan acı çektiklerini söylüyor. Benzer şekilde kutsal kitaplardaki iyilik ve güzellikten bahseden ayetler okunduğunda musallatlı kişilerin çıldırmaları bilinen bir fenomen. Beyaz ışığı sevmeyen bir canlının olması size şaşırtıcı gelmesin çünkü insanlar arasında da iyi şeyleri sevmeyen kötü şeyleri iyiymiş gibi seven insanlar var. O yüzden cinlere de bu durum normal geliyor. Bu alt boyuttaki olayların üst boyuta dalga tesiri yapması olayını kuantum fiziği de açıklamaktadır.
İşte insan kanı dökülmesi kötü cinler için güzel bir şey olduğundan cinler, kendileri için insan kurban edilmesini istediler. Özellikle Antik dönemde tanrılar için insan kurban edilmesi yaygın bir ibadetti. Burada gösterdiğimiz delillerin tarihleri farklı gibi görünse de insan kurban etme ibadetlerinin her kültürde ucu bilinemeyecek kadar çok eskilere dayanmaktadır. Topluluklar elbette bu insan öldürme ibadetlerini boş yere yapmıyorlardı. yılan tanrılar istediği için yapılan bu ibadetin tüm dünyada aynı şekilde var olması tabi ki tesadüf değildi. Ve bunun amacı 5. bölümde mantığını anlattığımız üzere boyut varlıklarına kuantumsal enerji verdiği içindi. ilk başlarda güzellikle insanlara yaklaşan tanrılar dozu zaman arttırarak önce hayvan sonra insan sonra da toplu insan kurbanları istemişlerdi. Büyü bölümünde ayrıntılı şekilde anlattığımız üzere büyü toplumda yaygınlaşıp tanrılar kuantumsal olarak güç kazandıkça insanların üzerindeki tesirlerini ve isteklerini arttırdılar. bu da en sonunda insan kurban edilmesi ve daha fazla insan kurban edilmesine kadar gitti. Aynı İslam dinindeki gibi iyi şeylerin kademeli şekilde insanlara benimsetilmesi, bir anda tüm ibadet ve kuralların tebliğ edilmemesi gibi; çok tanrılı dinlerdeki insanlara kötülükleri ibadet olarak benimsetme durumu da aşamalı olarak gelişmiştir.
Fakat olay bununla da sona ermemişti. Tanrılar insanlığı olabildiğince kötülüğe sürüklemek ve sadece kendi kurban bayramlarında değil, çok daha fazla kan dökülmesini istiyordu.
Bir önceki bölümde bilimsel delillerini de gösterdiğimiz üzere, Semavi dinlerde tufan dünyanın çok büyük bir kısmını etkilemiştir. Peki Nasıl bir durum vardır ki yaratıcı kimsenin sağ kalmamasını dilemiştir. bu kadar kötü ne olmuştu da insanlar yok edilmekle kalmamış koskoca kıtalar batmıştır, izleri silinmiştir? Bunun sebebi hikmeti nedir? Bu konuya dair şimdi size sunacağımız antik dönemden kalma yazılı kaynaklar; Mu döneminde özetle dünyanın ikiye bölünüp birbiri ile savaştığını, büyük bir kaosun yaşandığını anlatır. Buna normal bir savaş diyebilirsiniz. Mu döneminde insanları yöneten Cinlerde insanlar gibi iradeye sahip varlıklar olduğundan; Otorite ve menfaat anlaşmazlığından dolayı ters düşüp birbirleriyle savaşmış yani peşlerinden giden insanları savaştırmış olabilirler. ama Bizce bu savaş normal bir savaş değil bir danışıklı dövüştür. İnsanlara karşı kötü tavırlarını ve yaptıkları bir çok kötülükleri bildiğimizden dolayı şeytanlara iyi bir gözle bakamayız ve zaten elimizdeki verilerde bunun danışıklı dövüş olduğunu söylemektedir.
Hem mu yu hem de atlantisi yöneten yılan tanrılar aralarında danışıklı dövüş sergileyerek insanları kutuplaştırmış ve savaştırmıştır. Çünkü; Dünyayı, geleceği en iyi tahmin edenler yönetir. Geleceği tahmin etmenin en iyi yoluysa geleceği oluşturmaktır. Peki geleceği oluşturmanın en iyi yolu nedir. Tabi ki de kendi düşmanını yönetmek. Eğer bir yönetici olarak kendi düşmanını oluşturur ve onu yönetirsen hem toplumları kontrol edersin hem de daimi yönetici olarak kalırsın. Yine insanları bir inanca daha sıkı bağlayabilmek için inançlarının düşmanı olması gerekir. Bu birinci yönü. Konunun diğer yönü ise bizim boyutumuzdan onların boyutlarına yansıyan kötülük enerjisi ile beslenen şeytanların bitmeyen bir kaos ve savaş ortamı oluşturarak ölüm ve katliamlardan sürekli ve büyük bir kötülük enerjisi elde etmeleridir. Savaş ve terör olayları kan büyüsüyle aynı sonucu vermektedir.
Aslında danışıklı dövüşte her iki tarafın liderlerine bir şey olmamaktadır. Bu savaşan ve birbirlerini öldüren Tanrı sembolleri savaşı temsilen çizilmiştir. Birbiriyle akraba olan tanrılara savaşta bir şey olmadığını, olanın insanlara olduğunu, hep insanların öldüğünü, bu tanrıların en sonunda barışıp olayın kapandığını birazdan göreceğiz. Ama bu yönetici tanrılar kimi dönemler kendilerinden olmayan cinlere karşı savaşmış hatta kendilerinden olanları bile bu uğurda kandırıp kullanıp feda etmiş olabilirler. veya kendi çocukları olan devlerin iktidara talip olması ile onlarla ile savaşmış olabilirler. Bunları çok uçuk planlar olarak algılamayın. Çünkü insan nefside aynı şeyleri yapabilecek kapasitededir. Bunu küçücük bir menfaati için dünyanın yanmasını umursamayacak seviyelere gelebilen kendi nefsimizden biliyoruz. Tarihte firavunların kendi küçük menfaatleri için bile insanlara ne zulümler yaptıklarını biliyoruz. Şeytanların herkesten fazla nefisleri için savaştıklarını ve şeytanın aklına gelmeyecek planlarla insanları kandırma tecrübelerine sahip olduklarını biliyoruz.
Neden helak oldular
Şimdi yaratıcının mu ve atlantisi helak etmesine sebep olan bitmeyen kaosa yola açan danışıklı dövüş teorimizi doğrulayan antik kayıtları inceleyelim:
Antik bir hint kitabı olan “Dzyan Kitabının Atlantis ve Mu yu anlatan pasajlarında şöyle der;“İlk büyük sular geldi. Yedi büyük adayı yuttu. Kutsal olan herkes kurtuldu, kutsal olmayanlar yok oldu ..»:.Dzyan Kıtaları’nın Kadim Yorumları, Atlantisliler’den ..sonra gelen Beşinci Beşerı Irk’tan şöyle bahseder: « …o Kutsal Ada’yı, ki son Kurtarıcı oradan gelecektir, iskan etmek üzere gitmiş olan o bir avuç Seçilmiş, tek başlarına, şimdi beşeriyetin bir yansının öteki yansını imha etmesini önlüyordu. Beşeriyet ikiye ayrılmıştı. Beşeriyetin üçte ikisi, kolaylıkla erişebildikleri bedenleri ele geçiren, yeryüzünün aşağı seviyeden, madde Ruhları‘nın Sülaleleri’nce yönetiliyordu; üçte biri sadakatini yitirmeyecek, başlangıç safhasındaki Beşinci Irka katıldı. Bunlar, Ilahi Enkarnasyonlar’dı. Kutuplar (dördüncü kez) yer değiştirdiğinde, korunmakta olan ve Dördüncü Irktan ayrılmış bulunanlar bundan etkilenmediler. Lemuryalılar’da olduğu gibi, sadece dinsiz Atlantisliler yok oldu ve bir daha görülmediler.»
kutsal metinlerden sayılmayan ancak Eski ve Yeni Ahit te yer yer bahsedilen kadim Enok un kitabında; O dönem yaşanan durumu Enok yani (İdris) peygamber, en çıplak şekilde özetliyor: “Bölüm 9: 1. Sonra Mikail ve Cebrail, Rafael, Suryal, Uriel; göklerden aşağı bakıp dünyada dökülen hesapsız kanı, işlenen sonsuz kötülükleri gördü. Birbirlerine dediler ki: 2. ”Boşalan dünyanın çığlıkları, göklerin kapısına ulaştı… 8. Kadınlardan devler doğdu. 9. Sonra da tüm dünya kan ve günahla doldu. 10. Bak şimdi ölenlerin ruhları ağlıyor. 11. Ve çığlıkları cennetin kapılarına ulaşıyor.”
Boyut varlıklarının insan kadınları ile evlenebildikleri ile ilgili delil ve izahları önceki bölümlerde verdiğimiz gibi devlerle ilgili bölümde de bolca göstereceğiz. Devlerin bu savaşlardaki ve tufandan önceki rollerine devlerle ilgili bölümde değineceğiz.
Polinezya adalarında yılan tanrıyla kuş tanrı arasındaki mücadele, ağaç oymalara konu olmuştur.
Sümerlerde karanlığın yılanı olan Babilli Tiamat ejderha olarak tasvir edilir. O kaostur, kötülük timsalidir ve Güneş yani Işık sembolü olan Mardukla savaşmaktadır ve ona yenilmiştir. Gördüğünüz gibi mezapotamya mitolojisinde de iki yılan tanrı savaşıyor.
fakat sümer mitolojisinde tufanın gerçekleşme sebebinin bu savaşla alakasız olduğu ve insanlar çoğalıp gürültü çıkardığı için şeytan tanrıların tufana karar verdiği anlatılır. böylesine saçma ve diğer metinlerle çelişki gösteren bir yalanın sümer metinlerinde yer almasının sümerlerin tarihte bu kadar önemli olmasının nedenini sonraki bölümlerimizde anlatacağız. özetle tufandan sonra Mu nun yerini sümerler aldığı için şeytanların söylemleri sümer metinlerinde daha baskındır.
yunanlıların tarihsel anılarından olan “phaeton öyküsünde” bu kıtalardaki insanlar ile bazı göksel varlıklar arasında geçen anlaşmazlığa değiniliyor.
Tıpkı Grek öykülerinde olduğu gibi, Hindu kültürüne göre, tanrılar (yani şeytanlar ve cinler) ileriki zamanlarda, ölümlü kralların ve kahramanların aşklarına ve savaşlarına da karışmışlardır.
Hint yazmalarında ve efsanelerinde Naga ırkı, yeraltında yaşayan ve yüzeyde insanlarla irtibata geçen bir yılansı ırktır. Hala tapınılan Bu yılanlar istedikleri kılığa girebilmekte ve insana dönüşebilmektedir. Hint yazmalarında bunlardan başka Sarpa denen nagalardan daha alt seviyede başka bir yılansı ırktan daha söz edilir. Ayrıca Hint okyanusu civarında varolan ve sonradan denizin dibine batmış olduğu söylenen bir yılan krallığının bahsi geçer.
Hint mitolojisinde Kumari Kandam adında tufanla batmış bir kıtanın efsanesi vardır. ve bugün hint okyanusu altında insan yapısı eserler bulunmasıyla kumari kandam kıtasının gerçek olduğu anlaşılmıştır.
Hint Destanları ve Puranalar, tanrılar ve iblisler arasında ve bazen de tanrılarla tanrılar arasında yapılan savaşların anlatılmlarıyla doludur.
Vedaların çeşitli bölümleri ve onlardan türeyen tamamlayıcı eserler (Mantralar, Brahmanalar, Aranyakalar, Upanişadlar) Puranalar, Mahabharata ve Ramaya destanlarıyla birlikte tüm bunlar, Gökyüzü ve Yeryüzü’ne, tanrı ve kahramanlara dair Aryan ve Hindu hikayelerinin kaynağını oluştururlar.
Bu kaynaklara göre, başlangıçta yalnızca göksel varlıklar, “Dönen en eski varlıklar” vardı. Göklerde bir karışıklık meydana gelmiş ve dünya “Ejderha” ile “Fırtınacı Dönen Varlık” tarafından ikiye bölünmüştü… Bu savaşın figürlerinden olan tanrı Kasyapa’nın çeşitli eşlerinden ve metreslerinden pek çok tanrı, dev ve canavarsı çocuğu vardı.
Yine hint mitolojisindeki dev olan daityalar ile tanrı olan devalar savaşmaktadır. hatta tanrılar yine bu savaşta büyüler kullanarak savaşırlar. Yani hint mitolojisindeki bu tanrıların savaşı diğer kültürlerde anlatılan tanrıların savaşıyla aynı şeyleri anlatmaktadır. ve yine hint metinlerinde de tanrıların bu savaşı sürerken tufan gerçekleşmiştir. Mahabarata metinlerinde tanrıların bu savaşını ve sonrasında tufanın gerçekleştiğini okuyabilirsiniz.
Antik İskandinavyanın tufan hikayesi de aynı şeyleri anlatmaktadır. Bu efsanelerde; Odin ve kardeşlerinin buz devi Ymir’i nasıl öldürdükleri ve ardından bu olay yüzünden büyük bir selin patlayıp, insanları ve hayvanları boğmasına neden olduğu anlatılır.
dyzan kitabında yine iyilik güçleriyle kötülerin savaşından sonra atlantisi ve sarı yüzlü kralın kötülerin vimanlarını (uçan araçlarını) etkisiz kılıp tufan gerçekleştiğinde kendi vimanasıyla kaçmaları anlatılıyor. Hz Nuh un gemisinin teknolojisine ve uçan araçlar olayına sonraki bölümlerde sağlam bir şekilde değineceğiz.
otuzbeş ikrar buddhası kayıtları ile alman ve iskandinav mitolojisinde; atlantisin batışından önce büyük bir savaşın yaşandığı belirtiliyor. Yani tufan savaş sürerken gerçekleşiyor.
Ankebut-14- …Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
büyük hadis alimlerinden Taberi, “tarihi taberi” adlı eserinde, o tarihte devler ve cin-şeytanların insanlar tarafından gözle görüldüğünü ve insan toplumlarıyla devler arasında düşmanlık, cenk ve barış hallerinin Nuh tufanına kadar sürdüğünü, Tufan’dan sonra ise cin-şeytanların ve devlerin çoğunun gözden kaybolduğunu bize nakleder.
ünlü popul vuh (bir buket yaprak) guetemala yerlilerinin kutsal kitabıdır ve mayaların incili olarak adlandırılmıştır. atlantisin yok oluşu ile ilgili; büyük yılan gökyüzünden kopartıldı. gibi ifadeler vardır.
Bu ifade taberinin naklettiği hadisteki ve diğer antik yazıtlardaki; tufandan sonra cinlerin yok olduğu bilgisini doğrulamaktadır. Yine tabletlerde tufandan önce binlerce yıl yaşayan mısır ve sümer kralları yani cin krallar varken, tufandan sonra bunlar yok olup yerine insan kralların geçtiği bilgisi yer almaktadır. demek ki tufan ile birlikte cinler 4. boyuta taşınmışlardır.
Eski ve Yeni Ahit te bahsedilen ama kutsal sayılmayan Enok un kitabında Nuh’un bu vahye dayalı anlatımları şu şekildedir: “Bölüm 66:4. Ve Tanrı, adaletsizlik gösteren o gözcüleri(cin-şeytanları), büyük babam Enok’un daha önce bana ‘Batı’da gösterdiği altından, gümüşten, demirden, kurşun ve kalaydan dağlar arasındaki yanan vadiye tıkayacak. 5. O vadiyi gördüm. Karalarda ve denizlerde büyük bir sarsıntı vardı. 6. Tüm bunlar olurken, o ateşli, metalden ve onun hareketinden bir sülfür kokusu çıktı ve koku sularla birleşti. İnsanlığı yoldan çıkaran gözcülerin vadisi o toprak altında yandı.
Çin’deki tarih kayıtları bile Atlantis kökenli 4 üncü Irk’ın devlerine ait bilgilerle doludur. ShooKing’in Fransızca çevirisinde aynen şöyle denilmektedir: “Tufan öncesinin, bir vakitler kayalık mağaralara çekilmiş olan ve torunlarına hala daha Canton civarında rastlanıldığı söylenen sapık ırkı Miaotse, kadim dökümanlarımıza göre, Tchy- Yeoo’nun entrikalarından ötürü yeryüzünü karıştırdığında ortalık eşkiya ile dolmuştu .. (İlahi Sülale’nin krallarından) Rat Changty, halkının erdemin son izlerini de yitirdiklerini görünce, (aşağı seviyeden iki Dhyan Chohan olan) Tehong ile Lilv’ye göklerle yer arasındaki tüm irtibatı kesmelerini emretti. O zamandan beri de artık yukarıya Çıkış ve aşağıya iniş ortadan kalktı»
Çinliler’in Atlantis ve mu nun batışından söz eden öğretilerinde: Bir zamanlar Güneş’in ötesinde yer alan kutsal bir adadan ve bunun da ötesinde ölümsüz beşerlerin ülkelerinin bulunduğundan bahsederler. Ve bu ölümsüz beşerlerin, kutsal ada günahla kararıp yok olduğunda, hayatta kalan bir bölümünün, Gobi’deki büyük çöle sığındıklarına ve kendilerine yaklaşmaya kalkışanlardan Ruh ordularınca korunarak, görünmez bir halde hala daha orada yaşadıklarına inanırlar.
Yine Çin’e ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde “Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık” yazmaktadır. çin mitolojisi de özet olarak tufandan önce görünen cinler tufandan sonra görünmez oldu diyor.
mu ve atlantis felsefesi nuh tufanından sonrada kısmen dünyada devam etti. Tarihlerinden bildiklerine göre Çinliler bu dönemlerde “ilah”ın yerine “imparator”u koydular. Çünkü eski ilahlar artık yoktu. Çinliler İmparatorun da “göğün oğlu” olduğunu söylerlerdi. yani var olan imparatorlarıda eski ilahların insanlardan olma çocuklarıydı.
Yine yunan mitolojisindeki Titanomakhia veya Titanlar Savaşı; yunan tanrıları ve devler (Titanlar ve Olimposlular) arasında 3 ayrı zaman diliminde yapılan savaşlara verilen isimdir. Aynı agartha ve şambala savaşlarına paralellikler arzeden savaşta; Titanların merkezi Othrys Dağı, Olimposluların ise Olimpos Dağı’dır. Savaşan tanrıların neredeyse tümü birbiriyle akrabadır. Savaşın insanların yaratılışından önce başlayıp başlamadığı ihtilaflıdır ama İnsanlarda savaşın ilerki dönemlerinde tanrıları ilah kabul etmiş ve onlara yardımcı olmuşlardır. Yani insanlarda tanrıların yanında savaşmışlardır. Mitolojide üç adet devler savaşı vardır. (Titanomachy, Gigantomachy, Theomachy). Bu savaşların bazı aşamalarında tufanın gerçekleştiği bilgileri dikkat çeker. Örneğin; Poseidon bu saldırıyı engellemek için mızrağını yere vurur ve denizlerin yükselmesini karalardan fazla olmasını sağlar. 2.devler savaşında çarpışmanın şiddetinden dünyada büyük tsunami ve depremler olmuştur. Cinlerin tufandan sonra da yazdırdıkları metinlerde tufanı da aslında biz yaptık yalanını da benzer şekilde bir çok farklı çok tanrılı dinlerin kaynaklarında görüyorsunuz.
Mısır’da Güneş Horus’un, yılan Aphophis’in başına; sulara bir mızrak sapladığını görüyoruz. Yunanistan’da Güneş yani Apollo, suların sembolü Yılan Python’a galip gelir. Hindistan’da Vishnu, Güneş, suların sembolü Yılan Anatha’ya üstünlük sağlar. Hıristiyanlıkta Roma Kilisesi’nde Meryem Ana, ayaklarının dibindeki bir yılanla tasvir edilmiştir.
Arkeolog James Churchward’a göre “bütün eski metinlerde Güneş; sembol olarak daima tek başlı olan suların yılanı ile savaşıp galip gelen şekilde gösterilir ve bu sembolle ilgilenen yazarların çoğu hata yapmıştır. Her ikisi de yılan olduğu için suların sembolü ile yaratıcının sembolünü birbirinden ayırt edememişlerdir. Güneş yaratıcıyla savaşmamaktadır, zaten ortada savaş da yoktur. Mızrak, sulara nüfuz ederek orada bulunan kozmik yumurtalara hayat veren Güneş Güçleri’nin sembolüdür.” demiştir.
Görüldüğü gibi churcward da bu savaş olayının görüldüğü gibi olmadığını, Bir danışıklı dövüş olduğunu anlamıştır. Çünkü tanrılar savaşıyor gibi görünmekte ama aslında birbirlerini güçlendirmektedir.
bu danışıklı dövüş komplosu ve savaş çıkartma çabaları bugün çok tanrılı dinlerin ilkelerini benimseyen masonların kaos teorisi ile de uyum içindedir. Masonlar için kaos önemlidir çünkü yeni bir düzen kurulması için önce eski düzenin yıkılması yani bir kaos olması şarttır. Bunun içinde bulundukları ülkelerde yönettikleri, birbirine zıt grupları birbiriyle savaştırır ve savaşı istedikleri ölçüde büyüterek kendileri kurtarıcı olarak gelirler. Ardından kurtarıcıların kuralları topluma hakim olur. bu konuda sayısız delili masonları anlatan sayısız kitapta ve ilerleyen bölümlerimizde de göreceksiniz.
Maide suresi 64-Her ne zaman onlar (Yahudiler) savaş çıkarmak için bir yangın tutuşturdularsa Allah onu söndürdü. Sırf fesat çıkarmak için dünyanın her tarafında koşup dururlar.
Tibet ve Orta Asya geleneklerinde sözü edilen ve mu ile Atlantis dönemini anlatan agarta ve şambala efsaneleride bu büyük savaştan bahsetmektedir. Birbiriyle savaşan iki büyük grup yani insanları ikiye bölen iki büyük gruptan; Bir’in Oğullarının merkezi ”Agarta”, Belialin Oğullarının merkezi ise ”Şambala” idi. Savaş için yeraltına da sığınaklar yapmışlardı. Mu ve Atlantis teknolojisine yani tarihi bilinmeyen antik teknolojiye eş olan kapadokyadaki yer altı tünellerinin bu sığınaklardan biri olduğu bilgisi yaygındır.
Bir çok farklı antik kayıtta bu savaş efsanesine ait deliller vardır. Örneğin babil talmudunda da belial kelimesi kötülüğü ifade eder ve 27 kere geçer. Yine belial kelimesinin Semavi dinlerdeki baş şeytan olan Baal kelimesi ile benzerdir. Antik metinlerden Ölü Deniz Yazmaları‘nda; “Işığın Oğulları, Karanlığın Oğullarına Karşı” parçasına göre Belial, “Karanlığın Oğulları’nın” lideridir. Gene belial kelimesi incilde 1 kere havari pavlus un sorusunda geçmektedir.
Efsanelere göre güya Bir’in oğulları büyüyü iyilik için kullananlardı ve iyi uzaylıların dünyaya gelmesini sağladılar. Belial’ler ise büyüyü kötülük amacıyla kullanan gruptu, kötü uzaylıların dünyaya gelmesini sağladılar. Farkettiyseniz her iki grupta büyüyü baz alıyordu ve gelen uzaylılar ile (yani önceki bölümde aynı olduklarını isplatladığımız cinler ile) insanlığı ikiye bölmüştü.
Bakara-102- Fakat asıl o şeytanlar küfre gittiler. Halka sihiri ve Babil’de Hârut ve Mârut adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı.
İyi kötü kavramlarının burada içi boş ve insanları aldatmak için yalanlar olduğu açıktır; aynı günümüz Amerika sının iyiliği, rusyanın kötülüğü temsil etmesi gibi. Amerika istisnaları olsa da ülke içinde özellikle kendi vatandaşlarına insan hakkı ihlali yapamıyor. bu yaptıkları zulümleri başka ülkelerde yapıyorlar. Rusya ise kendi vatandaşlarına bile akıl almaz işkenceler yapabiliyor. Rusyada kalan bir arkadaşım amerikayı yaşamak için daha fazla tercih ederdim demişti. çünkü rusyada devlet eliyle başına her an her şey gelebilir. Yine dünya genelinde rusyadan kaçıp başka ülkelere sığınmış rus vatandaşları görürken amerikan vatandaşı kolay kolay göremezsiniz.
Amerikalı bazı yazarlar da Amerikan derin devletinin hem Amerika da hem de başka ülkelerde hem sağı hem solu örneğin hem komünistleri hem faşistleri, hem laikleri hem de dindarları vesaire yöneterek birbirleriyle savaştırdığını ve bu sayede düşmanlarını güçten düşürüp en sonunda kurtarıcı olarak gelerek bu savaşa son verip herkesi yönettiklerini anlatırlar. yazarlar birçok örneği bulunan Bu olaya tez, antitez ve sentez diyor. yani Amerikan derin devleti tez ve antitezi yönetip kendi sentezlerini oluşturmaktadır. bu konunun birçok delilini bu belgesel serisini de takip ettikçe göreceksiniz.
işte aynı; günümüzde demokrasi- özgürlük havariliği yapan Abd nin –Rusya ile danışıklı dövüşü sayesinde büyük savaşların yaşanması, ülkelerin ya Amerikancı ya da Ruysa yanlısı olmak zorunda olması gibi -ki zaten aynı komplonun aynı kişilerce günümüzde de yapıldığının hatta gelecek iyi ve kötü uzaylıların gene insanlığı ikiye bölüp büyük bir kaos çıkaracağının delillerini ileriki bölümlerimizde göreceksiniz.-işte aynı durum Mu ve Atlantis te de yaşanmıştı ve insanlar iyi kötü diye ideolojilerle bölünerek bitmeyen bir kaosa sürüklenmişlerdi. Komplo o kadar büyüktü ki insanlar bu yalana inanmak zorunda kalmıştı.
3 kutsal dinin kaynaklarıda bu bilgileri doğrular şekilde tufan ile sulara gömülen bir kavimden bahsetmiştir. Şimdi göreceğiniz üzere Tek tanrılı dinlerin Kaynakları da hz. Nuh ve halkı hakkında bu sıraladığımız antik kayıtlardakiyle aynı şeyleri söylemektedir;
Nuh- 21 – Nûh: “Ya Rabbî!” dedi, “Sen de biliyorsun ki onlar bana isyan ettiler; servet ve evladının çokluğunun kendi ziyanını artırdığı kimselere uydular.
Burada insan değil de kimse denmesi manidardır. Bu tanrıların bir çok insan kadınları ile ilişkisi ve bir çok çocuğu olduğu da antik kayıtlarda sürekli geçmektedir. Bu ayette farkettiyseniz servet ve evladının çokluğu kendisini ziyana uğratan kişi insan olarak tarif edilmemekte sadece bir kişi kimse denmektedir.
Nuh-22 – Büyük hîle ve tuzaklar kurdular.
“Ve mekeru mekren kübbara” bu ayet koca koca, büyük büyük, dehşet tuzaklar hazırladılar, Manasına gelmektedir. Mekr; aslında hile, desise, tuzak manasına gelir. Fakat düzen, düzenek manasını da içerir. Burada fiili ve fiziki bir tuzaktan çok en büyük tuzağın zihni tuzaklar olduğunu söylüyor gibidir. Yoksa Hz. Nuh’un önüne tuzak kurup ta onu içine düşürdüler anlamını göremiyoruz.
yani halk, malı, çocuğu ahirette kendisine sadece zarar getirecek olan liderlere) uydu. (Bu liderler halka karşı kendilerinin hidayet ve hak üzere olduklarını göstermek için) büyük hileler kurup insanlara: “Sakın ilahlarınızı (yani putlara tapmayı) bırakmayın dedi.
Nuh-23 – “Sakın tanrılarınızdan vazgeçmeyin, Ved, Suva, Yegûs, Yeûk ve Nesr’i, bunlardan hiçbirini bırakmayın!” dediler.
Burada sayılan beş put, Nûh toplumundaki putlar olup daha sonra bir şekilde Cahiliye dönemi araplarına da geçmişti.
Taberinin rivayetine göre; Tufanla bu putlar cudda kıyısına sürüklenmiş. Adı geçen putları Araplar arasına ise Amr b. Lühay getirmiştir. Kâhinlik yapan Amr’ın dostu olan cinlerden biri kendisine Cudda kıyısına gitmesini ve orada bulacağı putları getirip Araplar’ı onlara tapmaya davet etmesini söyledi. Amr da putları getirip Araplar’a dağıtmıştır. (Taberî, XXIX, 98-99).
Antik dönemlerde bildiğiniz üzere bu putlar; Ved erkek, Süvâ bir kadın, Yeûk-at veya boğa, Nesr kartal, Yegus aslan, şeklinde tasvir edilmiştir, (Zemahşerî, VI, 218; Smith, s. 43, 226; ERE, I, 663). Bu tasvirleri zaten dünyanın her yerindeki antik putlarda görüyorsunuz. Bu putların aynı tasvirlerinin Araplarda da aynı şekilde olması, tufandan asırlar sonra bu putların aynı şekilde Araplara ve tüm dünyaya yeniden geçmiş yayılmış olması arkalarında onları yayan bir güç olduğunun göstergesidir.
Nuh- 24 – Böylece onlar birçok insanı şaşırttılar. Madem ki öyle yaptılar, Sen de bu zalimlerin şaşkınlığını artır ya Rabbî!” 25 – Hasılı, birçok suçları sebebiyle suda boğuldular ve cehenneme tıkıldılar! Allah’a karşı, kendilerine yardım edecek bir tek yardımcı bile bulamadılar. 26 – Nûh: “Ya Rabbî!” dedi, “yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma!” 27 – “Zira bırakırsan onlar Senin kullarını, Senin yolundan saptırırlar, ve sadece kendileri gibi kâfir, ahlâksız çocuklar dünyaya getirip yetiştirirler.
Ayette Bu büyük tuzaklar neticesinde bir çoklarını saptırdılar denmektedir. Beyinleri bu tuzaklarla öyle yıkanmıştır ki onlardan bir kişi bile kalsa sonradan gelen insanları saptırmaya devam edecektir. Hatta oğlu hz.nuh a tufan esnasında bile inanmamıştı. Zihni tuzaklar o kadar güçlüydü.
Kuran da dahil tüm antik kayıtlar tufandan önce büyük savaşların yaşandığını ve Nuh peygamberin arada kaldığını insanların kötülüklerinden dönmedikleri için tufanın gerçekleştiğini anlatıyor, hepsi aynı şeyi söylüyor. Bu ortak anlatımlar elbette tesadüf olamaz. sadece tüm dünyada yaygın olarak yapılan insan kurban etme ibadetlerinden insanların vazgeçmemesi yüzünden bile dünya helak olmayı yani küresel bir tufanı hak etmesine rağmen üstüne bir de dünya ikiye bölünmüş hiç bitmeyen bir savaş ortamına girmişti. Fikirleri yani beyinlerinin içindeki yalanları o kadar kökleşmişti ki kimse birbiriyle savaşan iki fikir hariç başka bir şeyi yani doğruyu göremiyor ve vazgeçmiyordu.
Aynı bugün insanların yönetim şekli olarak ya komünizmi ya kapitalizmi benimsemesi gibi üçüncü bir seçenek görememesi gibi. ve bu uğurda dünyanın hemen her yerinde iç savaşların yaşanması sayısız insanın ölmesi gibi. Bu gördüğünüz liste ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyadaki hemen her yerde sağ sol savaşlarını yani halkların komünizm ve kapitalizmi veya amerika’yı ve Rusya’yı destekledikleri için yaşanan iç savaşları ve ölenlerin sayısını göstermektedir. kimi savaşlar onlarca yıl sürmüş kimisi hala sürmektedir. Aynı şekilde antik dönemde de bu tarz küresel savaşların yaşandığına dair çok fazla delil vardır ve bunları antik dönem teknolojileri bölümünde daha ayrıntılı göreceğiz.
Bakara-208– Ey şirk koşmadan tek Allah’a iman etmiş toplumlar! Hep beraber barış içinde olun. Sizi düşmanlarmış gibi birbirinize düşürmek için uğraşan şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü sizin apaçık düşmanınız odur.
belian ve birin oğulları oyununda güya birin oğulları büyüyü ve teknolojiyi iyi amaçlar için kullanıyorlardı. birin oğulları insanlara nimetler getirmişti, kendilerine biat eden insanları mutlu edecek büyüyü öğretiyorlardı. Aynı şekilde aynı öğretiler ve sembollerle ortaya çıkacak olan deccal de “ben sizin kurtarıcınızım” diyerek kendine biat eden insanlara büyülerle güç ve dünyalık verecektir. ve gene deccal aynı metodla insanlığın büyük bölümünü kandıracak ya da korkutarak etkisi altında tutacaktır.
Zecharia Sitchin, “tanrılar ve insanların savaşları” kitabında, antik metinlerde anlatılan küresel savaş ve bu savaşın danışıklı dövüş olduğuna dair bilgiler vermektedir.Kitaptaki pasajlar aynen şöyledir:
Tanrı Ninhursag ilk olarak bu savaşı durdurmak ve Enlil’in karargahında bir barış müzakeresi başlatmak üzere yola çıkmıştır. Ninhursag’ın bu cesur girişimine Enlil yandaşlarının ilk tepkisi onu “iblislere” yardım etmekle suçlamak olur.
Antik dönemde tanrılar arasında yapılan 2. Piramit savaşları çok kanlı ve vahşice olmuştur. Ninurta’ya atfedilen ilahiler, bu savaştaki başarılarına ve kahramanlıklarına sayısız atıfta bulunmaktadır, düşmanı büyük yılan olarak nitelemektedir; ”Ey kudretli olan; Büyük Yılan, o cengaver tanrıyı, gizlendiği bütün dağlardan söküp aldın.” İfadeleri geçer. Savaşan iki tarafta tarihçilere göre akraba olduğu için hepsi yılandır. (s.201-202)
Antik metinler savaşın neredeyse küreselleşen boyutundan da söz eder. Bir tarafta “Ninmah’ın ilk çocuğu” (Ninurta) ve Adad vardır; kısa süre içinde onlara Sin, daha sonrasında ise İnanna/İş tar katılacaktır. Karşı tarafta ise Nergal, “Kudretli, Azametli” olarak tanıtılan bir başka tanrı -Ra/Marduk- ve koyun postuna bürünerek kaçmaya çalışan “İki Büyük Evin (Gize’nin iki büyük piramidi) Tanrısı,” yani Horus vardır.
Savaş bitince tanrılara bir şey olmaz barışırlar ve olay biter; …Kız kardeşine dönerek barışçıl bir yaklaşımla şöyle der: “Git ve kardeşimi teskin et!” Ona Yaşam için bir fırsat sun; Parmaklıklı kapısını aç ve onu dışarı çıkart!” Söylenileni yapan Ninhursag, “kardeşini getirmeye gitti ve ona temennilerini sundu.” Ona, kendisinin ve oğullarının can güvenliğinin güvence altında olduğunu söyledi: “Onlara yıldızlarla işaret verdi.” Enki tereddüt ettiğinde, ona şefkatle “Gel, bırak da seni dışarı çıkartayım” der ve bunu yaparken Enki’nin elini tutar … Ninhursag onu ve piramidin diğer savunucularını Hursag’a yani evine götürür. Ninurta ve savaşçıları, Enki tarafının sahneyi terk etmesini izlerler. O muazzam ve ele geçirilemez yapı, artık boş kalmıştır. Ve de sessiz …”
Olan insanlara olmuştur, nitekim bu savaşlar zaten danışıklı dövüştür.
TUFANDAN SONRA
Tufandan sonra tanrıların ne durumda olduğunu antik yazıtlardan öğreniyoruz. Zetcheria zitchin tanrı marduk un tufandan sonraki durumunu Tanrıların ve insanların savaşı adlı kitabında şöyle anlatıyor.
Oysa ki Marduk, Tufan’ın Dünya’ da neden olduğu değişimi örnek göstererek dizginleri artık ele almak istediğini söyler: Tufan sonrasında, Gökyüzü ve Yeryüzünün verdiği hükümler doğru yoldan sapmıştır. Tanrıların bu uçsuz bucaksız Dünya’ daki şehirleri, eskisi gibi değildi. Eski yerlerine konulmadılar … Onlara tekrar baktığımda, içindeki kötülükten tiksinti duyuyorum; [Orijinal] yerlerine geri dönemeden, İnsanoğlu’nun Dünya’ daki varlığı azaldı … Tufan’ın alıp götürdüğü eski direncimi yeniden kazanmalıyım… (tanrıların savaşı-zetcheria zitchin)
Marduk’un hamlelerine dair elimizdeki kanıt Asurbanipal kütüphanesinde bulunan ve yaşlanmış bir Marduk’un amaçsızca yaptığı seyahatleri ve Babil’e kaçınılmaz dönüşünü anlattığı bir tablettir: “… Pek çok ülkede amaçsız bir gezgin oldum: Güneşin doğduğu yerden, battığı yere dek gittim….” (tanrıların savaşı-zetcheria zitchin)
Antik metinlerde görüldüğü gibi Şeytan Marduk tufandan sonra gücünü kaybetmiş, dünyanın sistemi ona göre çok değişmiş ve kuranda şeytanların insanlara büyüyü öğrettiği ilk yer olarak bahsedilen babile geri dönmüş.
Farklı kayıtlardaki bu savaşlardan bahsetmemizin nedeni birbiriyle çok benzerlik göstermeleri ve aynı olayın farklı kültürlerde anlatılmış olma ihtimalinin yüksek olmasındandır. Tüm bu farklı kültürlerdeki antik metinler aslında hep aynı olayı anlatmaktadır. tüm dünyadaki farklı kültürlerin dinlerininde aslında zaten ne kadar ortak olduğunun farklı bölgelerdeki çok tanrılı dinlerin birbirine aslında ne kadar benzediğinin ve kopyası olduğunun delillerini de sonraki bölümlerde ayrıntılı şekilde göreceksiniz.
Sonuç olarak tufanla; insanları savaşlara sürükleyen ve tüm dünyaya yayılmış olan bitmeyen kaos sistemi yok edilmiş, bu kaosun merkezleri olan mu ve Atlantis kıta ülkeleri batıp yok olmuş. İnsanları yöneten Boyut varlığı krallar artık görülmez olmuş yani dünyaya format atılmıştır. Peki bu savaşlarda rol oynayan devlerle ilgili deliller nelerdir, antik kayıtlarda ve dini metinlerde neler anlatılmaktadır. Tüm bunlar ve daha fazlası için bizi izlemeye devam edin.
KAYNAKLAR
https://en.wikipedia.org/wiki/Kurma https://en.wikipedia.org/wiki/Kashyapa https://en.wikipedia.org/wiki/Hiranyaksha https://tr.wikipedia.org/wiki/Ninhursag https://tr.wikipedia.org/wiki/Gaia https://tr.wikipedia.org/wiki/Titan https://tr.wikipedia.org/wiki/On_%C4%B0ki_Olimposlu https://www.arkeolojikhaber.com/haber-devler-ve-tanrilar-savasi-16002/ https://en.wikipedia.org/wiki/Titanomachy https://www.bbc.com/news/magazine-35720366 https://tarunrattan.com/2008/06/01/arab-religion-before-islam/ https://etc.worldhistory.org/photos/assessing-the-destruction-at-hatra/ https://www.asor.org/anetoday/2015/03/hatra-the-lesser-known-splendors-of-a-parthian-frontier-town/ https://en.wikipedia.org/wiki/Hatra Kumari kandam batık kıtası>https://www.dailymotion.com/video/x6cat7j https://www.youtube.com/watch?v=YYTgRUy92ng https://tr.wikipedia.org/wiki/Kaldea https://en.wikipedia.org/wiki/John_Keel https://en.wikipedia.org/wiki/Snake_worship https://en.wikipedia.org/wiki/Glycon https://snake-store.com/blogs/snake-blog/snake-in-mythology https://en.wikipedia.org/wiki/C%C5%8D%C4%81tl%C4%ABcue https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0dris https://en.wikipedia.org/wiki/Emerald_Tablet https://www.wikiwand.com/en/Great_Flood_(China)>>> çin tufanı bilgiler https://en.wikipedia.org/wiki/War_of_the_Sons_of_Light_Against_the_Sons_of_Darkness https://en.wikipedia.org/wiki/Noah https://tr.wikipedia.org/wiki/Vedalar https://en.wikipedia.org/wiki/Kumari_Kandam https://nl.wikipedia.org/wiki/Adad https://trading.medianusa.co/ https://earlychurchhistory.org/beliefs-2/ancient-modern-idols/ https://www.galerieflak.com/en/yellow-hoote-volz/ https://www.alamy.com/closeup-of-an-ancient-carved-indigenous-first-nations-sculpture-made-of-wood-in-the-museum-of-anthropology-vancouver-canada-image179914824.html https://en.wikipedia.org/wiki/The_Hero_with_a_Thousand_Faces https://www.ancient-origins.net/ancient-places-americas/tamoanchan-0011452 https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0094576504001298 https://www.nytimes.com/2015/10/18/travel/china-gobi-desert.html http://www.ancient-egypt.org/from-a-to-z/h/human-sacrifice.html https://www.lookandlearn.com/history-images/M443935/Human-sacrifice-of-the-druids http://www.reptoids.com/Vault/phydes_ver1.htm https://edition.cnn.com/2018/07/13/health/child-sacrifice-ancient-turkey/index.html http://hackingfamily.com/Landfalls/French_Polynesia/moorea.htm https://www.tahitiheritage.pf/sculpture-monde-englouti-mu/ https://www.new-guinea-tribal-arts.com/polynesian-statue/ https://tr.wikipedia.org/wiki/Z%C3%BCmr%C3%BCt_Tablet https://ourworldindata.org/civil-wars http://cvln-rp.blogspot.com/2017/04/communist-world-map.html?m=1
https://fi.wikipedia.org/wiki/Tiki
-http://www.yaklasansaat.com/eski_kavimler/nuh/kuresel_yok_olus_nuh_tufani.asp
*http://www.hermetics.org/atlan-3.html
*http://www.bilinmeyenler.org/atlantis-uzerine-notlar.html
*http://gogoman.blogcu.com/atlantis-ve-devler/12841123
*prizma 8 – çizgimizi hecelerken – bermuda ve uçan daireler yazısı
*http://www.sootwesora.com/watch/MScfPOxDMzw
*http://kod661.blogspot.com.tr/2009/05/nuh-tufani.html
https://www.youtube.com/watch?v=3liZs1Mwpm4
https://www.youtube.com/watch?v=CmKTXjxbxjA
https://www.youtube.com/watch?v=GzqLi0fO9bo&list=PLsrRoAHVtrbH0IuvDqqVQURP3-4OAL0C3
https://www.youtube.com/watch?v=K1pv7Qb8-nk
https://antikyalanlar.blogspot.com/p/piramitler.html
https://indigodergisi.com/2016/03/atlantis-misir-truva-sais-tapinagi
https://tr.euronews.com/2019/09/23/avrupada-yer-altinda-bulunan-gomulu-kita-dunyanin-kayip-tarihine-isik-tutuyor
https://www.star.com.tr/foto-galeri/google-earth-ile-kayip-medeniyet-atlantis-mi-bulundu-galeri-710099-sayfa-16
https://www.kozanbilgi.net/efsanevi-kitalar-atlantis.html
https://www.galaksiarsivi.com/batik-kitalar-lemuryaya-kanit-oldu-2/
https://khosann.com/dunyanin-en-derin-magarasi-abhazyada-2000-metreden-daha-derin-olan-krubera-magarasina-inmek-1-ay-suruyor/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kola_derin_sondaj%C4%B1
http://gizemlervebilinmeyenler.com/yeraltindan-gelen-cehennem-sesleri-ve-kola-derin-sondaji-gercegi/
https://www.youtube.com/watch?v=mJBbnVYrdUs
https://tr.wikipedia.org/wiki/Mu
https://bilimveutopya.com.tr/atlantis-ve-mu-kitalari-kayip-mi-efsane-mi
https://khosann.com/200-milyon-yillik-kayip-kita-mauritia/
https://kayiprihtim.com/dosya/kayip-kita-munun-akibeti-yunan-alfabesinde-mi-sakli/
http://yenianadoluyd.com/index.php/levha-hareketleri
https://www.nationalgeographic.com/news/2013/5/130509-brazilian-atlantis-lost-continents-geography-world/
http://www.todayifoundout.com/index.php/2016/07/history-lost-continent-never-existed-mu/
https://www.extremetech.com/extreme/298541-theres-a-lost-continent-1000-miles-under-europe
https://allthatsinteresting.com/lemuria-continent
https://www.quora.com/Could-Atlantis-Lemuria-and-Mu-have-been-on-an-existing-continent-Why-do-we-look-for-lost-continent
https://hiddenincatours.com/lost-pacific-continent-of-mu-or-lemuria-what-is-the-evidence/
https://www.historicmysteries.com/the-lost-continents-of-mu-and-lemuria/
https://www.bibliotecapleyades.net/atlantida_mu/esp_lemuria_3.htm
https://www.ancient-origins.net/news-science-space/have-scientists-discovered-proof-lost-continent-lemuria-007478
https://www.newdawnmagazine.com/articles/the-lost-lands-of-mu-and-lemuria-was-australia-once-part-of-a-sunken-continent
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/kayip-kita-bulundu-39082478
https://www.wikizero.com/tr/Mu
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kerguelen_Yaylas%C4%B1
https://www.lemurianfellowship.org/ancient-civilization/pohnpei-and-nan-madol-venice-of-the-pacific/
http://www.africaspeaks.com/reasoning/index.php?topic=1919.0;wap2
https://www.nbcnews.com/mach/science/real-life-atlantis-lost-continent-found-under-europe-revealing-earth-ncna1055856
http://www.badarchaeology.com/lost-civilisations/lost-continents/the-problem-with-sunken-continents/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Levha_hareketleri
Hz. Nuh dönemi: Dr. Sevim Asımgil, “İnsanlık Tarihinin Gizemli Dünyası”, İpek Yayın Dağıtım, İstanbul 1999, s.14-15.
Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı
