YouTube player

Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.

İnsani kökeni olmayan dil: SÜMERCE

sümer dili ve yazısının tanrılardan geldiğinin diğer delilleri sümercenin insani bir kökeninin olmamasıdır. bu yüzden Bilim adamları hala daha Sümercenin nasıl ortaya çıktığını, nereden geldiğini çözemiyor. Aynı ülke içinde birbiriyle alakasız iki dilin yani Akadca ve Sümercenin nasıl varolduğunu ve nasıl konuşulduğunu anlayamıyorlar. 

Sümerlerin kökenine ilişkin gizem, bilim adamlarını bugün bile rahatsız etmeye devam ediyor. Bilim adamları Buna “Sümer Sorunu” diyorlar. Sümerler kelimenin tam anlamıyla Sami ırkı ile çevriliydi, dolayısıyla Sümerlerin de Sami olduğunu varsaymak doğaldır.Ancak bu varsayımda ciddi bir sorun var. Sümerler Sami dili yani akadca, aramice, arapça veya ibranice konuşmuyordu. bunun yanında Bilim adamları, Sümerlerin en büyük şehirlerin isimleri arasında pek çok Sami kelime tespit ettiler. Ur, Uruk, Eridu, Kiş, obeyd, cemdet nasr, bunlardan yalnızca birkaçıdır. Fark edeceğiniz üzere bu kelimeler bugün kullanılan arapça kelimelere de çok benzemektedir. yani bu bilgilere göre sümerler büyük ihtimalle hem sami idi hem de diğer samilerden farklı bir dil ve kültür ile yaşıyorlardı. bu nasıl olmuştu? 

(Büyülü sözler gibi dini metinler ya Sümer dilinde (örneğin, Nougayrol in Sembolae Hrozny II PI. III karşı sayfa 226; MAD I 333) ya da Akad dilinde (örneğin, MDP XIV 90) yazılmıştır. Ekonomik metinler ve mektuplar gibi resmi olmayan ve dini olmayan yazıtların dili Kuzey’de, yani Akkad’da yalnızca Akadcaydı. Güneyde, yani Sümer’de Sümer dili düzenli olarak kullanılıyordu ama orada bile Akkadca harflere ve ekonomik belgelere sıklıkla rastlanıyor. Sümer dışında, i. örneğin Akkad’da, Diyala Bölgesi’nde, Elam’da, Asur’da ve Mari’de yalnızca Akad dili tasdik edilmiştir.)

 

Burada akadca ile sümercenin farkını iyice anlamak gerekiyor akadca bugün bile hala akraba dilleri konuşulan bir dildir. antik aramice yani günümüz Arapçası ve Yahudilerin dili olan İbranice akadcadan türemişlerdir. yani günümüzdeki tüm bu sami dillerinin kökeni akadcadır. Akkadca, Arapça ve İbranice ile akraba olan bir Sami dilidir; Sümerce ise izole edilmiş bir dildir , yani bilinen herhangi bir dille ilgisi yoktur. bambaşka bir dil olan sümerce, bir önceki bölümde de kaybolup  yok olduğunu belirttiğimiz dildir.

Tarihçileri şaşırtan en önemli şeylerden biri de Akadca ile Sümercenin benzerliğinin çok az olmasıydı. Sadece yöneticiler, elitler, rahipler Sümerce konuşuyordu, halk ise akadca konuşuyordu. Yani Sümer ülkesinde yaşayan halkta aslında Sümerce değil akadca konuşuyorlardı, Sümerce yönetici azınlığın dili idi. 

İşin garip yanı o dönemdeki insanlar akadcayı yazmak için de Sümer çivi yazısı kullanıyordu. tüm bu bilgilerden şu sonuç çıkıyor. tanrılar teknolojinin temeli olan yazıyı insanlara sümerce vermişlerdi, insanlar yazmayı da sümerce ile öğrenmişlerdi. bu yüzden daha sonra İnsanlar kendi dilleri olan akadcayı da Sümer çivi yazısı ile yazmışlardı. yöneticiler ve rahipler tanrılarla büyü yoluyla iletişim halinde olduğu için sümerce konuşmak zorunda idiler. tanrılarda sümercenin yaygınlaşmasını ve yönetim dili olmasını istediğinden tabletler sümerce yazılıyor, bilgiler sümerce paylaşılıyordu. 

Peygamber’in (AS) bir hadisi bu konuyu aydınlatıcıdır: “Peygamberlerden 4 tanesi Arapça konuşarak Arap halkına tebliğ yaptılar. Bunlar Hûd (AS), Sâlih (AS), Şuayb (AS) ve senin peygamberin, ey Ebu Zerr” der.[19]  (Kaynak: Tarih, Arkeoloji ve Kur’an Bilimleri Işığında Hz. Hud (AS) – Erdem AKÇA  [19] Sahih-i İbn-i Hibban, Cilt 1.)

 

sümer dili ve yazısının tanrılardan geldiğine dair önemli ve şaşırtıcı bir delilde babil şehridir. bir sümer şehri olan babil büyünün ilk yapıldığı ve tanrılarla ilk temas kurulan yerdir. bu sadece sümerlere göre değil tüm çok tanrılı inançlara göre de öyledir.

çok garip bir şekilde antik dönemdeki tüm çok tanrılı mezapotamya ülkeleri babil merkezliydi ve babilin çevresinde kurulmuştu. ve işin daha da garip yanı bu kurulan ülkeler arasında tarihsel bir bağlantı olmamasıdır. yani babil şehrinin önemi bir miras gibi önceki ülkeden sonra yaşamış ülkeye aktarılmamıştır. tarihçiler babilde kurulan farklı farklı ülkeler arasında tarihsel kopukluk tespit etti. yani bir ülke yok olmuş üzerinden epey zaman geçmiş sonra diğeri gelmişti. tarihçiler bu tarihsel kopukluğu buldukları çanak çömlek vs. eserler ile anlayıp tespit etmişlerdir. eserlerin arasındaki toprak katmanından ve eserlerin özelliklerinden bu fark anlaşılmaktadır. 

fakat yeni gelip kurulan her çok tanrılı devlet her ne hikmetse hep babilde kurulmuştur. işin daha da garip yanı kurulan her yeni devletin yöneticilerinin dili de sümercedir.    

(Arkeolojik kanıt.1 Obeid ve Eridu tarafından temsil edilen Babil’in en erken evreleri ile genellikle “proto-okuryazarlık” dönemi terimi altında sınıflandırılan daha sonraki protohistorik evreler arasında kesin bir kültürel kopukluk vardır. Farklılıklar çanak çömleklerde (sonraki dönemin bezemesiz mallarına karşı Obeid’in boyalı çanak çömlekleri), mühürlerde (sonraki dönemlerdeki silindir mühürlere karşı erken dönem damga mühürleri) ve mimarinin bazı özelliklerinde kendini göstermektedir. Kültürel kopuş etnik bir kopuş anlamına gelebilir; erken evre Sümer olmayabilirken ikinci evre kesinlikle Sümer olabilir. Ayrıca Obeid kültürünün, Babil sınırlarının çok ötesinde, Mezopotamya’ya kadar uzanması, Obeid kültürünün Sümer olmayan bir nüfusa ait olduğu yönünde makul bir sonuca yol açıyor, çünkü Sümer tarihi dönemlerde her zaman Babil ile sınırlıydı…)

Tesadüfe bakın ki; akadlardan sonra kurulan sümer, babil, kalde, ahameniş imparatorlukları da babil merkezli kurulmuştu. ve yine ne tesadüfse akadlardan sonra sümer, babil, kalde, asur, ahameniş, urartu, hitit ülkeleride özellikle dini ve diplomatik dil olarak sümerceyi ve sümer yazısını kullanmışlardır. hepsi çok tanrılı olan bu ülkelerin tarihçilere göre bir diğer ortak özelliği ise bir çoğunun bilinmeyen bir sebeple yok olup tamamen dünyadan silinmiş olmalarıdır. yani kuran ın anlattığı şekliyle helak olmuşlardır. Bu konuları da ileride açıklayacağız. 

babil ilk olarak sümerlerle birlikte kurulmuş varolmuş bir şehirdir. babil Adı, Akkad dilinde ” Tanrı’nın Kapısı ” (ya da “Tanrıların Kapısı”) anlamına gelen kelimelerden türetilmiştir .

Şehrin adına ilk defa milâttan önce 3. binyılın sonlarına ait Akad vesikalarında rastlanır; ancak kuruluşunun çok daha eski olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü şehrin ilk adı Sümerce “Ka-dingir-ra” dır (ka “kapı”, dingir “tanrı”, -ra “-nın” kelimelerinden türetilmiştir.) ve Bâbil’in bu isimden Akkadca’ya yapılmış bir tercüme olduğu anlaşılmaktadır. burada sümercenin türkçe ile benzerliğini de biraz farketmiş olabilirsiniz. o bambaşka bir konu. sümerlerin daha doğrusu Salih peygamber ile helak olmaktan kurtulmuş semud kavminin bugün türklerin atası da olabileceğini ileride irdeleyebiliriz. 

Görüldüğü üzere Babil tanrıların Sümerler ile buluştuğu yerdi. tanrıların geldiği, tanrıların şehir olarak seçtiği bölgeydi. daha önce büyünün tanrılarla iletişim yöntemi olduğunu çok defa açıkladığımıza göre Babil büyünün başladığı ve ilk yapıldığı yer olmalıdır. Kur’an’da da babil’in büyünün indirildiği yer olduğu ve babil’deki şeytanların insanlara büyüyü öğrettikleri yazmaktadır.

Bakara-102-Tuttular, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları sözlere tâbi oldular. Halbuki Süleyman küfre gitmemişti. Fakat asıl o şeytanlar küfre gittiler. Halka sihiri ve Babil’de Hârut ve Mârut adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı… 

kuranda babilin isminin böyle geçmesi çok önemli tarihsel bir gerçeği vurgulamaktadır. çünkü ileriki bölümlerde de anlatacağımız üzere sümerlerin helakından sonra kurulan asur babil gibi çok tanrılı ülkelerde hep babil merkezli kurulmuştur ve sümerce konuşmaya devam etmişlerdir.

Babil tevratta da akad ve sümer ülkeleri ile birlikte anılır. 

Tevrat Yaratılış 10:8-12- …(nemrutun) Krallığı Babil’le başladı; sonra Şinar ülkesinde Uruk, Akkad ve Kalne. Oradan Aşur’a gitti ve Ninova ile büyük şehir Calah arasında Ninova, Rehoboth Ir, Calah ve Resen’i inşa etti.

Tevrat a göre, Yaratılış 11:1-9’da babil kulesi, büyük tufandan bir süre sonra Şinar diyarında – Babil’de – inşa edilmiştir .

tevrattaki bu ayette Babil in akad sümer ile açık bağlantısı gösterilmiştir.

Babil’de bilginin ve teknolojinin özellikle inşaat teknolojisinin ilk olarak başlayıp geliştiğine dair bilgiler vardır.  bilindiği üzere sümerler piramit yapmaya başlayan ilk medeniyetlerdendir. Sümerler zigurat olarak bilinen yüksek piramit tapınaklar inşa etmişti. Meşhur Babil kulesi de üstün bir teknoloji ürünüdür. Sümerler den Çok daha sonra kurulan Babil devletindeki bilginlerde yüksek kuleler inşa etmede uzmandılar. Bunlara da Babil kulesi denmişti. 

bu arada masonluğunda inşaatçılık manasına geldiğini ve kuranda inşaatçı cinlerin hazreti süleymana çeşitli yapılar inşa ettiklerinin yazdığını hatırlatalım.

Sebe-12-13-… Rabbinin izniyle cinlerden bir kısmı, onun (Süleyman’ın) önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli azabı tattırırdık. Onlar Süleyman’a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı.

Sonuç olarak sümerlerin başkenti Babil şehrinin büyü tanrılar ve teknoloji ile bu kadar bağlantılı olması sümercenin de tanrılar tarafından gönderildiğinin bir delilidir.

DÜNYAYA YAYILDILAR

Bunun yanında Sümerce nin dünyanın her yerinde karşımıza çıkması belki anlatacaklarımızdan en ilginç olanıdır. 

Örneğin Bu antik tablet Orta Avrupa’daki Transilvanya’da bulunmuştur. Tartaria Tableti denilen bu tabletin Karbon 14 yaşı MÖ 4500’e tarihleniyor. Bilim adamları Bu tableti tüm eski resim yazılarıyla karşılaştırdılar ve bunun Sümer yazısı olduğu sonucuna vardılar. (http://users.cwnet.com/milenia/Sumer-origins.htm) (antik uzaylılar 4.sezon maya komplosu> maya da sümer yazılı çanak)

Yine Amerika kıtasında Puma punku da bulunmuş bu antik yazının da Sümerce ile benzerliğini görüyorsunuz.

sümercenin dünyanın çok değişik yerlerinde karşımıza çıkması da hem Sümerce nin kaynağının insanlık dışı olduğunu hem de Sümer devletinin dünyanın geniş coğrafyasına yayılmış olabileceğini gösterir. 

Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top