
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
Tufanda Sümerler
Yine bir benzerlik hem Sümerlerin hem de semud kavminin büyük tufanı kısmen yaşamış olmalarıdır.
Sümerlerin ağzından kalma antik yazıtlara ve arkeolojik araştırmalara göre Sümerler mu kıtasının yok olduğu büyük tufanı görmüşler ve kendileri de yok olmayacak ölçüde bu tufanı yaşamışlardır. Hatırlarsanız önceki bölümde tarihçilerin büyük tufana son buzul çağı dediğini ve buzların erimesiyle tufanların oluştuğuna inandıklarını, bununla birlikte akad ve Sümerlerin büyük tufanı yazıya döktüklerini anlatmıştık.
Bildiğiniz üzere Sümerlerin gılgamış destanında nuh tufanı ayrıntılarıyla 1. ağızdan anlatılmaktadır. Yani Sümerler tufanı yaşadıklarını itiraf etmektedirler. Fakat tufanla ilgili gerçekleri çarpıtmışlardır.
Şeytanlar sadece bugün değil binlerce yıl önce de gerçeklerin üstünü örtmek veya bozmak için yoğun çaba sarf ediyordu. İşte büyünün şeytanlara indirildiği şehir olan babilde bulunan gılgamış destanında Utnapishtim adlı kahramanın gemi ile hayvanları kurtardığı bu yüzden tanrılar tarafından ona ölümsüzlük verildiği yalanı ile hazreti Nuh hakkında gerçeklerin içine yalan karıştırılmıştır.
Hatta Tufandan Utnapishtim i uyaran ve gemi yapmasını tavsiye eden güya bir yılandır… hatırlarsanız önceki bölümlerde yılanın tek yaratıcılı dinlerde şeytanı çok tanrılı dinlerde ise tanrıları simgelediğini anlatmıştık. Bu bilgilerden bu yalanı da kimin uydurduğu çok rahat anlaşılıyor.
Yine 1914 yılında Arno Reobel tarafından bulunan Eridu Genesis Tabletleri, Gılgamış Destanı Tabletlerinden daha eskidir. Eridu Genesis’i, Milattan Önce 21. yüzyılda yazılmış olup, Sümerlerin en eski yazılı metinlerinden biridir ve özellikle tufanla ilgili erken bir anlatıyı içerir. Gılgamış Destanı ise daha sonra, Milattan Önce 18. yüzyılda yazılmıştır. eridu genesisi ile gılgamış destanındaki tufan anlatımıyla ilgili olarak 6 önemli fark vardır. bu sebeple Tarihçiler Sümerlerin gılgamış destanının bu antik metnin çalıntısı veya çarpıtılmışı olduğunu düşündüler. Zaten her iki tablette çok tanrıcılığı esas almakta ve birazdan Allah ile aynı olduğunu göstereceğimiz tanrıların yaratıcısı Anu’nun tufanda hiçbir şey yapmadığını, tanrılar konseyinin tufana karar verdiğini ve baş tanrı enkinin yani şeytanın insanlığı kurtarmak için sevdiği insanlara tufanı haber vererek gemi yaparak kurtulmasını sağladığı yazmaktadır.
enki ağzından yazılmış bu iki tabletin bile birbirinden önemli ölçüde farklı olması; şeytanların dinleri zamanla daha fazla bozduğunu içine daha fazla yalan karıştırdığını gözler önüne sermektedir. zaten her iki tablette babile yakın yerde yani kuranda büyünün indiği yer olarak anlatılan bölgede, yani şeytanların güçlü olduğu, yalanlarını yüksek sesle dile getirildiği bölgede bulunmuştur.
Bunun yanında aklınıza şu soru da takılabilir. Madem akad ve Sümer tabletlerinde yalanlar var neden bunları bazen delil olarak bu belgesel serisinde kabul ediyoruz. evet Bazen doğru kabul ediyoruz çünkü şeytanı tanıdığınızda çok tanrılı dinin kaynaklarından hangileri doğru hangileri yalan bunu ayıklamak çok kolay. Şeytanları yani tanrıları öven ve yapılan iyi şeyleri bu tanrılara mal eden yazıların yalan ve çarpıtma olduğunu pekala anlayabiliyoruz. Aslında anlattıkları olaylar doğru ama bu olayları yorumlama şekilleri yanlış, mesela Sümerler tufanı kabul ediyorlar ama tanrıları yaptı diyorlar.
Sümerlerde tufan
Sümerlerin tufanı her türlü kabul etmelerinin yanında Sümerlerin tufanı yaşadığına dair jeolojik delillerde bulunmuştur.
İngiliz arkeolog Sir Leonard Wooley, 1922-1929 yılları arasında, Mezopotamya’nın antik şehirlerinden Ur’da yaptığı uzun kazılar sonucu o güne kadar efsane olarak bilinen tufandan önceki kralların listesini içeren tabletleri bulduğunda bu bulgular tarihi bir dönüm noktası oldu. Wooley kazılara devam ederek 12 metre daha derine inildiğinde izler tamamen kesilmişti. Tarihi hiç bir bulguya rastlanmıyordu. Bu arada toprağın yapısı incelendiğinde zeminin tamamen balçıkla kaplı olduğu anlaşıldı. Bu kadar saf balçığın ancak büyük bir sel yani tufanla oluşacağı konusunda tüm bilim adamları fikir birliğinde bulundular. Çünkü deniz ve nehir seviyesinden çok yüksek bir bölgede idiler. Wooley kazıya 3 metre daha devam ettiğinde ise gene normal toprak katmana ulaştı. yani tufan izleri bitmişti. Bu çukurdan 300 metre uzakta açılan ikinci çukurda da aynı sonuç elde edildi. Sonra başka bir çukur daha açıldı sonuç gene aynıydı. Tufanın oluşturduğu balçık katmanı üzerinde Sümerlerin ur medeniyeti bulunuyordu. Yani Sümerler tufan öncesinde de sonrasında da vardılar. Bu gerçekler sonucu wooley tufanla ilgili rapor hazırladı ve tüm dünyada bu gerçek paylaşıldı.
Günümüzde Tel El-Fara olarak adlandırılan Güney Mezopotamya’daki Şuruppak kenti de Tufan’ın açık izlerini taşımaktadır. Bu kentteki arkeolojik çalışmalar 1920-1930 yılları arasında Pennsylvania Üniversitesi’nden Erich Schmidt tarafından yürütüldü. Schmidt’in çalışmalarını anlatan Mallowan şöyle demektedir: “Schmidt 4-5 metre derinlikte kil ve kum karışımı sarı topraktan bir tabakaya erişti (bu tabaka selle beraber oluşmuştu)… Cemdet Nasr dönemini Eski Krallık döneminden ayıran kil ve kum karışımı tabakayı Schmidt “tamamen nehir kökenli bir kum” olarak tanımlayarak Nuh Tufanı ile ilişkilendirdi.” (Max Mallowan, Early Dynastic Period in Mesapotamia, Cambridge Ancient History 1-2, Cambridge, 1971, s. 238 )
Sümerler krallarını bile tufan’dan önceki ve tufan’dan sonraki krallar diye ikiye ayırmıştı.
Arkeoloji literatürüne göre tufandan önceki Sümer krallarına “Er sülaleler 1” denilmektedir ki Tufan’a kadar 10 hükümdarın ismini içerir. 1932 yılında Irak’ın Horsabad şehri civarında, arkeologların WB-444 adını verdikleri bir tablet daha bulunmuştur. Bu tablete göre Tufan’dan önce tam 10 kral yönetici olmuştur. Bu krallardan 7. sinin adı Enok olarak verilmiştir ki, kayıtlardan enok un İdris peygamber olduğu tahmin edilmektedir. Bir hadîs-i şerîfte bunu teyid eden bir ifade vardır. Efendimiz, Eshab-ı kiramdan gelen bir soru üzerine; “Âdem aleyhisselam ile Hazret-i Nuh arasında 10 karn (kuşak, asır veya dönem…) geçmiştir” buyurmuşlardır. Bu gerçek te toprak altında daha yeni bulunmuş bilgilerin ancak yaratıcı tarafından peygamberimize bildirilmiş olabileceğini ispatlamaktadır.
Tufan’ın izlerini taşıyan bir diğer Mezopotamya kenti, bugünkü Tall Al-Uhaimer olan “Sümerlerin Kish’i”dir. Antik Sümer kayıtları, bu şehri “tufan sonrası ilk hanedanın oturduğu yer” olarak tanımlar.
Yine birazdan Sümerlere ait petradaki yapılarda tarihçilerin büyük bir sel izine rastladığını göstereceğiz. Bu yapıların belli kısımları sel yüzünden aşınmıştı. Ancak çok büyük bir Selin sebep olabileceği bu aşınmalar bir çok antik yapıda net şekilde görülebilmektedir.
Hamitik Sümerler, tufandan önceki Sümer’in son kralı olarak Shuruppak’lı Ziusudra dan söz ediyorlardı. Sümer kral listesi diye bilinen WB-62 tabletinde Ziusudra’yı takip eden satır şöyledir: “Sonra sel gelip geçti… Tufan gelip geçtikten sonra krallık gökten tekrar indi; krallık Kiş’teydi.” Kiş (KUSH) şehri , Shuruppak’ta (modern Tell Fara, Irak) ve diğer çeşitli Sümer şehirlerinde arkeolojik olarak kanıtlanmış bir nehir taşkınından hemen sonra Erken Hanedanlık dönemine geçildi.
Araştırmacı Juris Zarins de, Sümerlerin, son Buz Devri’nin sonunda yani tufanda sular altında kalmadan önce Basra Körfezi bölgesinde yaşayan insanlar olabileceğine inanıyor.
tufanı kabul etmeyen yorumcular ise Uruk döneminin sonunu, Holosen dönemi iklim tarihinde ani bir soğuma ve yağışlı dönem olan Piora Salınımı ile bağlantılı iklim değişiklikleriyle ilişkilendirdi.
Görüldüğü gibi Sümerlerin yaşadığı coğrafya ve dönemde tufana ait deliller çok fazladır ve Sümerlerin tufandan sonra yazdığı tabletler ve arkeolojik bulgular Sümerlerin tufanı yaşadıklarını göstermektedir. Yani tufan Sümerleri yok etmese de krallığı bozup tekrar gökten inmesini sağlayacak kadar etkilemişti. Fakat tabii oldukları mu ülkesinin başına gelen felaketten ders almamışlardı. Tufanı hala tanrıların yani cinlerin yaptığına inanıyorlardı. Tanrıların en çok sevdiği ülke olan mu yu yine tanrılarının yok ettiklerine inanacak kadar kördüler.
Tüm bunların yanında zaten mezapotamyada ilk kalıcı yapıların mö 10 binli yıllara dayandığı da bildirilmektedir. bu durumda mezapotamyada kurulan ilk devlet sümerler ise mö 10 bin yılında yani tufan döneminde sümerler vardırlar. tüm bu deliller ışığında sümerlerin mu ülkesi ile ortak bir zaman geçirdiği ve tufanı yaşadıkları anlaşılmaktadır.
bu arada tufan milattan önce 10 bin yıllarında oldu fakat en erken sümer dönemi olan ubeyd dönemi milattan önce 6 binli yıllarda yaşandı. arada binlerce yıl fark olmasına rağmen nasıl mu ile sümerler birbirini yakinen tanıyabiliyor diyebilirsiniz. bu tarihsel karışıklığa sebep olan en önemli etmenlerden ilki radyokarbon tarihlemesinin kesin tarihsel sonuçlar vermiyor olmasıdır. bildiğiniz üzere antik tarih ile ilgili zamansal veriler; gömülü alanda bulunan canlı organizmalara ait karbon 14 ün bozulma oranından yaşının hesaplanması ile elde edilmektedir. fakat bugün anlaşılmıştır ki karbon 14 tarihlemesi çok yanlış sonuçlar verebilmektedir .
çünkü atmosferdeki karbon-14 miktarı zamanla dalgalanmaktadır. yani bu sabit bir temel değildir.
Yalnızca laboratuvarlar arasındaki aynı karbonu tarihleme farkı bile 1000 yıla kadar çıkabiliyor.
Yine son 50 yılın atmosferik ölçümleri, karbon 14 seviyelerinin her yıl farklılaştığını göstermekte. Ayrıca bitkilerin kuzey yarımkürenin farklı yerlerinde farklı zamanlarda büyüdüğünü de biliyoruz.
Bu gözetimi test etmek için araştırmacılar, Ürdün’ün güneyindeki ağaç halkalarında 1610 ile 1940 yılları arasında olduğu hesaplanan bir dizi karbon 14 yaşını ölçtüler. Gerçekten de, güney Levant’taki bitki materyalinin, mevcut kuzey yarımküre standart kalibrasyon eğrisiyle karşılaştırıldığında yaklaşık 19 yıllık bir ortalama karbon dengesi gösterdiğini gösterdi.
bu gerçeklere rağmen arkeologların neden hep karbon 14 verilerine dayanarak çalıştığını sorarsanız o da Başka alternatif olmadığındandır. günümüz teknolojisinde tarihi hesaplamak için şu anda elimizde karbon 14 yönteminden başka yöntem yoktur.
bunun yanında eski dönemlerde insan ömrünün çok uzun olması da; mu ile sümerlerin birbirlerini yakından tanıyor olduğunu açıklayabilir. bildiğiniz üzere hazreti Nuh un ömrü kuranda 950 sene şeklinde geçmektedir. yine sümer kral listelerinde cin tanrıların yaşı binlerce yıldır. uzun süre aynı cin tanrının yönettiği ülkede tarihi hafıza da uzun süre canlı kalmış olabilir. ve eğer insanlarında yaşı çok uzun ise arada gerçekten bir kaç bin yıl fark varsa bile bu uzun süre yaşayan insanlar için aslında çok uzun bir zaman değildir sadece bir kaç jenerasyondur. en nihayetinde sümerlerin nuh tufanının bir kısmını yaşadığı kesin olduğu için, mu ülkesi ile beraber yaşadıkları ortak bir zaman aralığı da olduğu kesindir.
Kuranda da semud kavminin nuh tufanını yaşadığına dair izler vardır. Çünkü kuranda semud kavminin nuh kavmine yakın zamanda yaşadığı anlatılmıştır. araf suresinde ad kavminin nuh kavminin yerine geçip dünyanın yöneticisi olduğu anlatılır. Ardından semud kavminin de ad kavminin yerine geçip dünyanın yöneticisi olduğu yazmaktadır. buda demek oluyor ki semud kavmi önceki kavimlerin helak edilişini görmüş ve onların yerine geçmişti.
Araf-69- (Ey Ad kavmi) Hatırlayın ki, Allah sizi Nuh kavminden sonra onların yerine geçirdi. Sizi halifeler kıldı.
(7/A’râf 74)“(Ey Semud kavmi) Hatırlayın! Hani (Allah) Âd Kavmi’nden sonra sizleri halifeler kılmış ve sizi yeryüzüne yerleştirmişti.
Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı
