
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
Nuh tufanının etkilediği bölgeler
Tevratta nuh tufanının bütün dünyayı sardığı yani tüm yeryüzünün sular altında kaldığı söylense de kuran da tufanın bütün dünyayı sardığı söylenmez. İslam alimleri de genel olarak tufanın sadece kötülük işleyen kavmi ya da kavimleri etkilediği görüşündedir. Fakat biraz önce de anlattığımız üzere mu ve atlantis kavimleri günümüzün amerika ve rusya sı gibi dünyanın büyük kısmını ele geçirmiş kolonileştirmiştir. bu da demek oluyor ki tufan dünyanın tamamını olmasa da büyük bir kısmını etkilemiş olmalıdır. şimdi sunacağımız delillerde tufanın tüm dünyayı sarmasa da büyük kısmını etkilediğini göstermektedir.
Öncelikle Bilim adamlarınca Paleolitik Çağ adeta akıl almaz bir şekilde büyük ve ne yaşandığı bilinmez bir zaman dilimini kapsayan bir dönemdir. O döneme ait onlarca üstün teknoloji ürünü olan yapılar olmasına rağmen bilim camiası akıl almaz şekilde bu dönemde insanoğlunun hiçbir şekilde bilimsel olarak gelişmediğini düşünmektedir. İnsanoğlunun gözü önünde duran bugünkü teknolojiyle bile yapılması çok zor olan onlarca antik mega yapının yanında arkeolojik kazılarda bulunan nice antik teknoloji eserleri; ileriki bölümlerde göstereceğimiz üzere smithsonian enstitüsü gibi kurumlarca el konulup saklanmaktadır ki tüm bu anlattıklarımız açıldıkça bir yapboz gibi tüm büyük gerçekleri göreceğiniz dünyanın kara kutusu serisinin ana temasını oluşturmaktadır. Yani size anlatılan eksik ve yanlış bilgilerle dolu dünya tarihini artık unutun.
Bilim adamları, yaklaşık olarak M.Ö. 11000 yılında -bulgularımıza göre Büyük Tufan zamanı- insanoğlunun yaşamında önemli ve beklenmedik bir değişim gerçekleştiğini fark ettiler ve bu evcilleştirme ve tarım dönemine Mezolitik (Orta Taş Devri) adını verdiler.
Bu beklenmedik değişim sonucunda dünyadaki bir çok insan yok olmuş, bir çok büyük medeniyetin eserleri harabeye dönmüş, terk edilmiştir. İleride de bahsedeceğimiz üzere nuh kavminin yerini alan ad ve semud kavmi gibi Bazı istisnai bölgeler ise bu durumdan etkilenmemişti ya da az etkilenmişti. Ama genel itibariyle İnsanlık teknolojik olarak taşlarla araçlar icad etmeye çalışacak kadar eskilere gitmişti. Şimdi m.ö. 10 binli yıllarda gerçekleşen bu değişimin, tufan felaketi sonucu olduğuna dair kanıtları sunmaya çalışalım;
Fray Bernardo de Lizana, “historia de yucatan” kitabı bölüm 2 de şöyle der:
“İspanyollar bu ülkeye geldiklerinde bazı anıtlar 20 yıl önce yapılmış kadar yeni görünüyor olsa da yerliler Bu yapıların içinde yaşamıyor, onları tapınak ve mabed olarak kullanıp içlerinde kurbanlar; bazen erkek kadın ve çocuklar veriyorlardı. Bu yapıların inşası çok eskiye dayanıyordu.”
Arkeolog Augustus le plongeon da maya piramitleri hakkında “Bu binalar ne şimdiki ırk ne de onların ataları tarafından inşa edilmemişti” demektedir.
meksikada arkeologların belirttiğine göre üzerinde kukul khan yani tüylü yılan sembolü olan tüm binalar 15 bin yıl ve öncesine aitti ve bu binalar can yani (yılan) hanedanı zamanında dikilmişti. Demek ki yılan sembollü binaları yapanlar bir şekilde yok olmuştu, çünkü yerlerine gelen ve geçmişleri mö 2 bin yıl öncesine dayanan şimdiki kavim, piramitleri yapanları tanımamaktaydı.
Yine Kuzey Amerika ve Meksika’da yapılan kazılarda fil kemikleri bulunmuştur, ama bunların 12.000 (onikibin) yıldan yani milattan önce 10 bin yılından daha eski olduğu belirlenmiştir. Oysa kültür başlangıcı milattan önce 1200 (binikiyüz) yıllarına dayandığı kanıtlanan İnka’lar zamanında, Güney Amerika’da bir tek fil bile yoktu. Yani 12 bin yıl önce kıtada bulunan filler büyük bir olay sonucu yok olmuşlardı.
Meksika uxmal de kutsal gizemler tapınağı batı topraklarının kaybının anısına dikilmişti ve bu ülkede, atlantisin batışından kısa bir süre sonra yok olmuştu. Le plongeon un tapınak duvarlarında bulduğu bir yazıtta şöyle yazıyordu: “bu mabed kutsal gizemlerimizin doğum yeri olan batı topraklarının, mu’nun hatırasına adanmış bir anıttır” – binaların birinde gene “uxmal depremlerle 3 defa yıkıldı, 3 kez yeniden inşa edildi” yazmaktadır.
Bunun yanında Meksika ve civarindaki ülkelerdeki antik yapılar ve piramitler ilk keşfedildiğinde bir çoğu orman içinde ve toprak katmanı altında kalmış, yıkık dökük ve terk edilmiş vaziyette bulunmuş, sonradan turistlerin gelmesi için restore edilmiştir. Bu yapıların bu hale gelmelerinin tek sebebi ancak devasa bir sel felaketi ile olabilir.
Jeologlar mayaların olduğu bölgede tufanın yaşandığına, deniz suyunun o bölgeleri kapladığına dair kesin deliller bulmuştur. Tüm bu bahsettiğimiz olayları jeolojik bilgilerle birleştiren Tarihçilerin ortak beyanı şöyledir;
“Depremlerin yarattığı Sarsıntı ve kabarmalar Maya binalarını harabeye çevirdi. takip eden devasa dalgalar tüm Yaşamı (yukatan ın beyaz mayaları da dahil) silip süpürdü. Bu yüzden yalnızca binalar yıkılmakla kalmadı onları inşa edenler de yok oldu. bu tufan dalgalarının sonuçları bugün de eski Yıkıntıların etrafında ve arasındaki kum çakıl ve küçük kayalar halinde görülebiliyor. sarsıntılarla tamamen yıkılmış bazı binaların üzeri ise özel bir katmanla kaplanmış. bu afetler binaları yıkıp tüm nüfusu ortadan kaldırarak, Orta Amerika ve yukatan ı terk ettikten sonrada, ülke uzun bir süre yaşanmaz halde kaldı. Toprak yeniden insana uygun hale gelir gelmez çevredeki insanlar içlere Doğru göç edip bölgeyi sahiplendiler.”
meşhur mısır piramitleride çok benzer tarihi olayları yaşamıştı. mısır bilimci Christopher Dunn son genel araştırmalarının çerçevesinde piramitlerin yaşının en az 12.000 (onikibin) yıllık olduğunu söylemektedir.
zaten mısırın en eski piramitleri giza piramitleridir. ve giza piramitlerinden sonra yapılan piramitler basit, insan eliyle ve gücüyle yapılabilen, gizanın taklidi yapılardır. İşte mısırla ilgili insanların aklını karıştıran en önemli noktada zaten burasıdır. Bu 2 farklı, eski ve yeni piramit gurubunu iyi anlamamız gerekiyor. Eski piramitlerin teknolojisi nasıl yapıldıkları bir türlü anlaşılamamışken düşük teknoloji ürünü yeni piramitlerin nasıl yapıldığı zaten içlerindeki hiyerogliflerde bile ayrıntılı şekilde anlatılmıştır. Demek Ki gizayı yapan teknoloji farklı bir kavime aitti, bu kavim sahip olduğu teknoloji ile birlikte birazdan ispatını vereceğimiz tufan felaketiyle yok olmuştu. Yerine çok daha basit teknolojisi olan aynı meksikadaki gibi antik teknolojiyi ve kültürü taklit etmeye çalışan bir kavim kalmıştı ya da gelmişti.
öncelikle mısır’daki en eski aslanlı sfenksin aslan takım yıldızına hangi zamanda bakmakta olduğunu inceleyen bilim adamları mö 10500 yılında sfenksin o yöne baktığını yani günümüzden en az 12 bin 500 yıl önce yapılmış olduğunu anladılar.
arkeolog john anthony west uzun bir zaman boyunca Sfenks üzerinde incelemeler yaptı ve heykelin üzerinde yağmurlardan kaynaklanan aşınmalar tespit etti. Buna göre sfenks buzul çağı’nın sonunda Yani yaklaşık 10000 ila 12000 yıl önce yapılmış olmalı. sfenksin üzerinde böyle karakteristik izlerin oluşması için anıtın çok uzun bir süre yağmurlara maruz kalması gerekmekteydi. Peki Sahra çölünde taş bir anıtı böylesine aşındıracak kadar yoğun yağmurların ne işi vardı.
Yine araştırmalara göre Giza piramitlerinin mö.10 bin yılında büyük bir deniz suyu baskınına uğradığı, piramitlerin içinde yapılan araştırmalar sonucu anlaşılmıştır.
piramite ilk girilirken araştırmacılar duvarlar arasında çok fazla deniz tuzu ile karşılaştıklarını belirtmişlerdir.
Giza piramiti içindeki osiris şaftında nereden geldiği belli olmayan büyük bir su birikintisi bulunmaktadır. bu suyun bir felaketle geldiği açıktır.
Yine john jensen’ın “earth epochs” kitabında giza piramiti çevresindeki deniz canlısı kalıntılarını ve deniz dalgalarının oluşturduğu aşınmalar hakkında daha fazla delil bulabilirsiniz.
zaten afrika kıtasında ve diğer büyük kıtalarda balina kemikleri bile bulunmuştur. evrimcilerin bu balinaların bir zamanlar karada hareket etme yeteneğine sahip olduğu için buraya geldiklerini belirttiklerini söyleyelim ve birazda gülelim.
Bu bilgiler ışığında görüyoruz ki tufan bariz bir şekilde mısır kolonisini de etkilemişti.
James churchward şöyle yazmaktadır:
“Mısırlılar Atlantis kültürünü, Nil kıyılarındaki kolonilerine taşımışlardı. Çeşitli kazılarımda, Mısır’da, eskilere gittikçe kültürün gelişmiş olduğunu gözlemledim. Atlantis yok olduktan sonra ise, bu ülke yozlaşmaya başlamış.” demek ki churchward a göre de tufan mısırlıların ellerindeki teknolojiyi yok etmiştir.
mısır iskenderiye qaitbay yakınlarında bulunan heraclion antik liman şehri de depremlerle batmıştır. yaklaşık 40 tonluk heykeller ve taş bloklar bilinmeyen antik teknolojiyle yapıldığını yani benzeri olan giza piramitleriyle aynı dönemde yapıldığını göstermektedir. ayrıca heraclion büyük bir limandı ve antik kayıtlara göre mu ile ilişkilerin kurulduğu bir bölge idi. mısır’a giriş kapısı olarak biliniyordu ve amon ısıs tapınakları buradaydı. kafasında güneş olan boğa heykelleri mu nun sembolüydü. Bu bilgiler ışığında anlaşılıyor ki heraclion antik kenti de Mu dönemi yapılarındandır ve depremlerle batmıştır.
William Niven mexico city nin 29 mil kuzeyinde birbirinin üzerinde kum kaya ve çakıl tabakalarıyla ayrılmış halde gömülü 3 medeniyet keşfetti. And dağlarındaki titicaca gölünde ve tiahuanaco antik şehrinde, şehrin ilk kurulduğunda deniz seviyesinde olduğunu gösteren kanıtlar mevcut. fakat şehir şimdi deniz seviyesinin 15 bin feet üzerinde. Yine titicaca gölünün içinde antik insan yapımı taş yapılar bulunmuştur. Bu durum da tufan felaketinden sonra bazı dağların yükseldiğinin kanıtlarından biridir.
Colorado çölünde de eski büyük bir medeniyetin ünlü kalıntıları bulunuyor. Bu kalıntılar antik insanın yaşama alanının kanıtlarıdır. Colorado çölü de oregon ve diğer bir çok çöl gibi dağların yükselişiyle susuz kalmadan önce bereketli topraklardı. Tufan demek bu antik bölgeyi de etkilemişti.
Oregon, nevada, utah, Colorado, Arizona, new mexico daki tarihi kalıntılar bize bu bölgelerde birtakım medeniyetlerin dağlar yükselmeden yani tufandan önce var olduğunu düşündürmektedir.
Yine yukatan ın güney kısmını kaplayan orman, dev harabelerle doludur. Yerlilerin kaynaklarında belirtildiğine göre bu orman “ toprağın üzerinde yuvarlanan devasa tufan dalgaları tarafından harabeye çevrilen ve neredeyse tüm halkını kaybedip geçilmez kılınan ötedeki ülkenin bir parçasıydı”
Cortez’in Meksika’yı fethettiği dönemde, bir Aztek rahibi kendisine şunları anlatmıştı: “Çok çok uzun zaman önce, büyük bir sel Meksika Vadisini kapladı ve tüm insanları boğdu.” Rahibin anlattıklarını doğrulayan bu resimler Meksika bölgesinde su altında bulunan 10 bin yıllık insan kemiklerine aittir.
antik mısır tarihçisi Manetho nun yazdıklarına göre, Mısır da kral Ptah 9.000 sene hüküm sürdükten sonra Mısır krallığını devreder; ancak oğlu Ra’nın yönetimi 1.000 sene gibi kısa bir dönemin ardından -Tufan yüzünden- kesiliverir.
Avrupa’da tarihi kalıntı bulunamamaktadır, çünkü son Manyetik Felaketin suları üzerinde yükselen buz dağları, her şeyi resmen hamura dönüştürmüş ve geriye çok az yaşam izi kalmıştır. Sadece bir tek insan kalıntısına rastlanılan Kuzeydoğu Amerika’da da durum aynıdır.
Hindistan’daki medeniyetin ne kadar köklü olduğunu kanıtlamak için Hindistan’ın batı kıyılarına göz atmak yeterlidir, zira bu bölgede, bugünkü kıyı hattının birkaç deniz mili ötesindeki Hint Okyanusu yatağında, sular altında büyük, etkileyici yapıların kalıntılarını görmek mümkündür.
Bir manastırdaki eski bir kayıtta şöyle denir: “Uygurların başkenti tüm insanlarıyla birlikte, imparatorluğun tüm doğu kısmını etkileyen ve her şeyi yok eden bir tufanla yok oldu.” Bu eski kayıt, jeolojik olaylarla kanıtlanmaktadır: Başkentin çatılarından eski Khara Khota’nın temellerine dek, tüm bir katman kayalar, çakıllar ve kumla kaplıdır ve bu durum dünyanın her tarafındaki jeologlarca kabul edildiği gibi, su basmasının bir sonucudur. Bu tufan, jeolojik olarak Kuzey Yarımkürede yaşanmış bir buz çağında gerçekleşmiştir. Kayıtlar ise Uygur imparatorluğunun doğu kesiminin başkent de dahil olmak üzere tamamı; üzerinde yaşayan tüm canlılarla birlikte yok olurken, batı ve güneybatı bölgelerine hiçbir şey olmadığını söylemektedir.
churchward ın araştırmalarına göre de güçlü Uygur devletinin yarısı mu batmadan önce, diğer yarısıda mu nun batışından sonra yok olmuştur.
sonuç olarak bilimsel deliller göz önüne alındığında büyük tufanın dünyanın her yerini sular altında bırakmadığı sonucu çıkmaktadır.
Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı
