
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
Antik Gizemler: Petra & Madain Salih [Dünyanın Kara Kutusu Belgeseli 11.Bölüm]
Tarih bilmeyen bugünü var eden sebepleri bilmediğinden bugünü mantıklı yaşayamaz. gelecekte tekerrür edecek olayları bilmediğinden geleceği hiç inşa edemez. bu yüzden tarihimiz silinmeye çalışılıyor ve bu yüzden yalan tarih var. ve biz de işte bu yüzden yalan tarihle ve cehaletle savaşıyoruz. bu kaos sistemini yönetenlerin elinde cahil maymunlar gibi sömürülmekten kurtulmak için. ve gene kuranda bu yüzden bize hep tarih anlatıyor.
gerçekleri araştırırken gene anlatılan bir çok tarihi bilginin yalan olduğunu ve kuranı ispatlayan bir çok delilin var olduğunu keşfettim.ve gene yalanları çürüten elde ettiğim tüm bu bulgular bu kuran ayetinin gerçekliğini ispatlıyordu.
Hicr Suresi-82- (Semud kavmi) Dağlardan güvenli evler yontup (mesken edinmişlerdi ve hiçbir felaket bizi etkilemez zannetmişlerdi). 83-Derken (intikam gününün) sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz çığlık (korkunç gök gürültüsü ve şimşek çakması) yakalayıvermişti. 84-Buna rağmen kazandıkları şeyler, (ve barındıkları kaya oyması evler uğrayacakları acı sondan kurtulmak için) onlara yetmemiş (ve belayı defedememişti). Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Bir önceki bölümde sümerlerin Kur’an’da anlatılan semud kavmi olduğuna dair birçok delil gösterdik.
Hem sümerlerin hem de semud kavminin dünyayı yönetiyor olması yani süper güçlü bir ülke olmaları ikisinin de çok tanrılı dine mensup olmaları, Tanrı zannettikleri cinlerden yani uzaylılardan teknoloji almaları, insan kurban etmek, işgal ettikleri yerlerde katliam yapmak ve içki, fuhuş gibi kötülükleri ibadet olarak işlemeleri hem sümerlerin hem de semud kavminin yerlerinin ve isimlerinin aslında aynı olması Kur’an’da anlatılan semud kavmi ile sümerlerin aslında aynı ülkeler olduğunun delilleri idi.
bunlardan en önemlileri Kur’an’da anlatılan Nuh ad ve semud kavimlerinin özelliklerinin, bağlantılarının ve sıralamasının mu akad ve Sümer ülkeleri ile aynı olması, yani sümerlerin mu ve Akat ülkelerinden sonra gelip dünyayı yönetmeleriydi. Zaten Kur’an bize en önemli en büyük ibretlik olayları anlattığını belirtmektedir birçok şehirleri olan ülkelerin helak edildiği, küçük ve önemsiz halkların anlatılmadığı anlatılmıştır.
İşte bu bölümde döneminin süper gücü olan sümerlerin yani semud kavminin kayaları oyarak yaptıkları inşaatları, Bu yapıların iddia edildiği gibi nebatilere ait olmadığını Sümerler tarafından yapıldığını ve ardından sümerlerin nasıl helak olduklarını göstereceğiz.
Zaten direk akad ve sümer döneminden kalma olduğu kesin olan toprak altındaki yapılar akad ve sümerlerin belediye ve inşaat konusunda ne kadar ileri olduğunu bize gösteriyor. ama toprak üstünde kalmış kayalara oyularak yapılmış eserleri nedense tarihçiler hiç sümer e atfetmezler.
Yani tarih kitaplarında Sümerlere ait kayalara oyulmuş eserlerden bahsedilmez. Bu konuyu da tarihçi olarak biz aydınlatalım. Unutmayın ki burada ana akım biliminin anti tezlerini ispat etmemiz cüretkar görünse de bilim zaten böyledir ve bu şekilde ilerler. Aksi taktirde belli otoritelerin elinde bulunan bilim yüzünden bugün bir çok kargaşa ve kaos yaşanmaktadır. Gene unutmayın ki bulunan her bilimsel keşif önceki bir çok bilginin yanlışlanmasıyla ve değiştirilmesiyle bulunmuştur. bunun yanında göstereceğimiz deliller teorimizi ispatlamak amacıyla zorlama deliller değildir. çok açık ve bariz ama kimsenin söylemeye cesaret edemediği, masonik medyanında her zaman yaptığı gibi bilinçli olarak yanlış kalmasını sağladığı gerçeklerdir.
örneğin inşaat teknolojisinin zirveleri olarak görülen ve sert kayalara oyularak yapılmış Petra ve madain Salih yapıları arap yarımadasında bulunmaktadır ve yapım teknolojileri ile bilim adamlarını hayrette bırakan yapılardır. Bu iki bölgedeki “Binalar” kayalıklara delinerek yapılmıştır. Ve petra ile Madain salih şehirleri arasındaki benzerlikler oldukça açıktır. Her iki bölgedeki yapıları inşa etmek için aynı teknikler kullanılmıştır.
Tarihçilerin geneli bu yapıları ms 100 yılında yani günümüze yakın bir tarihte nebatiler denen göçebe bir toplum tarafından yapıdığını söyler.
Fakat kayalara oyularak yapılmış petra ve madain Salih antik kentlerinin de nebatiler tarafından yapılmadığının ve Sümerler tarafından yapılmış olduğunun delilleri çok fazladır. Bu delillerin ilki ve en önemlisi bu yapıların söylendiğinden çok daha eski yani antik dönem teknolojisi olmasıdır.
önceki bölümlerimizi izleyenlerin daha iyi anlayacağı üzere petra yapıları tamamen antik dönem megalitik teknolojisinin eseridir. Ve megalitik teknoloji Nebatiler dönemine ait değildir. 6. Ve 9. Bölümde de ispatladığımız üzere mega taş yapıların teknolojisi mu-akad-sümer dönemi teknolojisidir. Hatırlarsanız daha önce moai heykellerinin, baalbek yapıtının, giza piramitinin, denizaltındaki yanoguni piramitinin, göbeklitepe mabedinin vs. hep milattan önce en az 10 bin yılından kalma olduklarını, bunların tufan dönemi teknolojisi olduğunu, zaten hepsinin aynı özelliklere sahip olduğunu; tonlarca ağırlıktaki taş bloklardan oluştuklarını, çok ileri mühendislik ve teknoloji gerektirdiklerini ve bugün bile yapılmalarının çok zor olduğu için bilim adamları tarafından nasıl yapıldıklarının anlaşılamadığını anlatmıştık. işte petra ve madain salihte aynı teknolojinin ürünüdür.
Çünkü birincisi sadece ilk bakıldığında bile Petra ve madain salih in nebatilerin teknolojisi olmadığı tufan dönemi teknolojisi olduğu çok açık olmasına rağmen, bir önceki bölümde de ispatladığımız üzere bilim camiası evrim teorisine uygun olduğu için teknolojisi yüksek olan eserlerin mümkün olduğunca ileri tarihte yapıldığını savunmaktadır. Herkeste buna itaat eder. Fakat gerçeklerin üstü sonsuza dek örtülemez. günümüz bilimine göre antik dönemde insanlar mağara adamı gibi cehaletin dibini yaşıyordu. fakat üstün teknoloji ürünü yapılarda inşa etmişlerdi. biz bu büyük çelişkiye yani büyük yalana karşıyız.
Örneğin göbeklitepedeki En yüksek sütunlar 16 fit yüksekliğinde ve arkeolog Schmidt’e göre bu sütunlar yedi ila on ton ağırlığındadır. Günümüzden 11 bin yıl önce yapıldığı anlaşılan göbeklitepede megalitik bilinmeyen bir teknoloji olduğu anlaşılmış tüm bilim camiası tarafından kabul edilmişti. demek tüm tarih camiasının kabul etmek zorunda kaldığı bu gerçek gibi; megalitik teknoloji tufan döneminde vardı, fakat daha sonra kaybolmuştu. Zaman geçtikçe teknoloji gelişmemişti. zamanla Teknoloji azalmıştı. Bunun yanında Hodder, Göbekli Tepe’nin sütun oymalarında geyik ve sığır gibi yenilebilir veya evcil hayvanların değilde, aslanlar, örümcekler, yılanlar ve akrepler gibi tehditkar yaratıkların hakim olması karşısında büyülenir. “Çirkin görünüşlü canavarların korkunç, fantastik bir dünyası” diye düşünür. Bu çirkin varlıklara neden bu kadar önem verdiklerini önceki bölümlerimizi izleyenler çok iyi anladı.
En nihayetinde tufan dönemi teknolojisinin bir çoğu tufanla birlikte kaybolmuştu. Kurandaki sıralamaya göre de kalan teknolojinin varisleri olan akad, Sümer, mısır gibi ülkelerde insanlara zulmetmeyi bırakmadıkları için ard arda helak edilmişti. Yani mu dan miras kalan teknolojiyi kullanan mu nun kolonileri de zamanla tamamen kaybolmuştu.
Bu çok eski kayıp teknoloji ile ilgili deliller her geçen gün çoğalmaktadır.
michiel Tellinger in “Anunnaki’nin Afrika Tapınakları: Enki’nin Altın Madenlerinin Kayıp Teknolojileri” Kitabında; kayıp uygarlıklarla ilgili benzer kitaplarda görülenden daha fazla fotoğraf vardır. günümüzde 12.000 – 13.000 yıl önceki büyük Tufan’dan kaynaklanan sel çamuruyla gömüldüğü kesin olan sayısız maden, enerji çemberi, tarım terasları, takvimler ve heykellerin fotoğrafları görülebilir. ” (Kyle Philson, Genişletilmiş Perspektifler, Ocak 2014)
6.bölümde ve devam bölümlerinde sayısız delilini gösterdiğimiz Büyük Tufanla sular altında kalmış teknoloji ile ilgili deliller de her geçen gün çoğalmaktadır.
Sicilya’nın güneybatısındaki Sicilya Boğazı’nda 40 metre su altında, muhtemelen yaklaşık 15 ton ağırlığında 12 m uzunluğunda insan yapımı bir monolit bulunmuştur. Bu monolitin nasıl buraya geldiği ile Kökeni ve amacı bilinmemektedir. Sualtı monoliti C. MÖ 7400: [13] Lodolo, Emanuele; Ben-Avraham, Ben (Eylül 2015). “Sicilya Kanalı’nda (orta Akdeniz) batık bir monolit: Mezolitik insan faaliyetinin kanıtı”. Journal of Archaeological Science: Raporlar . 3 : 398–407. doi : 10.1016/j.jasrep.2015.07.003 .
yine malta adasındaki antik araba yolları diye bilinen bu ne olduğu anlaşılamayan insan yapımı şekiller suyun altına doğru gitmektedir. tam amacı ve nasıl yapıldığı anlaşılamayan bu araba yollarının denizin altına doğru inmesi nuh tufanına bir delil daha teşkil eder ve tufan döneminde bazı kara parçalarının büyük kısmının sular altında kalıp su üstünde kalan kısımlarının ise adaları oluşturduğunu gösterir. bu malta araba yolları 6. bölümde okyanus adalarındaki yarısı suyun altında kalmış antik yapılarla aynı özellikleri taşımaktadır.
işte benzer kayıp teknolojinin ürünlerinden olan petra ve madain Salih yapıları ile alakalı ilk olarak; bu yapıları nebatilerin yapmadığına dair delilleri sunalım sonra bu yapıları Sümerlerin yapmış olabileceğine dair delilleri gösterelim.
birincisi ana akım tarihçileri bu yapıların mö.100 yılında yapıldığını tahmin etmektedir. fakat taş yapıların Tarih hesaplamalarında kullanılan karbon 14 testi yalnızca toprak altında kalmış ve çürümüş mikroorganizmalara yapılabilmektedir. Hatta bunların bile verdiği sonuç kesin değildir çok değişkendir.
Kayıp uygarlıkların eserlerini sonradan gelip bu eserleri kullanan uygarlıklara atfetmek tarihçilerin yaptığı en büyük hatalardan biridir. Tarihçiler derken aslında tüm tarihçileri de kastetmiyorum. Başka bir çok tarihçide bu yapıları nebatilerin yaptığını eleştiriyor ve kronolojik sıralama ile yapıların nebati başkentine uzaklığının bile büyük kafa karışıklığına yol açtığını söylüyor.
Zaten petra ve madain salihi nebatilerin yaptığı bilgisi ana akım tarihçilere göre bile net bir gerçek değildir, sadece tahmindir. tarihçiler petra hakkında muhtemelen kelimesi kullanırlar. Çünkü ortada kesin bilgiler yoktur. gerçekte kim tarafından yapıldığını bırakın ne amaçla yapıldığı bile bilinmemektedir. Bu yapıların tapınak mı ev mi yoksa mezarlık mı olduğu tarihçilere göre bugün bile net değil, sadece tahmin ederek konuşmaktadırlar.
Madain salih te görülen yazıların nebatça olmasından dolayı, bilim adamları başka bir seçenek yok o yüzden Madain salih ve petrayı nebatiler yapmış olmalı derler. Oysa 100 yıllık kazılara rağmen, şehrin sadece yüzde biri ortaya çıkarılmış ve araştırılmıştır. antik şehrin Geri kalanı toprak altındadır. Bu kısıtlı sonuçlar ile petrayı nebatilere atfetmek mantıksızdır. Bir diğeri şehrin neredeyse tamamı toprak altında kaldıysa burası bir yok oluş, bir felaket yaşamış demektir. Fakat nebatiler döneminde böyle bir yok oluş bilinmemektedir, ayrıca nebatiler yok olmamış hala yaşayan bir kavimdir.
Petra ve madain salih’in nebatilere ait olmadığının bir delili de nebatilerin bu antik yapıları yapacak teknolojiye sahip olmamasıdır.
Kraliyet Mezarları olarak bilinen bu eski binalar batılı bilim adamlarına göre tahminen Nebati krallarını ve ailelerinin cenazesini barındırıyordu. Büyük girişler, güya ölenleri onurlandırmak için dev bir ölçekte oyulmuştur. Fakat girişlerin neden dev ölçekte olduğu bir önceki bölümümüzü izleyen arkadaşların daha iyi anlayacağı üzere Sümerlerin beraber yaşadığı dev akadlılar yani ad kavmi yüzündendi.
Arkeologlar hala her mezara kimin gömüldüğünü bilmiyorlar. zaten daha ilk etapta çoğu tarihçi tarafından Böylesine teknolojik yapıların mezar olarak kullanıldığının söylenmesi büyük bir safsatadır. Madem bu yapılar mezardı o zaman Bu yapıların önündeki tiyatroyu ölülerin izlemesi için mi yaptılar? aynı saçmalığı giza piramiti içinde yıllardır söylemektedirler. Evet tufandan sonra gelen kavimler tufan öncesi piramitleri ve kendi yaptıkları yeni piramitleri genellikle mezar olarak kullandılar. Çünkü Tufandan sonra teknolojisiz kalmış İlkel insanlar koca piramitleri elbette ancak mezar olarak kullanabilirlerdi. Fakat elbette bu devasa, müthiş bir teknoloji gerektiren yapılar ilk yapıldığında mezarlık amacıyla yapılmamıştı. çünkü Bu daha ilk başta büyük bir mantık hatasıdır. Öldükten sonrası için o kadar heybetli piramitler yapmaya imkanın vardı da o zaman yaşarken neden kendine muhteşem ve kalıcı bir saray yapmadın diye kimse sormaz. Böyle bir mantıksızlık kabul edilemeyeceğine göre piramitlerin amacı bambaşkaydı. enerji üretimi için kullanılıyordu. Zaten giza piramidindeki lahitin içinde mezar yoktur ve bir insanın boyutuna uygun değildir, daha kısadır.
aynı şekilde Teknolojiden uzak olan nebatilerde antik kayaya oyulmuş yapıları ancak mezar olarak kullanabilmişti. Arap sanat tarihçileri hala nebatilerin Petra’yı inşa edebileceklerine inanmıyorlar. Çünkü Bu büyüklükte ve güzellikte bir mucizeyi bugün bile yaratmak zor.
Petra’ya gelen ziyaretçiler, 13 katlı bir bina kadar yüksek olan görkemli anıtın görüntüsü karşısında hayrete düşer. Petra’da görülebilen mimari kalıntılar, çok gelişmiş bir şehre işaret ediyor.
Bir diğer konu nebatiler asla bu yapıları yapabilecek yeterlilikte bir kavim değildi. çünkü nebatiler o kadar ilkel bir kavimdi ki asur dönemi yazıtlarında nebatiler hakkında göçebe bedevi kabileler olarak bahsedilir.
Nebatiler isyancı başıbozuk Çingenelerdi
Asur kralı 2.Sargon döneminde,Nabataya’nın Asur kralı tarafından Babil’deki Ašipā valisinin emrine verildiğinden bahsedilir ve daha sonra MÖ 7. yüzyılın ortalarında elçilerine Sippar’dan tutsaklar verildi. Asurbanipal Araplara karşı seferlerini yürüttüğünde, Nabātu batıya Suriye bozkırlarına göç etmişti. Geç Nebati Arap lehçesi ile Yeni Assur döneminde Mezopotamya’da bulunanlar arasındaki benzerlikler ve Asurluların bölgedeki birkaç isyancı Arap kabilesinden biri olarak “Nabatu” adlı bir grubu listelemeleri, ikisi arasında bir bağlantı.
Diodorus Siculus (II. kitap) onları nebatileri, Arabistan’ın göçebeleri arasında önde gelen, tarımdan, sabit evlerden ve şarap kullanımından kaçınan, ancak pastoral uğraşlara buhurdan limanlarla karlı bir ticaret ekleyen, yaklaşık 10.000 savaşçıdan oluşan güçlü bir kabile olarak tanımladı.
Nebatiler, Arap Çölü’nde dolaşan ve sürülerini otlak ve su bulabilecekleri yerlere götüren birçok göçebe Bedevi kabilesinden biriydi. Mevsimler geçtikçe bölgelerine alıştılar ve mevsimsel yağışların azaldığı kötü yıllarda hayatta kalma mücadelesi verdiler. Nebatiler başlangıçta Arami kültürüne gömülmüş olsalar da, onların Arami köklerine sahip olduklarına dair teoriler modern bilim adamları tarafından reddedilir. Bunun yerine arkeolojik, dini ve dilsel kanıtlar onların bir Kuzey Arap kabilesi olduklarını doğrulamaktadır.
Nebatilerde bir çok diğer arap kabileleri gibi göçebe yaşayan, arap çölünde otlak ve su arayan, çevresindeki kültürlerin etkisinde kalan kabilelerden biriydi.
Nabatiler, birkaç kısa yüzyıl içinde, Petra gibi göz alıcı bir başkente nasıl sahip oldu? Nasıl çadırlı çöl göçebelerinden gelişen bölgesel bir güce geçmişlerdi? Bugün bile bilim adamlarının anlamadığı özellikte yapıları bu ilkellikle, bilimle alakasızlıklarıyla, doğru düzgün ortak dil ve yazıları bile olmamasına rağmen nasıl yaptılar?
Nebatilerin teknolojiden çok uzak ve cahil bir kavim olduklarını ilk olarak neredeyse hiç yazılı eserlerinin olmamasından anlıyoruz.
Dilbilimsel olarak, Nebati yazıtları ‘Aramice’ ailesine aittir. Bu, Mezopotamya Sami dillerinin ve Tunç Çağı boyunca yakın ve orta doğu ve Mısır boyunca binlerce yıl boyunca uluslararası iletişim için kullanılan çivi yazısı Akad dilinin soyundan geliyordu. ?
öyle ki Nebati tarihine ilişkin edebi kanıtların neredeyse hiçbiri nebati yazıtlarından elde edilmemiştir ve çoğunlukla Yunancadır. Nebati devleti ile ilgili bilgiler Diodorus, Strabo ve Josephus Flavius’un eserleri aracılığıyla gelmiştir. Bunun yanında Nebatilerin kökeni hakkında hiçbir bilgi yoktur. Yani nebatiler kendi tarihlerini bile aktaramayacak kadar yazı ve bilgiden uzaktılar.
Başka bir Aramice yazıt Milik tarafından yakın zamanda yayınlanan, erken dönem isimsiz bir Nebati kralından bahseder. isimsiz nebati kralları bile vardır.
Nebati duvar yazıtlarının sayısı çok olmasına rağmen; ki bunların sayısı beş binin üzerindedir, bunların birçoğu birkaç kelimelik duvar yazılarıdır ve kalan birçoğu da Nebati anayurdunun çok dışındaki bölgelerdedir ve muhtemelen Nebati devleti ve dini ile sadece zayıf bir bağlantısı olan insanlar tarafından yazılmıştır. Ayrıca, çoğu yazı Nebati krallığının (MS 106’daki) düşüşünden sonra yazılmıştır ve bu nedenle krallığın kendisi için yalnızca ikincil kanıtlar sağlar.
Bildiğimiz kadarıyla, Nebatiler büyük kitap yazarları değildi. onlardan Çok az edebi eser bize kalmıştır. Nebatilerin İlk yıllarına ait bir literatürümüz yok ve ünlü Petra Parşömenleri Bizanslara ait. Özetle Nebati yazılarının ana kaynağı, mezarlar üzerine yazılan duvar yazılarından ve Ortadoğu’daki kayalar üzerine yazılmış grafitilerden gelir.
Nebati Yazısından Farklı Yazılar
Madain salih’in nebatilere ait olmadığının bir delili de bu antik yapılardaki yazıların hepsinin nebatilere ait olmamasıdır.
Madain salihteki antik yapıların üzerinde nebatça olmayan yani farklı milletlere ait yazılarda bulunmaktadır.
Madain salih te Kayaya oyulmuş ve özenle dekore edilmiş 130’dan fazla mezar, ölülerin sosyal statüsünü ve hatta askeri rütbesini gösteren Nebati yazıları bulunduruyor. Fakat bu mezarların bazılarında Latince yazıtlar da vardır. Bizans mozaikleri ve parşömenleri de bulunmuştur.
Mada’in Salih hakkında çok az bilgi var ve bugün bildiklerimiz mezarlarda ve cephelerde bulunan çoğu nebatça olan yaklaşık elli yazıttan geliyor. Sitede ayrıca bazı mağara çizimleri de dahil olmak üzere yaklaşık 50 Nebati öncesi yazıtta bulunmaktadır.
madain salih te Anıtsal mezarların birçok cephesinde Nebati dilinde yazıtlar bulunurken, Semudik, Lihyanit, Nabatça, Latince, Yunanca ve erken Arapça yazıtlar, tepelerinin ve kayalık çıkıntılarının her tarafına işlenmiştir.
Bunun yanında madain salihteki yapıların nebatilere ait ve mezar olmadığının en büyük delili mezarların hepsinde duvara kazınmış yazı bulunmaması yani bazı mezarlarda hiç yazı olmamasıdır. arkeologlar bunlara sessiz mezar der. Bu yapıların hepsinde yazı olmaması başlangıçta bunların hepsinin yazısız inşa edildiğini, sonrasında ise bazılarına yazılar yazıldığını gösterir. Demek ki başlangıçta bu eserler antik dönem stiline uygun şekilde yazısız yapılmıştı. Hatırlarsanız önceki bölümlerimiz de Tufan öncesi mega taş yapılarının ortak özelliğinin, üzerlerinde genellikle hiç yazı olmaması olduğunu çok nadiren sembollerin bulunduğunu göstermiştik. işte Petra ve modern Salih de aynı özellikte inşa edilmişti.
2.si ise şu anda var olan yazıtlar çok gelişigüzel ve grafiti gibi yazılmıştır. bugünkü yapılan binalara bir grafiticinin gelip kaçak göçek bir şeyler çizmesi gibi yazılardır. Bu durum bu yazıların bu yapılar yapıldıktan çok daha sonra yazıldığını gösteriyor.
3.de zaten tarihçilere göre bazı yazıların mezar inşa edildikten çok sonra yazıldığının kesin olmasıdır.
Örneğin Madain salihteki yapılardaki yazılarla ilgili arkeolojik incelemelerin bilimsel sonuçlarının yayınlandığı bu sitede bu durum şöyle anlatılmaktadır. -madain salih te 40 ve 42 numaralı mezarların ikisi de ‘sessizdir’, üzerinde yazı yoktur, ancak 42. mezardaki boş yazıt kartuşu çok daha sonraki bir tarihe ait bir Arapça grafiti ile doldurulmuş gibi görünmektedir. Gene -madain salih te 75 numaralı Kapı çok yıpranmıştır, ancak süsleme içermez ve üzerinde yazıtsız bir levha için bir boşluk vardır.
Yani büyük ihtimalle ilk yapıldığında bu mezarların üstündeki çerçevelerin içine asılan tabelalar vardı.
- eğer mezarın üstündeki boşluklarda ayrı bir tabela yoksa ve sadece yazı var idiyse bile bu yazılar zımparalanarak değiştirilmiş olmalıdır. çünkü şu an var olan yazılar çok küçük yazılmıştır ve kimse bu kadar uzaktan o kadar küçük yazıları okuyamaz.
- Şimdi var olan yazılar çok amatörce yazılmıştır. bu muhteşem yapıları yapanların böyle kötü ve özensiz bir yazı yazması imkansızdır.
- arkeologların sessiz mezar dediği yapıların üzerindeki çerçeveler boştur. Yani özetle nebati yazıları sonradan eklendikleri için ya çerçevenin içindeki orjinal yazı silinip sonradan yazılmıştır Ya da zaten bu çerçevelere ilk yapıldığında yazı kazınmamıştı. tahtadan, metalden veya porselenden resimli bir tabela veya evin numarası veya ailenin sembolünü gösteren bir tabela vardı. Aynı günümüzdeki evlerde olduğu gibi. arkeologlarda zaten bu gerçekleri şöyle dile getirmişlerdir;
Madain salih te 30 numaralı mezar da Milattan Sonra 35 yılına tarihlenir ve cephesi iki yılanla çevrili bir yüz heykeli ile süslenmiştir. Eşsizdir çünkü cephedeki yazıt bir kartuş içinde değil, daha çok kapının sol üstündeki duvardadır, çünkü muhtemelen mezar tamamlandıktan çok sonra kazınmıştır.
-madain salih te 37 numaralı mezar Bazı arkeologlar, tamamlandıktan sonra boşluğa ahşap bir yazıt levhasının yerleştirilmiş olabileceğine inanıyor, ancak bugün o levhadan hiçbir iz kalmadı.
-madain salih te 38 numaralı Mezarın dışında, mezarın öncesine tarihlenen çeşitli yazıtlar bulunmaktadır.
Hatta buraları her sonradan gelen kendi mezarı yapmak istediği için, kimi mezarda burayı değiştirene ve kullanana lanet yazısı yazılırken kimi mezarda da bu mezarı değiştirene para cezası verilir yazılmıştır.
-madain salih te 64 Kapı eşiğinin üzerindeki yazı, bir miktar hasarla günümüze ulaşmıştır ve doğası gereği, mülkiyeti ve yetkisiz kullanım için para cezasını belirten çok yasaldır. Ayrıca bu mezarın duvarcı Aftah tarafından Centurion, Sa’dallah ibn Zabda ve geniş ailesi için oyulduğunu belirtir ve mezarın tanrılar Dushara ve Manat tarafından korunduğu konusunda uyarır.> (sahiplendikleri mezara başkası da sahiplenmesin diye para cezası uygulamışlar)
-madain salih te 41 Yazıtlı mezar. Bu türbe, Ka’ab s/o Haritha tarafından yüz altmış iki yılı ve Tamuz ayında el-Hicr’de vefat eden Raqoush d/o abd menah için yaptırılmıştır. Bu mezarı rahatsız edene, açana, oğlundan başkasını kurtarana, Rabb’im lanet etsin. Mezarın üstündeki yazıyı kim değiştirirse ona daha fazla lanet olsun. > (sahiplendikleri mezara başkası da sahiplenmesin diye lanet yazmışlar)
Görüldüğü gibi bazı yapıların üzerinde boş levha vardır ama yazı yoktur. Bu durum, bu yapıların ilk yapıldığında hiçbirinin üzerinde yazı olmadığını yani bu yapıların nebatiler tarafından yapılmadığını kesin şekilde ispatlamaktadır. Buraya kadar bahsettiğimiz bir kısmının üzerinde yazı olan sözde mezarlar madain salih’teki yapılardı. fakat aynı eller tarafından yapılmış petradaki yapıların hiçbirinde hiç yazı olmaması da bu yapıları nebatilerin yapmadığı tezini doğrulamaktadır.
Çünkü Petradaki mega yapıların tamamının üstünde hiçbir millete ait yazı bulunmamaktadır. yani zaten petradaki kayaya oyulmuş eserlerin nebatilere ait olduğunu gösteren hiçbir delil yoktur.
Mezar değildi
Yine Petra ve madain salih’i nebatilerin yapmadığının bir delili de Petra ve madain salih’teki eserlerin mezar olmamasıdır.
Öncelikle petrada mezar olduğu tahmin edilen yerlerin hiçbirinde o mezarın kime ait olduğunu belirten bir yazı, bir işaret yoktur.
15 yıldan uzun süredir petra ile ilgili arkeolojik araştırmalar yapan Christopher Tuttle gömülü bulunan petradaki yapılarla ilgili şöyle der: “Görünür türbelerin amacının ne olduğunu anlamıyoruz, çünkü Nebatiler bize söyleyecek herhangi bir yazılı belge bırakmadılar” “Zeus, Hermes veya Afrodit ile paralellikler olarak tasvir edilen Nabat tanrıları ve bu tür şeyler var.” diyor.
Zaten Petra Binalarının ilk yapıldığında mezar olarak kullanılmadığı çok açıktır. İç kısımları Mezardan çok oturma ve yaşam alanı şeklinde tasarlanmıştır. Dış kısımları da lüks bir villayı andırmaktadır. Hatırlarsanız bir önceki bölümde bu yapılara benzer antik yapıların günümüzde bile insanlar tarafından ev ve yerleşim yeri olarak kullanıldığının bir çok delilini göstermiştik.
Hatta nebatilerden sonra gelen Bizanslılar bile bazı mezarları dönüştürmüşler ve Bizans kilisesi olarak kullanmışlardır. Bu Yapıların sahip olduğu bu özelliklerde bu yapıların mezar olarak inşa edilmediğini ispatlamaktadır.
Sonuç olarak tarihçilerin şüpheleri doğrudur ve bu yapılar cahillikleriyle meşhur nebatilere ait değildir, nebatiler bu muhteşem duvarlara her cahil insanın yaptığı gibi grafitiler yazarak kendi çıkarları için kullanmaya çalışmıştır. Buraları ancak mezar olarak kullanabilmişlerdir, çünkü asırlar önce helak edilmiş bu bölgelerin lanetli olduğu asırlardan beri bilindiğinden buralarda kimse ya yaşamak istemiyor ya da istese de yaşayamıyordu.
Peygamberimiz tebük seferi sırasında Bu bölgeden geçerken buranın suyunu kullanarak hamur yapan ashabına suyu ve hamuru çöpe atmalarını söylemiştir.
Gene koskoca giza piramiti gibi bu antik yapılarında mezar olarak yapıldığı düşüncesi; canlılığın yani biyolojik robotların ve diğer boyuttan olan ruhumuzun tesadüfen oluştuğunu düşünecek kadar küçük beyinli ve bilimsellikten uzak evrimci tarihçilerin küçük düşünceleridir.
Neml suresi 52 de bu yapıların ev olduğu belirtilir.
Neml-52- İşte, zulmettiklerinden dolayı boş olarak duran evleri! Şüphesiz bunda, bilen bir toplum için, önemli bir ayet (belge, delil) vardır.
Sitede bulunan diğer önemli bilgiler>
-madain salih te Mezar yazıtları, burada yaşayan insanların isimleri, ilişkileri, meslekleri, yasaları ve tanrıları hakkında fikir verdi. Nebatiler kapsamlı bir yazılı tarih bırakmadılar, bu nedenle Madain Saleh’e özgü bu metinler olağanüstü derecede değerlidir. Ahmed, yazıtların eski bir Sami dili ve o zamanlar Ortadoğu’nun ortak lingua francası olan Aramice ile yazıldığını açıkladı. Aramice, iş ve ticaret iletişimi için temel bilgi olurdu, ancak Nabatiler, Ahmed’in yazıtlarda işaret ettiği erken bir Arapça biçimini de kullanıyorlardı.
-madain salih te Ek olarak, bu mezarların çoğu, Nebati başkenti Petra’dakilerin aksine, ölenler, sosyal statüleri, aileleri vb. hakkında değerli bilgiler sağlayan tarihli yazıtlar taşır.
-Petra’da mezarlar esasen daraltılmış bir kanyona sıkıştırılırken, Mada’in Saleh’de mezarların yapıldığı granit kayalarla, devasa, çözülmemiş bir çöl alanı üzerinde genişletilirler.
-Urn Mezarı; MS 446/7’de inşa edilmiş, bilinmeyen bir kralın dinlenme yeri, ancak bazıları bunun Nabatean kralı Malchus II’nin mezarı olduğuna inanıyor . Urn Mezarı’nı diğerlerinden ayıran özelliği ölçeğidir ve Petra’daki en büyük kraliyet mezarıdır. Daha sonra Bizanslılar burayı dönüştürmüşler ve Bizans kilisesi olarak kullanmışlardır.
-MS 130 yıllarında Petra’dan sorumlu olan Roma valisi Sextius Florentinus’un mezarı, bu, sahibinin adının bulunduğu kapının üzerinde yazıt bulunan tek mezardır .
–Kral Duvarı’nın kuzeyinde yer alan Dorotheus Evi , adını Yunan dilinde iki kez Dorotheus adının geçtiği bulunan yazıtlardan almıştır.Bu kompleks, kapılı ve pencereli birçok mağara, bir triclinium ve buranın zengin bir Nabatlı adam ve ailesi için özel bir konut olduğunu açıkça gösteren bir avlu içeriyor.
-Petra’nın bu kadar ünlü olduğu cephe mezarları, eksik yazıtlar ve yağmalanmış mezar eşyaları nedeniyle net olarak tarihlendirilemiyor.
-madain salih te Kayaya oyulmuş ve özenle dekore edilmiş 130’dan fazla mezar, ölülerin sosyal statüsünü ve hatta askeri rütbesini gösteren Nebati alfabesiyle siteyi süslüyor. Daha sonraki mezarların bazılarında Latince yazıtlar vardır.
-madain salih te Nebati dilinde yazılmış olan bir mezarın, Yahudi Şubeyt ibn Aliyu, karısı Amira ve çocuklarına ait olduğu ve M.S. Bu yazıt ilginçtir, çünkü Hegra’nın, diğer bazı mezar yazıtlarının belirttiği gibi, muhtemelen Yunan veya Helenistik ailelerle birlikte önde gelen Yahudilerden oluşan çoğulcu bir toplum olduğunu gösterir. 13 ve 14 numaralı mezarlar ‘sessizdir’ ve üzerinde yazı yoktur.
-madain salih te Kapının üzerindeki yazıt levhası, bu mezarın heykeltıraş Hoor ibn Ahi tarafından Hani ibn Tafsy ve onun soyundan gelenler için, Nebati Kralı IV. Aretas’ın (el-Haritha) saltanatının 40. yılında oyulduğunu belirtir. 31 AD’ye karşılık geldiğine inanılıyor.
-madain salih te 40 ve 42 numaralı mezarların ikisi de ‘sessizdir’, üzerinde yazı yoktur, ancak 42. mezardaki boş yazıt kartuşu çok daha sonraki bir tarihe ait bir Arapça grafiti ile doldurulmuş gibi görünmektedir.
-madain salih te 75 Kapı çok yıpranmıştır, ancak süsleme içermez ve üzerinde yazıtsız bir levha için bir boşluk vardır.
–Nebati yazılarının kanıtı Petra , Bosra ve Hegra (modern Mada’in Saleh ) şehirlerinin mezar ve adanma yazıtlarında bulunabilir ve güney Sina Yarımadası’ndan çok sayıda küçük yazıt vardır . Kumran’dan başka Nebati metinleri de var .İlk Nebatça yazıtı, şimdi İsrail’in Negev bölgesi olan Elusa’da bulundu. Yazıt, Nebatilerin kralı Aretas’tan bahseder. Joseph Naveh, Jason’ın MÖ 169’da Petra’ya sığındığı bir Arap hükümdarı olan Kral Aretas I’e kadar izlenebilen bu yazıtın, Nabati özelliklerinden bazılarından yoksun olduğunu ve tek tip emperyal Aramice ve Yahudi yazısını andırdığını savunuyor. Bu nedenle, bazı bilim adamları, en eski Nebati yazıtının Ürdün’ün Petra kentinde bulunduğunu ve bunun MÖ 96 veya 95 yıllarında geç Helenistik Çağ’a tarihlenebileceğini öne sürüyorlar. [9] 4.000’den fazla kazılmış yazıtın Nabatça Aramice yazıldığı doğrulandı. [10] Bulunan Nebati yazıtlarının çoğu ya gömme adlarıdır ya da resmi adlardır. Bitişik el yazısı Nabatça ile yazıldığı tespit edilen en eski yazıt , İsrail’in Beerşeba kenti yakınlarındaki Horvat Raqiq’te ortaya çıkarıldı. Bu yazıt, yalnızca yaşı nedeniyle değil, aynı zamanda büyük bir kayaya uygulanan mürekkep kullanılarak yazıldığı için de benzersizdir. [11] Nebati yazıtlarının büyük çoğunluğu, Petra’dan (MÖ 95) Aslah yazıtı, Wadi Tumilat’tan tanrıça al-Kutba’ya adanma (M.Ö. . [12] Bazı kazılarda metal nesneler üzerindeki yazıtlar ortaya çıkarılmıştır. Bu tür yazıtların çoğu metalik sikkeler üzerine yazılmıştır. Ürdün’ün güneyindeki Wadi Musa’da yapılan kazılarda , üzerlerinde Nebati yazıtları olan düzinelerce bronz parça ortaya çıkarıldı, ancak bu parçaların kaynağı belirsiz. Wadi Musa’da bir rahip ve oğlunun Obodas’a ithaf ettiği, Nebati kralının saltanatına tarihlenen bir bronz yağ yakıcı üzerinde önemli bir bronz yazıt bulunur.70-106 yılları arasında hüküm süren Rabbel II . [13] Petra’nın MS 106’da Roma tarafından ilhak edilmesinin, Petra’da ilhaktan sonraki bir tarihe kadar izlenebilecek Nabatça yazıtları bulunmadığından, bölgede Nebati dilinin kullanımında bir düşüşe yol açtığı öne sürüldü. Bulunan en son Nebati yazıt, şu anda Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki Hicaz’da bulunan MS 356’ya kadar uzanıyor.
Nebatçanın kökeni
-Alimler, Arap YAZISININ kökenleri konusunda bölünmüşlerdi. (Çağdaş marjinal) bir düşünce okulu, Arap yazısını, yine Aramice kökenli olan Süryanice yazıya tarihlendirir. T. Noldeke liderliğindeki ikinci düşünce okulu, Arap yazısını Nabatça’ya kadar takip ediyor. [4] Bu tez, J. Healey tarafından Süryanice ve Arap alfabesi üzerine yaptığı çalışmada doğrulanmış ve tam olarak belgelenmiştir. [5] Ürdün, Umm al Jimal’de kazılan 6. yüzyıla tarihlenen bir yazıt, “Arap yazısının Nabatçadan türetildiğini doğrular ve farklı Arap yazı biçimlerinin doğuşuna işaret eder”
-“Nabataean dili, sahip olduğu Aramice unsurları yavaş yavaş boşaltmış ve onları ardı ardına Arapça alıntılarla değiştirmiş görünmektedir”.
-Diğer Arap dilleri arasında Lihynaite, Safaitic, Thamudic, Himyarite, Minaean, Qatabanian, Sabaean ve Palmyrene bulunur. Sorun şu ki, bu dillerden ikisi birçok yönden Nabatça’ya çok benziyor. Safaitik ve Thamudic, Nabatça’dan farklı bir yazıya sahiptir, ancak çok benzer diller gibi görünmektedir. Kafa karıştırıcı olan şey, bu diğer yazıları yazanların Nebatiler ile aynı tanrılara sahip olmaları ve genellikle Nebatiler ile aynı isimlere sahip olmalarıdır. Bu dilleri yazanlar o kadar benzerdi ki, bazı arkeologlar bu üç yazının aynı insanlar tarafından aynı dil için kullanılıp kullanılmadığını merak ettiler.
-bazı bilim adamları semudik yazının semud kavmi ile alakasız olduğunu bunun yanlış isimlendirme olduğunu iddia ediyor.
-The Language of Adem – Gros Press Lübnan Yayınları 1995 kitabında belgeledim. Sümer isimlerini, hikayelerini ve efsanelerini Standart Arapça’ya yeniden okudum. Tüm Sümerce kelimeleri Arapçaya (Semitik) döndürmek bunu doğrular Dünya dillerinin hepsinin tek bir kökten geldiğini ve bu kadim dillere en yakın yaşayan dilin Klasik Arapça olduğunu doğrular.
,
Nebati Stilinde Değil
Bu teknolojik antik inşaatları nebatilerin yapmadığına dair bir delilde bu yerleşik yapıların onların yaşam stiline uymaması, çünkü nebatilerin çadırlarda yaşayan göçebe bir halk olmasıdır.
bazı tarihçilere göre; nebatiler güya mükemmel inşaatçılar olmalarına rağmen çadırda kalmayı ve yaşamayı seviyorlarmış.
Bazı Tarihçilere göre Petra’nın az-Zantur bölgesindeki çalışmalar, kalıcı olmayan konutlardan yani çadırlardan yerleşik yapılara bir evrim olduğunu ve çadırların evrimin sonraki aşamalarında bile görkemli konaklarla bir arada var olduğunu göstermektedir. [6] yani bu tarihçilere göre dağları yontan adamlar çadırda kalmayı seviyormuş. Bu gökdelen inşa eden insanların evsizlerin çadırında kalması gibi mantıksız bir teoridir. adı üstünde bu adamlar göçebe olduğundan buraya göç edip yerleşmiş olmaları daha muhtemeldir. Çünkü tamamı göçebe olan kavimlerin kayaları oyacak derecede bina inşa etme bilgisi olamaz. Ya da bu bilgiye ulaşmaları için göçebeliği bırakmaları ve uzun zaman mühendislik konusunda evrimleşmeleri gerekirdi. Özetle; Yok olmuş Sümerlerden kalma petra ve madain Salih şehirlerine göçebe nebatiler yerleşmiş, bu nebatiler çadırda yaşamaya devam etmiş ve boş buldukları Kaya dan konakları da kralları için mezar olarak kullanmışlardır.
-sonuç olarak petrayı göçebe, bilimle alakası olmayan nebatilerin inşa ettiği sadece bir tahmindir. hem de delillerini gördüğünüz ve daha da göreceğiniz üzere çok yanlış bir tahmindir. bence bu bölgede yaşayan kavimlerin arasında Bu yapıları inşa edebilecek en son kavim nebatilerdir.
fecr-9-Vâdilerde kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semûd kavmine?
araf-74-“Bir düşünün: Allah sizi Âd kavminin ardından halîfeler kıldı ve yeryüzünde size geniş imkânlar bahşetti. Yerin düzlüklerine saraylar kuruyor, dağları yontarak evler yapıyorsunuz. Öyleyse Allah’ın bütün bu nimetleri üzerinde düşünün de, bozguncular kesilip yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.”
Şimdi göstereceğimiz deliller ise petra ve madain salihi nebatilerin yapmadıklarını ispatlamakla birlikte buraları Sümerlerin yapmış olabileceğini ispatlayacaktır.
Ne zaman yaşadılar>
Petra ve madain salih’in nebatilere ait olmadığına ve Sümerlere ait olabileceğine bir kanıtta petranın nebatilerden çok daha önce bir şehir olarak kullanılmasıdır. Tarihçilere göre Petra çevresinde yerleşim yeri MÖ 7000 gibi erken bir tarihte olmuştur. fakat Nebatiler en fazla MÖ 4. yüzyılda buraya yerleşmiş olabilirler. Arkeolojik çalışmalar, petrada yalnızca, MÖ 2. yüzyıla dayanan Nebati varlığının kanıtlarını keşfetti. yani binlerce yıllık petra şehrinin yanında nebatiler yalnızca mö 2. Yüzyıl civarında yaşamıştı.
Ana akım tarafından Ürdünün bazı kısımlarının Sümerlerin beraber yaşadığı akadlar tarafından iskan edildiği zaten kabul edilmektedir.
Ana Akım bilimine göre bile öncelikle Petra antik kenti ve Ürdün’deki antik bölgeler 10.000 yıl önce yani nebatilerden çok daha önce vardı ve yerleşim yeriydi. Örneğin Ürdün’deki Petra ve Eriha bölgesi 10 bin yıllık bir tarihe sahiptir.
Petra bölgesinde insan yerleşimine dair kanıtlar Geç Paleolitik döneme ve Neolitik dönemin sonuna kadar uzanmaktadır (Kafafi, 2019). Bu yerleşimlerin en eskisi, Petra’nın güneyindeki, Geç Paleolitik döneme (38-18 bin yıl öncesine) tarihlenen ve uzun bir süre boyunca insan yerleşimine uygun görünen Wadi Sabra’daydı (Bertrams vd., 2012).
Ürdün deki Umm el-Biyara gibi Nebati öncesi yerleşim yerleri hala tam olarak açıklanmayı bekliyor.
https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0031018220303497
Bunun yanında Petranın tufan öncesinde yapılmış olduğunun delilleride vardır. tarihçiler petradaki yapılarda büyük bir sel izine rastlamışlarıdır.
Gene çok şaşırtıcı bir gerçek te de hem madain salih’te hem de petra’da büyük tufana ait delillerin bulunmasıdır.
Madain salih’te çok şiddetli bir sel ile oluşabilecek erozyon izleri petrada ise yalnızca Denizde var olan beyaz kum parçalarının bütün petra’da bulunmuş olması bu bölgelerin büyük tufana maruz kaldığını göstermektedir.
Bu durum hem nuh tufanının bir delilini daha oluşturmakta hem petra ve made in salih’in nebatiler’den binlerce yıl önce var olduğunu göstermekte hem de Bu yapıların Sümerler tarafından yapılmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu göstermekte hem de Bir önceki bölümde anlattığımız gibi sümerlerin Büyük tufanı yok olmayacak şekilde yaşamış olduklarını göstermektedir.
Yatağın kalınlığına rağmen, Mezopotamya’daki diğer sellerin tamamen yerel bir olay olduğu anlaşılıyor. Sadece yedi mil uzaklıktaki Eridu’da, özenle aranmasına rağmen Ur seli ile ilgili hiçbir iz yoktu. Ur’la hemen hemen aynı veya biraz daha alçak bir rakımda bulunan Eridu, Ur’dan yalnızca çok alçak bir sırtla ayrılır. Eridu’daki eşdeğer katmanlar, höyük üzerinde Ur’dakinden daha yüksek bir konuma sahiptir, ancak tufanın hiçbir izine rastlanmamıştır (Mallowan, 1964, s. 75-77).
Bu bilgi az önce anlattığımız Sümerlerin de tufana maruz kaldığı bilgisiyle örtüşmektedir. Demek Petra Nuh tufanı ve ardından gelen Sümerler döneminde vardı. Zaten gördüğümüz ve göreceğimiz delillerde Petra nın teknolojisi ile Tufan dönemi yapılarının teknolojisinin aynı olduğunu ispatlayacaktır.
Gene madain salih te bulunan bazı yazıtlarda MÖ 1. binyıla tarihlendirilmiştir. bu tarih nebatilerden çok daha öncesine aittir. demek ki zaten nebatilerden önce madain salihte de birileri yaşamış ve oraya yazılar yazmış, eserler bırakmışlardı.
Örneğin bu madain salih’te bulunan asurlulara ait olduğu iddia edilen Sümer Güneş kadranı her ne kadar asurlulara ait olsa da bu bölgede Sümer etkisinin var olduğunu ve de nebatilerden çok daha önce bu bölgenin kullanıldığını göstermektedir.
Bu bilgiler bize Petra ve madain salih’in nebatilerden çok daha önce var olduğunu yani Sümerlerin zamanında yapılmış olabileceğini kanıtlamaktadır.
-gene petra ve madain salihteki eserlerin dünyanın bir çok yerinde aynı şekilde kayaya oyulmuş antik yapılara benzemesi bu yapıların akad ve Sümerler tarafından yapıldığını ispatlamaktadır. Çünkü hatırlayın bir önceki bölümde dünyanın hemen her yerinde bulunan bu kayaya oyulmuş eserlerin hemen hepsinin yaşının mö 3000 den eskiye dayandığını, devlerle bağlantılı olduğunu yani Sümerlerle iç içe yaşayan akadlar tarafından yapıldığını göstermiştik. sonuç olarak petra ve madain salihte benzer tarzda yapılan eserlerde akadların mirasçısı Sümerler tarafından yapılmış olmalıdır. Çünkü önceki bölümde ayrıntılarıyla anlattığımız üzere nasıl yapıldığı anlaşılamayan bu eserler sadece bir dönem yapılmış ve bir furya gibi tüm dünyaya yayılmış fakat sonrasında bir daha bu eserlerden yapılmamış ve yapanlarda sırra kadem basıp yok olmuşlardır.
Sonuç olarak dünyanın her yerinde benzer teknoloji ile, benzer sanatsal özelliklerde ve benzer zaman diliminde yani nuh tufanı döneminde yapıldığını 9. bölümde ispatladığımız bu kayalara oyulmuş yapıların varlığı, tıpatıp benzer özelliklere sahip olan Petra ve madain salih yapılarının da aynı kişiler tarafından yapıldığını gösterir. Bu kişilerde akad ve Sümerler den başkası olamaz.
Çünkü hem akad ve sümerlerin çok gelişmiş bir inşaat teknolojisine sahip oldukları bilinmektedir hem böyle büyük bir güç ve teknoloji sadece Akad ve sümerlerde vardı hem miras aldıkları bu teknolojinin kendilerinden hemen önce yaşamış ve dünyayı kolonileştirmiş mu ya ait olduğunun delilleri su altındaki, adalardaki ve Tufan öncesi yapılardan bilinmektedir hemde mu nun varisi olduğunu iddia eden ve aynı ideoloji ve teknoloji ile dünyaya hükmetmeye çalışan akad ve Sümerlerin de tüm dünyada birbirine ve Tufan öncesine benzer tarzda yaptıkları megalitik eserler gözler önündedir.
-üzerinde hiç yazı olmayan giza piramiti gibi aynı teknoloji ürünüydü.. Diğer sonradan yapılma dandik piramitlerde yazılar vardır. Fakat tufandan önce yapıldığını 6. Bölümde ispatladığımız giza piramitinde 1 sembol dışında hiç yazı resim yoktur. O bir tane sembolde tahmin edeceğiniz üzere yılandır.
Kuran Ayetlerinde de zaten bu toplumların yani Nuh ad ve semud un hep beraber anıldığını Daha önce göstermiştik. işte bazen bunlara mısır da eklenmektedir. örneğin buruc suresinde mısır ve semud aynı ayette geçmektedir ki Mısır daki teknolojinin benzerliği de gözler önündedir.
Buruc 17, 18. Nitekim o orduların, Firavun ve Semûd milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.
yani Bir çok ortak inanç ve özelliklerini bu belgesel serisinde gösterdiğimiz mu-akad-sümer-mısır toplumlarının Kuranda da aynı şekilde bağlantılı olduğu görülmektedir.
bilim adamları da petra da bulunan diğer yapıların bile nebati öncesi antik dönem özellikleri taşıdığını söylemişlerdir.
örneğin; Dr. Fiema petrada yakındaki bir tepenin kenarını işaret ederek, şöyle diyor; “Bizden sadece yüz metre ötede devasa bir taş yığını ve yerden çıkıntı yapan bir granit sütun var,” “Ürdün’de granit yok. Mısır’dan gelmiş olmalı. Sık sık bakıyorum ve yerin altında hangi yapının yattığını merak ediyorum.” diyor. Bildiğiniz üzere granit antik dönem megalitik yapılarının vazgeçilmezidir. Ve tüm antik megalitlerin ortak özelliklerinden biri de granit yapıların olduğu bölgede aslında granit kaynağı ocağının bulunmamasıdır. Yani granit eser granit kaynağından çok uzakta inşa edilmiştir. granit çok ağır bir taş çeşidi olduğu için antik dönemde nasıl üst üste konularak şekil verildiği zaten bir muamma olmasının yanı sıra nerelerden, ne kadar uzaktan ve nasıl getirildiği de apayrı bir gizemdir.
Petra’nın kırmızı yüzlü anıtlarını oluşturan kumtaşı, gnays ve şist içeren Kambriyen öncesi granit ile altta yatan bir dizi kumtaşı oluşumunun en eskisidir.
gene petra konusunda uzman Arkeolog ve epigraf Laïla Nehmé madain salihte ki enteresan taş ocakları ile ilgili şöyle diyor: “madain salih ile ilgili Bu kesinlikle eksik bir halka, çözmemiz gereken bir bulmaca… ve şu ana kadar taş ocaklarını doğru bir şekilde tarihlendirebilecek hiçbir yazıt veya kanıt bulunamadığından bulmaca daha karmaşık hale geliyor.”
-madain salih te Uzun süredir terk edilmiş olan bu taş ocakları, Romalılar tarafından fethedilmeden yaklaşık dört yüzyıl önce kuzey Arabistan ve güney Levant’ı yöneten Nebatilerin tarzıyla açıkça çelişiyor.
gördüğünüz üzere bu yapıların tarzı nebatilerin tarzı ile çelişmekle birlikte mu dönemi antik yapı tarzına uymaktadır. bunun yanında yapıların güneş ile uyumu da güneş dininin yaygın olduğu Tufan dönemine ait olduğunun kanıtıdır.
Belmonte ve meslektaşları petra antik kentindeki büyük anıtların, tapınakların ve kutsal mezarların mekansal yönelimlerini ölçtüler ve ölçümleri yapıların güneşin ufuktaki konumuyla nasıl hizalandığını karşılaştırdılar.
-Arkeoastronomlar yakın zamanda Ürdün’ün Petra kentindeki anıtların göksel hizalamasını ölçtüler ve gündönümleri ve ekinokslar sırasında güneşin batışıyla birçok bağlantı buldular.
Kanarya Adaları Astrofizik Enstitüsü’nde (IAC) petradaki çalışmanın lideri olan Juan Antonio Belmonte, Petradaki bir yapı ile alakalı “Böyle bir hizalanma ile, bu yapının kesinlikle astral dini karaktere sahip bir tapınak olduğu artık açıkça görülüyor” demektedir.
bildiğiniz üzere mu-akad-sümer dinleri genel olarak güneş dini olarak adlandırılmaktadır ve antik dönem megalitik yapılarının hemen hepsi göksel cisimlere göre hizalanmıştır. işte petradaki antik yapılarda göksel cisimlere göre hizalandığına göre bu yapılar mu dönemi yapılarıdır.
Gene petra ve madain salih yapılarının antik dönem yapılarına bir benzerliği de inşaat teknolojisinin yanı sıra hidrolik teknolojisinin de çok ileri düzeyde olmasıdır. yani petra ve madain salih yapılarının nasıl yapıldığı anlaşılamamakla birlikte şehrin su depolama ve iletim sisteminin de nasıl yapıldığı anlaşılmamaktadır.
petrada yağmur suyunu depolayacak sistemler bile vardı. Suyun akacağı yerlerde kırık pişmiş toprak borularla ilgili Dr. Paradise şunları kaydetti: “Bunlar, iki bin yıl sonra gezegende kullandığımız tam olarak aynı pişmiş toprak borulara çok benziyor. Sistem o kadar verimliydi ki, kraliyet bahçelerinde 140 metrelik halka açık bir yüzme havuzu için bile yeterli su vardı… Bu çölün ortasında eşsiz bir lüks…”
Petra, burada yaşamın ve tarımın gelişmesine izin veren çok önemli su toplama ve iletim sistemleriyle doludur.
Al-Hicr yani madain salih Arkeolojik Alanı da aynı şekilde ustalarının mimari başarısının ve hidrolik uzmanlığının olağanüstü bir örneğidir.
Petra ve madain salihi yapanlar uzman hidrolik mühendisleriydi. kuyular, sarnıçlar, kanallar ve su kemerleri inşa etmedeki becerileri, ileri düzeyde tarım geliştirmelerine olanak sağladı. Ancak Petra’da Nebati kuyuları yok: Kaynaklardan ve kanallardan gelen sular 200’den fazla kayaya oyulmuş sarnıcı besliyordu. Aynı şekilde Mada’in Salih’te de yüzey su kaynaklarına dair yani nebati su sistemine dair hiçbir kanıt yoktur; Nebatiler burada 130’dan fazla kuyuya bağımlıydı ve ara sıra yağan yağmurları kumtaşına oyulmuş sarnıçlara kanalize ediyorlardı.
Yani petra ve madain salih in hidrolik teknolojisi nebatilerin kullandığı sulama sistemi ile alakasızdı.
-bununla birlikte önceki bölümden hatırlayacağınız üzere sümerlerde güçlü bir sulama sistemine sahipti. sümerler zamanının çok ilerisinde bir sulama ve hidrolik teknolojisi kullanıyordu. yani petra ve madain salih şehirlerindeki sulama sistemini yapabilecek tek antik uygarlık sümerlilerdi.
şuara-146-150 Salih dedi ki; “Siz (semud kavmi) burada hep güven içinde kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?” “Bağların, bahçelerin içinde, akan pınarların başında.” “Ekili tarlaların ve meyveleri olgunlaşmış, yüklü salkımlarıyla dalları kırılacak derecede sarkmış gönül alıcı hurmalıklar arasında.” “Böyle sandığınız için mi, şımarık kimseler olarak dağlardan büyük bir ustalıkla görkemli evler yontuyorsunuz?”
Petra ve madain salih in Sümerler tarafından yapılmış olduğunun bir delilide buralardaki eserlerin üzerinde bulunan tanrıların Sümer tanrıları ile aynı olmasıdır. Bu yapıların üzerine oyulmuş tanrı sembolleri mu-akad-sümer tanrılarının sembolleridir. Tarihçilere göre petra da hem antik yunan, roma, sümer, hem de antik mısıra ait eserler vardır. zaten bu sayılan antik uygarlıkların hepsi bu belgesel serisinde bir çok delilini gördüğünüz üzere mu nun kolonisiydi ve aynı çok tanrılı dine mensuptu. Çok tanrılı dinlerin dünyanın farklı yerlerinde bile birbirinin kopyası olduğunu ve tüm bu benzer kültürlerin Mu nun kolonileri olduğunu önceki bölümlerimizde anlatmıştık.
Daha önce mu kıtası ile ilgili bölümde mu’nun tanrılarının, -gri uzaylı ve yılanımsı uzaylı olduklarını bu yüzden dünyanın bir çok yerindeki antik sembollerde gri uzaylı ve yılan sembollerinin görüldüğünü göstermiştik. bu tanrı sembolleri ile birlikte tüm dünyada genel olarak güneş dininin sembolleri olan güneş, ay, yıldız, piramit, sfenks, üçgen, göz, sütun sembolleri ve güneş dininin ideolojisini oluşturan aslan, boğa, kartal, insan sembolleri yaygındır. bu 4 canlı sembolünün yaygınlığına da önceki bölümlerde değinmiştik. bu 4 büyük canlı sembolünü ilk kulanan medeniyetlerden biri de sümerlerdir. bu dört büyük sembolün yıldız sistemlerini, bu yıldızlarla ilişkilendirilen tanrıların güçlerini sembolize ettikleri düşünülmektedir. bununla birlikte bu 4 büyük sembölün birleşimi zaten ejderha diye anılan reptilian baş tanrının özelliklerini gösterir. reptilianın boğa gibi boynuzları, aslan gibi pençeleri, kartal gibi kanatları ve insan gibi beyni vardır. -bu 4 büyük canlı sembolünü ilk kullanan medeniyetlerden biri de sümerler olduğu için sümerlerde bu sembollerin ne kadar yaygın şekilde kullanıldığını önceki bölümümüzde farketmişsinizdir. Işte petra ve madain salihteki eserlerin üzerlerinde gri uzaylı, reptilian uzaylı, güneş ay yıldız ve piramitlere benzeyen semboller yanı sıra bu 4 büyük canlı sembolü sıkça kullanılmıştır. petra ve madain salihte çokça aslan, kartal, insan sembolleri görülmektedir. zaten bu sembollerde daha önceki bölümlerimizi izleyenlerin bileceği üzere çok tanrılı dinlerin klasik sembolleridir.
işte bu durum Petra ve made in salih’i inşa edenlerin direkt mu ile bağlantısını göstermektedir. gene bu 4 tanrı sembolünün Kur’an incil ve tevrat ta da geçtiğini, bu tanrıların Nuh kavmine ait olduğunu; mu kıtası Nuh tufanı ile battıktan sonra ise bu tanrıların gene bir şekilde insanlar içinde tekrar yayıldığını göstermiştik.
nebatiler de sembolünü her yerde gördükleri bu tanrılara tapıyorlardı. Hemen her konuda cahil ve başkalarının kültürü ile teknolojisine bağımlı olarak yaşayan nebatilerin din konusundaki tutumlarıda aynıydı. Kendilerinden gelişmiş olarak gördükleri toplumların tanrılarına tapıyorlardı, hatta hepsinden numune tanrılara taparak toplama bir din oluşturmuşlardı.
Medeniyetten ne kadar uzak ve cahil bir kavim olduklarını gösterdiğimiz nebatilerin kendi kurdukları hiçbir sistem yoktu. Din konusunda da bulundukları yerde eskiden yaşamış toplumların tanrılarını kullanmışlar ve kendilerine toplama bir din oluşturmuşlardı.
-bilimsel görüş şu şekildedir; Nebatilerin başlıca tanrıları Dushara, Al-Uzza ve Allat idi. Dushara adı, Petra’nın kuzey sınırındaki Sharra Dağları’na atıfta bulunarak ‘o Shara’nın’ anlamına gelir. İbrani tanrısı Yehova gibi, Dushara da bir dikilitaş veya ayakta duran bir taş blokla sembolize edildi (ve bu, arkaik Sümer, Mısır ve megalitik kültürler) ve onun sembolik hayvanı boğaydı.
*Tapınaklarda tapınılan tanrılar ve tanrılaştırılmış hükümdarlar da Nebatiler üzerindeki etkilerini göstermektedir.
Nebatilerin başlıca tanrıları Dushara al-uzza ve Allat idi. Dushara ve Allat ‘ın yanı sıra; Edomite tanrısı Qos , Mısır tanrıçası İsis, Suriye tanrısı Baal ve Atargartis ve bir dizi Arap alt tanrısının tümüne nebatiler tarafından ibadet edilirdi.
Tepegöz motifleri (Şek. 2, 3) muhtemelen Nebatiler’in en eski mimari özelliğiydi (Wenning, 2003;Schmid, 2001) ve Nebatiler muhtemelen bu temel fikri de Mezopotamya’dan miras aldılar.
Yani nebatiler bile Sümerlerin tanrılarına da tapıyordu. -bu farklı farklı tanrıların reptilian tanrıların yani şeytanların akrabaları olduğunu önceki bölümlerimizi izleyenler
biliyorlardır. Petradaki tanrıların heykellerini gören nebatiler kendilerinden önce yaşamış bu güçlü uygarlığa benzemek için onları örnek aldılar ve dinlerini benimsediler. Cin yani uzaylı olan bu tanrılardan büyü vasıtasıyla yardım almak için büyü de yaptılar. Bu sebeple nebatilerde bu tanrılar için insan kurban etti.
*Nebatilerde tanrılar için Hayvanların kurban edilmesi yaygındı. Bunun yanında antik eserler (Porphyry’nin De Abstenentia’sı, Dumat Al- Jandal’da) her yıl bir erkek çocuğunun kurban edildiğini ve bir sunağın altına gömüldüğünü bildiriyor. Bazı bilim adamları, bu uygulamayı Nebatilerin geri kalanı için tahmin ettiler.
En üstte, Nebati tanrılarını temsil eden süslenmemiş taş sütunlar olan sözde ‘Tanrı Blokları’ ve ayrıca kurbanlık adakların kanını toplamak için çok sayıda sunak ve leğen göreceksiniz.
Öncelikle Petra ve Madain salih’te ki eserlerin üzerindeki sembollerden bu eserleri sümerlerin yaptığı direk anlaşılmaktadır. Çünkü Daha önce sayısız delilini gösterdiğimiz üzere Mu akad ve sümer uygarlıkları megalitik eserlerine neredeyse hiç yazı yazmazlardı. hep sembol koyarlardı. Aynı şekilde sümerler de aynı megalitik teknolojinin ürünü olan petra ve madain salihteki eserlerine sadece semboller işlediler. Ve bu sembollerde direk kendi sembolleriydi.
Madain Salih ve Petra daki ana sembol olan 6 köşeli yıldız veya çiçeğin tarihçiler tarafından tam manası bilinmemekle birlikte güneşi ve diğer yıldızlarla benzer şeyleri simgelediği tahmin edilmektedir.
Petra ve madain salihte varolan 6 köşeli çiçeğe benzeyen sembolün direk olarak sümerlerin yıldız ve çiçeklerine benzediği görülmektedir. Sümerlerde 6 köşeli yıldıza çok fazla rastlanmasa da 8, 9 veya 10 köşeli yıldızlar sümerlerin ana sembollerindendir.
Yıldızın veya çiçeğin köşe sayısı sümerlerde de çok değişken olabildiğine göre aynı şekilde petra ve madain salihteki yıldızın veya çiçeğinde sümer kökenli olduğu aşikardır.
Gene sümerlerin başlıca sembolü olan 8 köşeli yıldız veya çiçek hem madain salih te hem petrada açıkça görülmektedir. Hatta önceki bölümde 8 köşeli yıldızın sümerlerde tanrıların ve herşeyin yaratıcısı olan Anu ya ait olduğunu daha sonra baştanrı enki ve diğer tanrılar tarafından da kullanıldığını anlatmıştık. -gene nebatilere atfedilen ürdündeki avdat antik kentinde ki bu anunun sembolü direk taşa işlenmiştir. Bu sembol nebatilerin ki gibi sonradan yapılmamıştır. Profesyonel şekilde yapıldığından bu sembolü binayı ilk inşa edenler tarafından yapıldığını anlıyoruz.
Gene tüm çok tanrılı dinlerde baş tanrı yı, tüm semavi dinlerde ise şeytanın sembolü olan yılan ın Sümerler de ne kadar çok kullanıldığını göstermiştik. Aynı şekilde Petra ve Madain salih’te Her yerde yılan sembolü işlenmiştir. Bu yılan sembolleri de buraları ilk inşa edenler tarafından yapıldığı belli olan sembollerdir.
Aynı şekilde Sümer tanrıları ndan Iştar ve isis Tanrı heykelleri Petra ve Madain salih’in orijinal halinde mevcuttur.
Sümerler de ve önceki mu kıtasında varolduğunu gösterdiğimiz Aslan, kartal, boğa ve insan suretinde Tanrı heykelleri de aynı şekilde Petra ve Madain salih’te ki yapıların duvarlarını süslemektedir.
Petra ve Madain salih’te sürekli göze çarpan kanatlı varlıklar da ne tesadüftür ki Sümer resim ve heykellerinde de bolca bulunmaktadır. Hatta bu kanatların şekilleri bile aynıdır.
Gene Petra yı yapan Duvar işçilerinin işaretleri olduğu söylenen sembollerde açık bir şekilde sümerceye benzemektedir
Petra ve Madain salih’teki nebatilere ait tanrı sembolleri ise bu binalara işlenmemiştir ve ayrı bağımsız parçalar olarak bulunmuştur ama görüldüğü üzere sümerlere ait semboller duvarlara ve binalara işlenmiş heykel olarak yapılmıştır. Eğer burayı nebatiler yaptıysa neden kendi tanrılarını işlemediler de Sümerlerin tanrılarını işlediler.
-sonuç olarak yapıların yapılış zamanı, bölgedeki yapılarda Tufan izine rastlanması, yapıların mu-akad-sümer tarzında megalitik olması, yapılarda kullanılan granitler, yapıların güneşe göre hizalanması, yapıların mu-akad-sümer teknolojisine sahip olması, yapıların mu-akad-sümer tarzında yazısız şekilde sadece sembollerle olması, yapılarda mu-akad-sümer tanrılarının sembollerinin bulunması, bizzat sümerlere ait sembol ve bir kısım yazıların o bölgelerde bulunması, mu-akad-sümerlerin aniden yok olmasına uygun şekilde eserlerin yarım kalmış, harabeye dönmüş ve terkedilmiş olması, ve ileride bulunacak nice deliller petra ve madain salihi nebatilerin yapmadığını, o bölgede yaşamış Sümerlerin yaptığını göstermektedir.
özetle nasıl ki tufandan önce yapılmış bir çok yapı gibi özellikle piramitlerin son dönem firavunlarının zannedilmiş olması gibi, petra da sonradan oraya gelen nebatilerin zannedilmiştir. olay bundan ibarettir.
Sonuç olarak Petra ve madain salih’teki kayalara oyularak yapılmış olan Antik yapıların tüm dünyadaki diğer antik yapılar gibi
1-yazısız inşa edilmiş olması
2-benzer zamanda yapılmış olması.
3-granit gibi sert ve ağır kayalardan yapılmış olması.
4-nasıl bir teknoloji ile yapıldıklarının anlaşılamıyor olması.
5-bu yapılarda mu tanrılarının sembollerinin bulunması
6-güneşe göre hizalanmış olmaları
7-bu yapılarda tufan izine rastlanması
8-harabeye dönmüş yarım kalmış eserlerin bulunması
bu yapıların hepsinin aynı kişiler tarafından yapıldığını gösterir. önceki bölümlerimizde bunları yapanların Mu-Akad ülkeleri olduğunu ispatlamıştık. Yani petra ve madain salihi ya mu ya akad ya da onların komşusu sümerler yapmış olabilirdi.
HELAK OLDULAR
Sümerlerin kuranda geçen semud kavmi olduğunun bir delili de ikisininde aynı şekilde yok olmuş olmasıdır.
kuranda semud kavminin kısa bir süre içerisinde helak edilerek tamamen yok olduğu anlatılır.
sümer uygarlığı da aynı semud kavmi gibi tamamıyla yok olmuş, toprak altında kalmışlardır. Sümerlerin bir anda nereye kayboldukları, nasıl yok oldukları tarihçiler için bir muammadır. Bu yok oluş savaş ve soykırım ile açıklanamaz, çünkü hiçbir millet soykırımla yok olmamıştır. Bir milletin nüfusu soykırım ile büyük oranda azalsa bile soykırımdan sonra tekrar sayıları artar ve milletleri var olmaya devam eder.
Yani sümerler bir savaş ile yıkıldıktan sonra başka bir ülke kurmamışlardır, bir anda tarih sahnesinden silinmişlerdir.
sümerlerin tamamen yok olduklarının en önemli delili, dillerinin de evrimleşmemiş ve kaybolmuş olmasıdır. sümerlerden asırlar sonra gelen babil, hitit, urartu, asur gibi uygarlıklarında sümerce konuşuyor olmasının ne kadar enteresan olduğunu, çünkü arada fiziksel bir bağ olmadığını az önce anlatmıştık. sümercenin alakasız yerlerde; rusya ve amerika topraklarında bile karşımıza çıkması ayrı bir konu. Fakat tarihsel olarak geçmişte veya bugün sümercenin diğer diller gibi bir dile evrildiği görülmemektedir. Ve zaten önceki bölümden hatırlayacağınız üzere Sümerce her zaman Yönetici azınlığın dili olmuştur, halkın dili olmamıştır. Sadece rahipler ve yöneticiler Sümerce konuşmuş, Ülke genel olarak akadcanın türev ini konuşmuştur. Fakat akadca dahil tüm yazılar Sümer alfabesi ile yazılmıştı yani varolan tüm eserler Sümerce idi.
Sümerler öyle yok olmuştu ki 1850’ye kadar haklarında hiç bir şey bilinmiyordu. Hatta bir Sümer halkının ve dilinin var olabileceği bile akla gelmiyordu. Asurlar hakkında araştırma yaparken sümerler şans eseri bulunmuştu. Yani binlerce yıldan beri Sümer ismi insanların zihninden silinmişti. Sümerce metinlerin Çözümleri bile ancak bulunduktan 20 yıl sonra 1870 yılında gerçekleşmiştir. Bu gerçek Sümerlerin tamamının yok olduğunu kanıtlamakla birlikte kuranı kerim in sümer dininiden alıntı olduğu yalanını da yok eder. Çünkü kuran geldiğinde Sümerler ile ilgili tüm yazılı eserler toprak altında idi ve kimsenin ne sümerlerden ne de sümerce den haberi yoktu. İşte bu yok oluşun sebebi Arkeologlara göre helak olur derecesinde doğal bir afetti. hatta bu doğal afetten sonra sümer ülkesinde büyük bir kuraklık baş göstermişti.
zaten sümer tufan tabletinin bile başka bir tek tanrılı dinin tabletinden çalıntı olduğunu anlatmıştık.
İşte İşin daha ilginç yanı hem semud kavminin hemde sümerlerin aynı şekilde yok olmuş olmalarıdır. şimdi bu ilginç benzerliği iyi dinleyin.
Kuran’da semud kavminin sarsıntı, gök gürlemesi, ses ve yıldırımla yok olduğu anlatılmaktadır. bu felaketlerden sonra semud kavminin kısa sürede tarihe karıştığı herkesin öldüğü belirtilmektedir.
İşte şimdi göreceğiniz semud kavminin yok oluşunu anlatan ayetler ile Sümer antik metinlerindeki yok oluşu anlatan bilgilerin benzerliği büyük bir Kuran mucizesini daha meydana çıkarmıştır.
hud-67-Zulmedenleri o korkunç çığlık yakalayıverdi de, hiçbir kurtuluş zaman ve imkânı bulamadan oldukları yerde yüzüstü yığılıp kaldılar.
zariyat-43-44- Bunun üzerine dehşet içinde bakınıp dururlarken korkunç bir yıldırım onları çarpı verdi. Artık bir daha ne ayağa kalkabildiler, ne de kimseden yardım alabildiler!
araf-78-Nihâyet o dehşetli sarsıntı onları(semud kavmini) kıskıvrak yakalayıverdi de oldukları yerde yüz üstü serilip kaldılar.
Görüldüğü üzere Semûd kavminin helâk ediliş biçimiyle ilgili olarak Kur’an’da, Sâlih peygamber ve ona tâbi olan küçük bir grup hariç onların şiddetli sarsıntı (recfe) (el-A‘râf 7/78), korkunç bir ses, gök gürlemesi (sayha) (Hûd 11/67; el-Hicr 15/83; el-Kamer 54/31) ve yıldırımla (sâika) (Fussılet 41/17; ez-Zâriyât 51/44) cezalandırıldıkları belirtilmektedir.
*Aynı şekilde sümerlerin meşhur ur ağıtında sümerin çöküşü uzun uzun anlatılmıştır.
Sümerler yok olurken yaşadıkları büyük felaketi yazıya dökme şansı yakalamışlar. Herşeyi yazıya döken Sümerler tıpkı intihar ederken hissettiklerini yazan bir yazar gibi yok olurken yaşadıkları felaketi yazmışlardır. ve tabletlerden anlaşıldığına göre felaket devam ederken yazı kesilmiştir yani felaket sona ermeden Sümerler yok olmuştur.
sümerlerin ur ağıtında yazanlara göre daha önce kimsenin duymadığı ve ne olduğunu anlamadığı bir fırtına, yıldırımlar ve sarsıntı silsilesi ülkenin tüm şehirlerini yok etmiş, ve bir çok insanı öldürmüştür. Ur ağıtında bu olay şöyle anlatılmıştır;
79-92-…O kanlı günde ağızlar ezildi, başlar ezildi. Fırtına yukarıdan gelen tırmıktı, şehre çapa çarptı.) O gün gök gürledi, yer titredi, fırtına ara vermeden çalıştı. …
hakka-5-Semûd kavmi o korkunç, haddi aşkın ses ve sarsıntıyla yok olup gitti.
58-68 Sümer’in evlerini korkuttu , halk korktu. Enlil kötü bir fırtına estirdi, şehrin üzerine sessizlik çöktü. Nintud, Ülke’deki depoların kapısını sürgüledi. Enki Dicle ve Fırat nehirlerindeki suyu kapattı. Utu eşitlik ve adalet sözünü ortadan kaldırdı. İnana çekişme ve savaşta zaferi asi bir ülkeye devretti. Ninjirsu Sümer’i süt gibi köpeklere döktü. Ülkeye kargaşa çöktü; kimsenin bilmediği, görülmeyen, adı olmayan, kavranamayan bir şey. Topraklar korkudan şaşkına döndü. Şehrin tanrısı yüz çevirdi, çobanı ortadan kayboldu.
104-111-… Yıkıcı sel her şeyi yerle bir ediyordu. Büyük bir fırtına gibi kükredi dünyanın üzerinde; ondan kim kaçabilirdi ki? …
420-434 …Bütün diyarları dolduran bir fırtına gibi, göklerde alacakaranlık gibi kurulmuş orada;
Sümerde yaşanan garip ve yok edici bu felaketin anlatıldığı Ur Ağıtında bu sarsıntı-gök gürlemesi-yıldırımlar şeklinde cereyan eden felaketler bütünü daha çok fırtına kelimesi ile tasvir edilmeye çalışılmış ve fırtına kelimesi defalarca tekrarlanarak, sık sık bu yok edici fırtına vurgulanmıştır.
113 – Fırtınalar sel gibi saldırmak üzere toplanıyor
206-213 Ninazu silahını E-gida’nın bir köşesine bıraktı. E-nutura’da kötü bir fırtına Ninhursaja’yı kasıp kavurdu.
214-220 O gün fırtına insanları karanlıkta yaşamaya zorladı. Kuara’yı yok etmek için insanları karanlıkta yaşamaya zorladı.
225-233 “Ben, fırtınanın yok etmediği bir genç, ……. Ben, fırtınanın yok etmediği, çekiciliğim sona ermemiş…
234-242 “…… Eridug’dan kovulduk. ……’den sorumlu olan bizler, gündüzleri gölgeler (?) gölgesinde kalıyoruz. Biz …’den sorumlu olanlar … … gece boyunca …… fırtınayla…
155-162 Şiddetli bir fırtına dağların ortasındaki tuğlalardan oluşan Umma’nın üzerinde esti…. Kahramanların şehri Jirsu , yıldırım fırtınasına maruz kaldı.
fussilet-17-Semûd’a gelince; onlara da doğru yolu gösterdik, fakat onlar o apaydınlık yolu izlemek yerine cehâlet karanlıkları içinde kör olarak yaşamayı tercih ettiler. Bunun üzerine, yaptıkları günahlar yüzünden, alçaltıcı bir yıldırım azabı onları çarpıp yok etti!
-Gerçi ur ağıtında anlatılan bu fırtına Sümerlerin beraber yaşadığı akadları yok eden fırtına da olabilir. önceki bölümde akadların büyük bir fırtına ile yok olduğunu, bu fırtına yüzünden o dönemde oluşan tozların izlerinin mağara sarkıtlarında bulunduğunu anlatmıştık. Aynı şekilde kur’an’da ad kavminin fırtına ile yok edildiği anlatmaktadır.
ahkaf 24-25-…”Hûd: “Hayır, dedi, bu, sizin gelmesi için acele edip durduğunuz şeydir, yani can yakıcı azap taşıyan bir rüzgârdır! Rabbinin izniyle her şeyi devirip yerle bir eden bir kasırgadır.
hakka 6-7- …Âd ise azgın bir kasırga ile imha edildi. Allah o kasırgayı üzerlerine yedi gece, sekiz gün kesintisiz olarak salıverdi. Öyle ki sen, o halkı içi boş hurma kütükleri gibi yerlere serilmiş görürdün.
Ne yazık ki, fırtına üstüne fırtına Ülkeyi kasıp kavurdu: cennetin büyük fırtınası, sürekli kükreyen fırtına, Ülkeyi kasıp kavuran kötü niyetli fırtına, şehirleri yok eden fırtına, evleri yok eden fırtına, ağılları yok eden fırtına , ağılları yakan, kutsal ayinlere el koyan, önemli öğütleri kirleten, Ülkedeki tüm iyi şeyleri kesen fırtına. [13]
Nitekim Kuran’da ad ve semud un genellikle birlikte anıldığı gibi helak oluşları da birlikte anlatılmıştır. o sebeple ad ve semud un aynı azaba farklı zamanlarda uğradıkları sonucu çıkarılabilir.
fussilet-13- Hâlâ gerçeği kabulden yüz çeviriyorlarsa, onlara de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini yıldırım gibi çarpan korkunç azabın sizi de çarpabileceği gerçeğine karşı uyarıyorum!”
*Ağıt boyunca bu ne olduğu anlaşılamayan fırtına yüzünden her şeyin yıkıldığı, şehirlerin ıssız kaldığı, tepeden tırnağa herşeyin kötüleştiği ayrıntılarıyla anlatılır.
3-11 (ve 55) An , Enlil , Enki ve Ninhursaja ( 2 ms. onun yerine: Ninmah ) kaderine karar verdiler: Sümer’in ilahi güçlerini devirmek , elverişli saltanatı kendi evine kilitlemek, şehri yok etmek, evi yıkmak, ağılı yok etmek, ağılı dümdüz etmek; sığırların ağılda durmaması, koyunların ağıllarda çoğalmaması, derelerin acı su taşıması, verimli tarlalarda yabani otların yetişmesi, açık arazide matem bitkilerinin yetişmesi,
Tanrıların neden her şeyi kötüye çevirdiği, tüm bu kötülükleri sümerlere nasıl yaptığı, neden şehirleri korumadıkları sorgulanır ve tanrılara bol bol sitem edilir.
340-349 Suen, babası Enlil’e ağladı : “Ey beni evlat edinen baba, neden senin için inşa edilen (?) şehrimden yüz çevirdin? Ey Enlil , neden benim inşa edilen Urim’imden yüz çevirdin…Enlil’in dinlenme yeri olan Ki-ur , hayaletli bir tapınağa dönüştü, Ey Enlil , şehrine bak, boş bir çorak arazi…
56-57 Kaderi değiştirilemez. Bunu kim tersine çevirebilir? Bu An ve Enlil’in emridir. Buna kim karşı çıkabilir?
174-184 …Enlil şehri fırtınaya teslim etti. Şehirleri yok eden fırtınaya teslim etti. evleri yıkan fırtınaya.
115-122-…”Ah, yıkılan şehir, yıkılan evim” diye acı acı ağladı…
bu cümle ur ağıtında bir nakarat gibi defalarca tekrarlanır. bu yok edici fırtınanın evleri yıkıp şehirleri yok ettiği gibi insanları da topluca ve anormal şekilde yok ettiği anlatılır;
69-78 Halk korkudan nefes almakta güçlük çekiyordu. Fırtına onları hareketsiz bıraktı, fırtına geri dönmelerine izin vermedi.
93-103- …Fırat’ta cesetler yüzüyordu, yollarda eşkiyalar dolaşıyordu….
251-259 Urim’de kimse yiyecek, kimse su almaya gitmedi . Yiyecek almaya gidenler yiyecekten uzaklaştılar ve geri dönmeyecekler. Su almaya gidenler sudan uzaklaştılar ve geri dönmeyecekler. …… Yüksek arazilerde, rüzgârda savrulan saman çöpleri gibi, ……
kamer-28- … Üzerlerine korkunç bir çığlık gönderdik de, davar ağılındaki kuru otlar ve çalı çırpı gibi kırılıp dökülüverdiler.
Philip S. Alexander efsanenin on yedinci ve on sekizinci satırlarını Ağıtlar 2:17 ile karşılaştırır : “Rab amacına ulaştı, tehdidini yerine getirdi; uzun zaman önce buyurduğu gibi, acımadan yıktı” ve şunu öne sürüyor
“(Bütün bunlar) An’ın tüm topraklara kaşlarını çatmasından sonra, Enlil (dostça) yüzünü düşman toprağa diktikten sonra, Nintu kendi yaratıklarını yere serdikten sonra, Enki Dicle’yi (ve) altüst ettikten sonra (ve) Fırat, Utu’nun yolları (ve) şehirler arası yolları lanetlemesinden sonra,” satır 22-24 (Pritchard).
Bu fırtına devam ederken aynı zamanda çökmüş sümer ülkesinde son olarak kıtlık baş göstermiş, düşmanları hücum etmiş, ve sonuç olarak tüm herkes bu felaket yüzünden ölmüştür. Çünkü ağıtın sonu mutlu bitmemiştir. Son paragraflarda dahi yok edici fırtınanın devam ettiği anlaşılmaktadır. Belki de bu ağıtı yazan kişide dahil hepsi helak olup gitmişlerdir.
378-388 …… Urim’e yaklaştı . Urim’in ağaçları hastaydı, kamışları hastaydı. Ağıtlar tüm şehir duvarı boyunca duyuldu. Ondan önce her gün katliam oluyordu. Urim’in önünde büyük baltalar keskinleştirildi. Mızraklar, yani savaşın silahları hazırlandı. Büyük yaylar, cirit ve kalkan saldırmak için bir araya geldi. Dikenli oklar dış tarafını yağmur bulutu gibi kaplıyordu. Büyük taşlar birbiri ardına büyük bir gümbürtüyle düştü. ( 1 ms. şunu ekler: Her gün şehre kötü rüzgar geri dönüyordu.) Kendi gücüne güvenen Urim , katillere karşı hazırdı. Düşmanın zulmüne uğrayan halkı, onların silahlarına dayanamadı.
389-402-…Bu felaketin bizi bitirmesine ne kadar kaldı? Urim’in içinde ölüm var, dışında orada.” İçeride kıtlık bizi bitirecek. Dışarıda Elam silahları bizi bitirecek. Urim’de düşman bizi eziyor, ah, işimiz bitti.”…
360-367-…Ah Nanna , asil evlat …… , neden ağlamakla ilgileniyorsun? An ve Enlil’in sözleri tersine çevrilemez. Urim’e gerçekten de krallık verildi ama ona çok eski zamanlardan beri sonsuz bir saltanat verilmedi. kuruldu, insanlar çoğalıncaya kadar, sonsuza dek sürecek bir krallık saltanatı gördün mü?…
483-492 Ey şiddetli fırtına, çekil ey fırtına, fırtına evine dön. Ey şehirleri yıkan fırtına, çekil ey fırtına, fırtına evine dön. Ey evleri yıkan fırtına, çekil ey fırtına, fırtına evine dön. Nitekim Sümer’de esen fırtına, yabancı topraklarda da esti. Gerçekten karada esen fırtına, yabancı topraklarda da esti. Tidnum’a uçtu, yabancı topraklara uçtu. Gutium’a uçtu , yabancı topraklara uçtu. Ancan’a esti, gurbet topraklarına esti. Ancan’ı kötü bir rüzgar gibi estirdi. Kıtlık, kötülük yapanı bunalttı; bu insanlar teslim olmak zorunda kalacak.
Neml-51- İşte bak, onların tuzaklarının âkıbeti nasıl oldu? Onları da, onları destekleyen topluluklarını da, geriye bir tek kişi bırakmadan helâk ettik. İşte zulümleri sebebiyle yıkılıp gitmiş, ıssız harâbeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda gerçeği öğrenmek isteyen insanlar için büyük bir ibret vardır.
hud-68-Sanki bir zaman bolluk içinde orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki, Semûd kavmi Rablerini tanımayıp inkâr yolunu tuttu. Neticede Semûd kavmi yok olup gitti.
Bu felaketten sonra sümer ülkesi harabeye dönmüş, çoraklaşmış ve zamanla tüm diğer helak olan kavimler gibi kumlar altında kalmış yani çölleşmiştir. Bu kuraklık durumunu farkeden jeologlarda sümerlerin kuraklıkla yok olmuş olabileceğini öne sürmüşlerdir.
jeologlar, tahminen 4200 yıl önceki 200 yıllık bir kuraklığın antik Sümer dilini öldürmüş olabileceğini söylüyor. Hiçbir yazılı anlatım, Sümer ölümünün nedeni olarak kuraklıktan açıkça bahsetmediğinden, sonuçlar dolaylı ipuçlarına dayanmaktadır.
Tarihçiler ur ağıtında anlatılan 200 ila 300 yıllık kargaşadan sonra, Sümer kültürünün yaklaşık 4.000 yıl önce ortadan kaybolduğuna ve bundan kısa bir süre sonra Sümer dilinin de yok olduğuna inanıyor. fakat Böylesine güçlü bir bilim kültür ve dünyanın yöneticisi olan dilin tamamen yok olup kullanılmaz hale gelmesi 200 yıllık bir süreç içerisinde olsaydı sümer halkı başka yerlere göç eder olanları anlatır ve dillerini, kültürlerini, milletlerini bir nebze de olsa dünyanın başka yerlerinde yaşatırlardı. o yüzden böyle bir uygarlığın böylesine yok olması ve tamamen unutularak tarihin derinliklerine gömülmesi çok daha kısa sürede gerçekleşmiş olmalıdır. İnsanlar kurtulmaya vakit ve imkan bulamamıştır.
Jeologlara göre bu felaketlerden sonra Kızıldeniz ve Ölü Deniz’de buharlaşma artmıştı; Türkiye’de Van Gölü’ndeki su seviyelerinin düşmesi ve o dönemdeki deniz çökeltilerinden alınan çekirdekler, çevredeki tozun arttığını gösteriyor. Tozun artması sümerlerin maruz kaldığı fırtına afetinden ve ardından baş gösteren çoraklaşmadan da olabilir.
Kuzeydeki tarım arazilerindeki akad şehirlerinin kalıntılarındaki toprak neminin mikroskobik analizi, kuraklığın başlangıcının hızlı olduğunu ve sonuçlarının M.Ö. 2200’lerden itibaren ciddi olduğunu ortaya çıkardı.
Yale Üniversitesi arkeologlarından ve Amerikan-Fransız araştırma ekibinin lideri Dr. Harvey Weiss, “İlk kez ani bir iklim değişikliğinin gelişen bir medeniyetin çöküşüyle doğrudan bağlantılı olduğu görülüyor” dedi.
Tarihçilerin tahminine göre Büyük kuraklık sırasında iki yağmacı göçebe dalgası bölgeye akın ederek başkent Ur’u yağmaladı. Daha sonra bölgedeki liderlik amoritlerin eline geçti.
Ancak MÖ 1900 civarında kuraklık nihayet sona erdiğinde, bölgedeki liderlik Akkad’dan Ur’a yani sümer e, ardından da Babil kentinde yoğunlaşan Amoritlere geçmişti. MÖ 1800’de Babil’in büyük hükümdarı Hammurabi, Amoritlerin soyundan geliyordu.
Science dergisinde rapora eşlik eden bir makalede Dr. Robert McC. Smithsonian Enstitüsü sekreteri ve Mezopotamya konusunda uzman antropolog Adams, Dr. Weiss ve meslektaşlarının iklim ile imparatorluğun çöküşü arasındaki bağlantıyı tam olarak kuramadıkları konusunda uyardı.
zaten bu yok oluşun bir afetle ve kısa bir sürede gerçekleştiğinin kanıtları tüm sümer şehirlerinde görülmektedir. Arkeolojik kazılarda görülmüştür ki Tüm sümer şehirleri yıkıma uğramış ve toprak altında kalmıştır.
En açıklayıcı kanıt, Dr. Weiss’in 14 yıldır kazı yaptığı ve yaklaşık 8.000 yıl öncesine ait art arda harabe katmanları bulduğu Sümer şehri Tell Leilan’dan gelmiştir.
Suriye’deki Tell Leilan adlı arkeolojik alanda 2006 yılında yapılan bir araştırmaya göre, aynı dönemde antik Mezopotamya yerleşimlerinin yüzde 74’ü terk edildi. Nüfusun da yüzde 93 oranında azaldığını söyledi.
Başka iyi bilinen yer, Suriye’de nehrin sağ kıyısında müstahkem bir liman olan Habuba Kabira‘dır. Sümer kolonisidir. Alan MÖ 4. bin yılın sonunda, görünüşe göre şiddet kullanılmadan terk edilmiştir. İnsanlar niye bir şehri tamamen terk eder. Bu helak olmanın dışında mümkün değildir.
ne hikmetse aynı durum petra ve madain salih içinde geçerlidir. petra ve madain salih şehirlerinin kayaya oyulmuş mimari yapıları birbirine benzediği kadar şehirlerin son halleri de yani yaşadıkları akıbette birbirine bir o kadar benzemektedir. buradan iki şehrinde benzer bir kadere maruz kaldıkları sonucu çıkmaktadır.
sümerlere ait olduğunu ispat ettiğimiz petra ve madain salih şehirlerindeki Arkeolojik araştırmalarda şehir kalıntıları bir anda kesildiği için uzmanlar, sitenin çölleşme süreci nedeniyle tüm kentsel işlevlerini kaybettiğini varsaydılar.
Daha da kafa karıştırıcı olan şey, Mada’in Salih’in oyulmuş mezar kümelerinin ortasındaki açık çöl ovasında herhangi bir binanın görünür tek bir izinin bile olmamasıdır. Cevaplar yani şehrin büyük bir kısmı, taş ocaklarının ve kumtaşı çıkıntılarının yakınında ve yeraltında, yüzyıllar boyunca rüzgar ve su tarafından taşınan tortu katmanlarının altında gömülü olarak bize görünmeden yatıyor. Mada’in Salih te Geniş bir alan, insan yerleşiminin açık işaretlerini gösteren taş, çanak çömlek ve diğer kalıntılarla dolu. El hicr yerleşim alanının gömülü kalıntıları Korunan ve çitlerle çevrili ana alan içerisinde bulunmaktadır. Tenis kortu büyüklüğünde bu alan kısmen kazılmış olup, bu bölgede konutların ve diğer binaların temelleri ve alt taş kısımlarının yanı sıra duvar kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.
Şimdi uluslararası bir arkeolog ekibi, petrada yaklaşık olarak MÖ 3. yüzyıldan MS 2. yüzyıla kadar uzanan Nebati imparatorluğunda ve Roma ve Bizans imparatorluklarında M.Ö. altıncı yüzyılın sonunda sanal olarak terk edilmesi. 1990 yılında keşfedilen bir Bizans kilisesi üzerinde çalışmalara başlandı, ancak şehrin geri kalanı hala kum tepelerinin altında.
Yani petra ve madain salih in meşhur köşklerinin yanında toprağa gömülü halde bulunan normal evler ve yapılardan oluşmuş büyük bir şehirde vardır. Yani petra ve madain salih’in terk edilmesinin, ve buralarda yeni binalar yapılmamasının ve buraların sonradan ancak mezar olarak kullanılabilmesinin sebebi buranın helak olmuş olmasındandır. Yani yaratıcı tarafından lanetlenmiştir. Negatif kuantum etkilerine açık hale gelmiş bir bölgedir.
Bunun yanında helak edildiği için petra ve madain salihte de yarım kalmış ve harabeye dönmüş eserlerle doludur. ilk olarak hatırlarsanız Önceki bölümde tufan veya başka bir helak olma sebebiyle yarım kalmış bir çok antik megalitik yapı göstermiştik. Arkeolog James churcward bu yarım yapılar hakkında bunları yapan uygarlıkların bir anda yok olduklarını yazmıştı. Aynı şekilde petra ve madain salih’i yapan sümerlerde helak edildiği için petra ve madain salih’te yarım bırakılmış eserler vardır. Bu açıdan petra ve madain salih’i kısa sürede fırtına ile yok olmuş Sümerler, yani helak olmuş semud kavminden başkası yapmış olamaz. günümüzdeki modern binalar belli bir süre sonra kendiliğinden harap olur, modern dünyanın binalarının yıpranma yaşı yaklaşık yüzyıldır. yani bugünkü teknoloji ile yapılan bir bina 100 yıl sonra harabe olur veya atıl duruma düşer. Ama antik megalitik teknolojinin yapıları zamandan en az zarar gören yapılardır. bu yapıların zarar görmesi için doğal bir afet lazımdır.
aynı şekilde Sümer şehirlerinden birinde bulunan elam tapınağıda yarım kalmıştır.
zaten petra ve madain salih’i nebatilerin yapmadığına bir delil de bu şehirdeki yapıların helak olduğu belli olmasına rağmen nebatilerin böyle bir afet başlarına ne gelmiş ne de duyulmuştur.
ve gene nebatiler depremler dolayısıyla petrayı terk etmiş oradan taşınmış olsalardı, taşındıkları başka şehirlerde petra gibi görkemli eserler yaparlardı fakat yapmadılar. çünkü hem petrayı inşa edenler onlar olmadığı gibi hem de Burayı inşa eden Sümerler yok olmuştu.
Bununla birlikte helak edildiği için bir önceki bölümde de anlattığımız üzere bu bölgeler lanetlenmiş ve Peygamberimiz bu bölgeden geçerken buranın suyunun bile kullanılmaması gerektiğini söylemiştir. işte bu sebepten dolayı burayı sonradan gelip kullanmak isteyen nebati ve Roma gibi uygarlıklar bile Sümerler e ait özellikle bu yerleşim yerlerinde uzun süre duramamışlar ve en fazla mezarlık olarak kullanabilmişlerdir. o sebeple ana akım bilim adamlarına göre MS sekizinci yüzyılın başlarında Petra gibi şehirler nedeni bilinmeyen sebeplerle terk edilmişti ve artık ticaret, siyaset veya kültür merkezi olarak hizmet vermiyordu; bu da araştırmacıların çözemediği bir gizemdi. Bilim adamları Petra ve madain Salih gibi antik bölgelerin neden durduk yere terk edildiğini anlamıyorlardı.
Hz Salih ve Deve mucizesi
Peki bu süreç içerisinde sümerlere peygamber olarak giden Hz. Salih neler yaşadı? Kuran dan bildiğimiz ve önceki bölümde açıkladığımız üzere semud kavmine Hz. salih peygamber olarak gönderilmiş ve semud halkına yaptıkları sistematik kötülüklerden vaz geçmelerini öğütlemiştir. Hz. Salih’ten sürekli bir mucize göstermesini isteyen semud halkına Allah kayaların içinden bir dişi deve göndermişti.
İşin garip yanı evcil develerin ortaya çıkış tarihleri ve yerleri Sümerlerin tarihine ve bölgesinde denk gelmektedir.
*Bugün var olan develerin çoğu evcilleştirilmiş formlardır. Tek hörgüçlüler ilk kez Somali ve Güney Arabistan’da M.Ö. 3.000 civarında, Baktriya’da ise M.Ö. 2.500 civarında Orta Asya’da insanlar tarafından evcilleştirilmiş olabilir. Yeni deve türleri, Orta Paleolitik insan kalıntıları ve ilk insanların kullandığı taş aletlerle birlikte bulundu.
Bilim adamlarına göre evcil develer Orta Doğu bölgesinde yalnızca 5.000-7.000 yıl önce ortaya çıktı. ondan önce Suriye devesi bu bölgedeki ilk yabani formdur ve en eski evcil türlerden çok çok daha eskidir. suriye devesi 100.000 yıl önce 4 metre boyundaydı. bugünkü evcil develer ise ortalama 1,8 metre boyunda. Bilim adamlarına göre Suriye devesi, modern evcil tek hörgüçlü devenin kökeni olabilir.
yani yabani develer çok uzun zamanlardan beri vardı ama insanların kullanabileceği şekilde evcilleşmesi ve şeklinin değişmesi ne hikmetse sümlerlerin yaşadığı döneme denk geliyordu. çift hörgüçlü Baktriya devesi yaklaşık MÖ 4.500 civarında evcilleştirilmiştir. bildiğimiz tek hörgüçlü deve ise Muhtemelen ilk olarak yaklaşık 4.000 yıl önce Arap Yarımadası’nda veya Laas Geel’de 5.000 ila 9.000 yıl önce olduğunu gösteren resimlerin bulunduğu Somali’de evcilleştirilmiştir.
– büyük tufanın milattan önce 10 bin yılında gerçekleştiğini önceki bölümlerimizden biliyorsunuz. işte günümüz devesinin 9 bin ila 5 bin yaşında olması tufan sonrası kurulan sümerlerin döneminde ilk devenin yaşadığını gösteriyor. yani devenin varlık sahnesine çıkış tarihi sümerlerin varoluş tarihi ile aynı döneme denk geliyor.
*Arabistan Deserta’dan gelen göçebe kabileler, Arabistan Felix ve Mezopotamya gibi çevre ülkeleri sık sık istila etmiş, bazen de yerleşmeyi başarmışlardır. Akad dilinde bu insanlara Aribi deniyordu. M.Ö. 10. veya 9. yüzyılda deve binicisi oldukları kesin gibi görünse de, tarihi olmayan bu izole insanlar hakkında hemen hemen hiçbir şey bilinmiyor.
sümer metinlerinde de evcil develerin var olduğuna dair bir çok kanıt bulunmuştur.
sümer metinlerinde deve sütü, deve yemi, ve evcil hayvanların listesinde develerin bulunduğu yazmaktadır.
Nippur’da bulunan Eski Babil dönemine ait bir Sümer metni, yaklaşık M.Ö. MÖ 1950-1600, ‘devenin o dönemde evcilleştirildiğine dair açık kanıt veriyor, çünkü deve sütünü ima ediyor.’ 24 Başka bir metinde ‘Ugarit’ten alınan bir Sümer Sözcük Metninde Eski Babil döneminde (M.Ö. 1950-1600) evcilleştirilmiş hayvanlar listesinde yer alan bir Deve’den bahsedilmektedir. 25 Üçüncü metin, VII. Seviye Orta Tunç Çağı şehrinde Alalakh’ta bulunan çivi yazılı bir tayın listesinden gelmektedir. Bu özel Alalakh tabletinde (269:59) ‘1 SA.GAL ANSE.GAM.MAL, ‘bir (ölçü) yem-deve” yazıyor. 26
işte evcil devenin tarihi ile ilgili bu bilgilerden iki ihtimal çıkıyor; ya Allah semud kavmine dişi deve göndererek insanlar için evcilleştirilebilir ilk deveyi yaratmıştır ve Sümerler develerini bu mucize eseri gelen deve ile çoğaltmışlardır ya da onlar deveyi ilk evcilleştiren insanlar veya iyi deve yetiştiricileri oldukları için Allah en mükemmel deveyi onlara göndermiştir. nitekim bildiğiniz üzere Allah her kavime dönemin en meşhur konusu ile alakalı mucizeler göstermiştir. firavuna hz.musa aracılığıyla büyü konusunda mucizeler gösterdiği gibi.
Zaten hem sümerlerin yaşadığı bölgelerde hem de Petra ile Madain salih’te antik deve resim ve heykelleri dikkat çekmektedir. devenin antik dönemde bu kadar çok resminin ve heykelinin yapılması devenin ne kadar çok önemli olduğunu açıkça göstermektedir.
isra-59-Nitekim, bir zamanlar Semud halkına apaçık bir mûcize olarak yarılan bir kayadan çıkan o meşhur (dişi) deveyi vermiştik fakat ona azgınca saldırarak kendilerine zulmetmişlerdi!
hud-64-“Ey kavmim, işte bu, size bir ayet (mucize) olarak Allah’ın (kayadan çıkarıverdiği) dişi devesidir; onu serbest bırakın, (ki) Allah’ın arazisinde yesin (içsin dolaşsın). Ona kötülük (vermek niyetiy)le sakın dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azap sarıp kuşatacaktır.”
çift hörgüçlü Baktriya devesi için Sümer dilinde kullanılan sözcük, kelimenin tam anlamıyla “yabancı dağlardan gelen yabani boğa” dır.
petradaki bu insan ve yanındaki deve heykeli acaba hz. salih ve mucize deveyi mi temsil ediyor diye beni düşündürtmektedir. çünkü hz. salih in ilk ilanından sonra semud kavmi iki gruba bölündüler.
Neml-45- Andolsun ki, biz, “Yalnız Allah’a kulluk edin (ve O’nun belirlediği ilkeler doğrultusunda hayatınızı düzenleyin!” desin) diye Semûd kavmine, soydaşları Salih’i resul olarak göndermiştik. Birde baktı ki, onlar kısa sürede birbiriyle çekişen (inanan ve inanmayan) iki grup olmuşlar. Cemal Külünkoğlu Meali
yani hz. salih e inanan insanlarda çoktu. bu deve mucizesinden sonra ise inkarcıların sesi kesilmiş ve hz. salih haklı çıkmıştı. kayaların arasından gelen dişi deve kamu malı olarak kullanılmış rivayetlere göre başka develerde doğurmuş ve herkes o deveden faydalanmıştı. yani hz. salihe inananlar tarafından bu insan ve deve heykeli hz.salih ve devesini temsilen yapılmış olabilir miydi?
Ayetlerin orijinalinde yer alan ve dişi deve anlamında olan “ en nakah “ çöl iklimi altında göçebe yaşayanlar ve hayvancılıkla geçinenler için, eti, sütü ve gücü itibariyle çok değerli olan ve neredeyse hayatın vazgeçilemeyecek bir parçası olarak görülen 5 yaşına girmiş dişi develerdir. petradaki heykellerde de 5 deve olduğu söylenmektedir.
Öncelikle otçuldurlar. Diken gibi keskin nesnelere dayanabilen sert ağızları sayesinde kuru, dikenli, tuzlu veya acı bitkileri yiyebilirler ve hemen hemen her türlü bitki örtüsünü sindirebilirler. Diğer besin kaynakları mevcut olmadığında bu develer leşlerle, kemikleri, derileri veya çeşitli farklı et türlerini kemirerek beslenebilir. Daha ekstrem koşullarda ise ip, sandalet ve hatta çadır dahil buldukları her türlü malzemeyi yiyebilirler. Çok çeşitli yiyeceklerle beslenebilme yetenekleri, bitki örtüsünün seyrek olduğu bölgelerde yaşamalarına olanak tanır.
Olayın gerisini kuran ı ayrıntılarıyla tefsir ettiğini düşündüğüm Mehmet çoban ve Mahmut kısa nın meallerinden dinleyelim.
şems-13-Allah’ın Elçisi onlara, “Allah size, bir mûcize ve imtihân olarak şu deveyi gönderdi. Bu sahipsiz deveye karşı tavrınız, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediğinizi ortaya koyan bir ölçü olacaktır. Şöyle ki, şu pınardan bir gün onun, bir gün de sizin ve hayvanlarınızın su içme hakkınız olacak ve bu sıra hiç bozulmayacaktır. Öyleyse, Allah’ın sizi imtihân etmek üzere gönderdiği bu deveye ve onun su hakkına dokunmayın! Aksi hâlde, bunun cezasını en ağır biçimde ödersiniz!” demişti. (Mahmut Kısa meali)
Az önce de bahsettiğimiz üzere semud kavmi Allah inancına sahip olmasına rağmen Allah a sadece saygı duyduğunu iddia ediyor ama onun emirlerini yok sayıp büyü ile yardım aldıkları ve Tanrı olduğunu zannettikleri şeytanların emirlerine harfiyen uyuyor, onlara tapıyorlardı. Bu yaptıklarının da iyi olduğunu iddia ederek Hz. Salih e karşı çıkıyorlardı. İşte mealde anlattığına göre madem iyi olduğunuzu iddia ediyorsunuz, Allah ın gönderdiği deveye yani bu mucizeye saygı gösterin ve Allah’a olan saygınız gerçek mi görelim. yani madem bu mucizeyi çok istediniz, şartları bunlar. ve kendi istediğiniz bu sonuçlara uyacak mısınız? Eğer saygılı olur ve istediğiniz mucizenin sonucuna katlanırsanız istediğinizi yapın, hatta belki bu deve size daha fazla bereket ve bolluk getirecektir.
Fakat elbette söyledikleri herşey yalan olduğu için bu hakkı gözetmediler ve deveyi öldürdüler. Bu şekilde sadece onları helak olmaktan kurtaran tek şey olan bir önceki bölümde anu olarak nitelendirdiklerini gösterdiğimiz Allah a olan saygılarının da aslında yalan olduğunu ispat etmiş olmayıp aynı zamanda bunu gaddarca ve kan dökerek yapmışlardı.
Şems-14– Ama bu zâlimler, Sâlih’in uyarılarını hiçe sayarak onu yalanladılar ve Allah’a itaatin simgesi olan deveyi hunharca boğazladılar. Bunun üzerine Rab’leri, günahlarından dolayı azâbı başlarına geçirerek orayı yerle bir etti!(Mahmut Kısa meali)
Şimdi bu deveyi öldüren bir kaç kişi yüzünden niye diğer insanların cezalandırıldı diye düşünülebilirsiniz. cevap birincisi zaten semud kavmi helak olmayı çoktan hak etmişti, deve sadece belki bir bahaneydi ve son şanslarıydı. Çünkü az önce çok tanrılı dine inanan Sümerlerin tanrıların emirleri doğrultusunda sistemli olarak nasıl kötülükler işlediklerini gösterdik. Sadece insan kurban etme ritüelleri bile tek başına bu tarz kavimlerin yok edilmesi için yeterli bir sebeptir. Topluca adaleti kaldırıp atmışlardır.
kamer-27-Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz… “Ve onlara, (zaten kendilerine ancak yeten içilecek) suyun aralarında kesinlikle ve nöbetle pay edildiğini (ve artık mucize deveye de hisse verildiğini) haber ver… (denilmişti).
İkinci olarak tüm ülke yok edilmiştir çünkü ülke içinde kimse kötülüğe karşı hiçbir şekilde bir tepki ortaya koymamamış ve iyilik adına bir adım atmamışlardır. Bu kaos sistemine karşı olanlar zaten Hz. Salih e tabi olmuş ve kurtulmuşlardır. Aynı durumun Lut kavminde de olduğunu biliyorsunuzdur. Lut kavminde namaz kılan insanların olduğu ama kötülüğe ses çıkarmadıkları, kaos sistemine göz yumdukları, hatta bu kötülük sisteminden faydalandıkları için onlarda helak edilmişlerdir. Aynı şekilde İsrail oğulları da Hz. Musa ya; “sen git Allah ile birlikte düşmanlarımızla savaş, biz burada bekleriz.” demişlerdi ve çarpılmışlardı. Gene Hz. Musa ya Mısırlılar gelip ey Musa sen haklısın ama firavun karnımızı doyuruyor demişlerdi. İşte onları da helak eden şey, iyilik adına hiç bir şey yapmamış olmaları, kötülük ile savaşmakta korkak ve pısırık olmaları, kendi zevkleri adına kötülük sistemine itaat etmeye devam etmeleri yani aslında gerçek iyi olmamaları, güya iyi gibi görünüp aslında dilsiz şeytan olmalarındandır. Bugün de kötülükle savaşmak adına sadece bir boykot yapacak kadar bile kendi zevklerinden vaz geçemeyenlerin kulakları çınlasın, utansın ve Dünya ve ahiretleri adına endişe etsinler.
*-*-*-*-*-*
https://en.wikipedia.org/wiki/Wild_Bactrian_camel
https://en.wikipedia.org/wiki/Dromedary
https://universes.art/en/art-destinations/jordan/petra/siq/camel-caravan
https://timesofmalta.com/article/aiming-to-solve-the-secret-of-our-mysterious-cart-ruts.595173
https://en.wikipedia.org/wiki/Cultural_depictions_of_lions
https://en.wikipedia.org/wiki/Temple_of_Bacchus
https://en.wikipedia.org/wiki/Lion_Capital_of_Ashoka
https://en.wikipedia.org/wiki/Lion_of_Amphipolis
https://en.wikipedia.org/wiki/Star_and_crescent
https://jerusalem2stockholm.wordpress.com/2014/07/29/israel-museum/
https://mythicalireland.com/blogs/ancient-sites/knowth-kerb-stones-megalithic-art-gallery
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/446707
https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/1751696X.2024.2373876
https://www.sciencephoto.com/media/415571/view/mada-in-saleh-saudi-arabia
https://magazine.byu.edu/article/a-monumental-task/
https://www.esri.com/about/newsroom/arcuser/nabataean-architecture-and-the-sun
https://www.visitpetra.jo/en/Location/98
https://fr.wikipedia.org/wiki/La%C3%AFla_Nehm%C3%A9
https://jordantimes.com/news/local/animal-management-petra-hinterland-during-neolithic-period
https://travel2unlimited.com/israel-ancient-city-of-avdat/
https://www.tumblr.com/bharatuntoldstory/72575485080/petra-jordan-is-it-a-shiva-temple-complex-the
https://journals.openedition.org/syria/663?lang=en
https://en.wikipedia.org/wiki/Nabataean_architecture
https://www.researchgate.net/publication/272253207_THE_%27LORD_OF_THE_STONEMASONS%27_PART_I_THE_%27SWORD_DEITY%27_AT_PETRA >>> heryerde varolan petra kılıç tanrısı
https://defence.pk/threads/saudi-arabia-discovers-9-000-year-old-civilization.126671/
https://www.theancientconnection.com/megaliths/al-rajajil-standing-stones/
https://atlasislamica.com/borsippa/
https://www.worldhistory.org/collection/292/a-gallery-of-jordan/
https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_Jordan
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3215667/ >>> sümer dna sı türk
https://education.nationalgeographic.org/resource/fertile-crescent/
https://madabamuseum.org/uploads/pdfs/Pages-The%20Pottery%20of%20Jordan%20Manual-01082023.pdf
https://publication.doa.gov.jo/Publications/ViewChapterPublic/964
https://anetoday.org/dijk-coombes-standards-mesopotamia/
https://anetoday.org/guagnin-camel-site-saudi-arabia/
https://richedwardsimagery.wordpress.com/tag/dadan/
https://brewminate.com/the-nabataeans-of-ancient-arabia/
https://universes.art/en/art-destinations/jordan/humayma/nabataean-hawara
*https://de.everand.com/book/444966578/The-Anunnaki-Connection-Sumerian-Gods-Alien-DNA-and-the-Fate-of-Humanity-From-Eden-to-Armageddon > kitabı oku sümerler ve tanrılar
https://brightside.me/wonder-places/12-secrets-we-didnt-know-about-from-the-lost-city-of-petra-a-city-carved-into-rocks-in-the-middle-of-the-desert-798690/ > okundu resimler indi. petra küpün içindeki cinler ve yüzde 15 i biliniyor
https://aratta.wordpress.com/2014/03/12/the-arabs-and-the-nabateans-of-petra/
https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/aae.12039
https://www.biblicalarchaeology.org/daily/the-nabonidus-inscription-at-sela/
https://www.biblicalarchaeology.org/daily/the-nabonidus-inscription-at-sela/
https://www.instagram.com/p/DD4r-AfsjjY/?utm_source=ig_web_button_share_sheet
https://ia.m.wikipedia.org/wiki/Petra_de_Rosetta
https://universes.art/en/art-destinations/jordan/petra/petra-museum/galleries-1-2/stone-altar
https://archaeology.org/wp-content/uploads/2021/09/Saudi-Arabia-Camel-Panel.jpg
https://ai.stanford.edu/~latombe/mountain/photo/ksa-08/medain-saleh-08_files/image073.jpg
https://images.app.goo.gl/rkpPJC46149Gf72o6
https://images.app.goo.gl/3FFCC5YMJo5ZgBrG7
https://images.app.goo.gl/e2KTcnsZDxPtBmqAA
https://images.app.goo.gl/tXQcZbAiGaDsVtRT8
https://images.app.goo.gl/qUc4M1FDrGSuQ54L6
https://www.wmf.org/monuments/petra-archaeological-site
https://wmf.imgix.net/images/18_JOR20Petra_JPEG_img-03.jpg?auto=format,compress&fit=max&w=1024
https://wmf.imgix.net/images/f9_JOR20Petra_JPEG_img-01.jpg?auto=format,compress&fit=max&w=1024
https://acorjordan.org/wp-content/uploads/2020/09/Picture18.jpg
https://acorjordan.org/wp-content/uploads/2020/09/Picture19-768×493.jpg
https://www.newworldencyclopedia.org/entry/File:CamelsPetra.jpg
https://images.app.goo.gl/yFBqE6VqnQbvpnXr9
https://www.nationalgeographic.com/history/article/lost-city-petra
https://archive.org/details/the-lost-continent-of-mu-james-churchward/page/36/mode/2up
https://i.pinimg.com/474x/68/49/da/6849da6b9d020d3011a2394446d2e3cd.jpg
https://i.pinimg.com/550x/54/bc/9c/54bc9ce8d357561ba79fa4c25d2a753d.jpg
https://en.wikipedia.org/wiki/Anahita
https://www.historyforkids.net/sumerians.html
https://i0.wp.com/www.mifologia.com/wp-content/uploads/2024/10/016ar1.png?resize=683%2C1024&ssl=1
https://ahotcupofjoe.net/2017/11/fuente-magna-bowl-not-cuneiform-not-sumerian/ >amerikadaki sümerce kase çanak
https://www.crystalinks.com/sumerart6.jpg
https://www.crystalinks.com/sumerart8a.jpg
https://smarthistory.org/wp-content/uploads/2022/08/zig01-870×658.jpg
https://smarthistory.org/wp-content/uploads/2022/08/3814269421_fa4e44798f_o-870×553.jpg
https://smarthistory.org/wp-content/uploads/2023/07/ILL-TellAsmar-870×1165.jpg
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/9/97/US_Soldiers_climbing_the_Ziggurat_of_Ur.jpg
https://live.staticflickr.com/98/209439769_81ef004e8e_b.jpg
https://i.pinimg.com/736x/54/6e/9d/546e9d8b6e048d6c9cdd7e551423ad0a.jpg
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/65/Stele_of_Ushumgal_MET_DT849.jpg
https://www.worldhistory.org/img/c/p/1600×900/11199.jpg
https://cdn.thecollector.com/wp-content/uploads/2022/05/enki-ea-mesopotamian-god.jpg
https://cdn.britannica.com/62/224762-050-C933C750/Goddess-Ishtar-Greek-mythology.jpg
https://www.bbc.com/news/av/world-middle-east-64107087
https://www.blueabaya.com/2018/05/hegra-madain-saleh-saudi-arabia.html
https://www.blueabaya.com/2018/05/hegra-madain-saleh-saudi-arabia.html
https://www.blueabaya.com/2018/05/hegra-madain-saleh-saudi-arabia.html
https://www.blueabaya.com/2018/05/hegra-madain-saleh-saudi-arabia.html >sel izleri
https://ncusar.org/blog/2023/02/visiting-alula-madain-saleh-hegra-tabuk-and-neom-en/#gsc.tab=0
https://greekreporter.com/wp-content/uploads/2024/05/Mesopotamian_cylinder_seal_impression.jpg
