
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
Tanrıların Danışıklı Dövüşü
Bir önceki bölümde bilimsel delillerini de gösterdiğimiz üzere, Semavi dinlerde tufan dünyanın çok büyük bir kısmını etkilemiştir. Peki Nasıl bir durum vardır ki yaratıcı kimsenin sağ kalmamasını dilemiştir. bu kadar kötü ne olmuştu da insanlar yok edilmekle kalmamış koskoca kıtalar batmıştır, izleri silinmiştir? Bunun sebebi hikmeti nedir? Bu konuya dair şimdi size sunacağımız antik dönemden kalma yazılı kaynaklar; Mu döneminde özetle dünyanın ikiye bölünüp birbiri ile savaştığını, büyük bir kaosun yaşandığını ve bu kaos devam ederken tufanın gerçekleştiğini anlatır.
Buna normal bir savaş diyebilirsiniz. Mu döneminde insanları yöneten Cinlerde insanlar gibi iradeye sahip varlıklar olduğundan; Otorite ve menfaat anlaşmazlığından dolayı ters düşüp birbirleriyle savaşmış yani peşlerinden giden insanları savaştırmış olabilirler. ama Bizce bu savaş normal bir savaş değil bir danışıklı dövüştür. İnsanlara karşı kötü tavırlarını ve yaptıkları bir çok kötülükleri bildiğimizden dolayı şeytanlara iyi bir gözle bakamayız ve zaten elimizdeki verilerde bunun danışıklı dövüş olduğunu söylemektedir.
Hem mu yu hem de atlantisi yöneten yılan tanrılar aralarında danışıklı dövüş sergileyerek insanları kutuplaştırmış ve savaştırmıştır. Çünkü; Dünyayı, geleceği en iyi tahmin edenler yönetir. Geleceği tahmin etmenin en iyi yoluysa geleceği oluşturmaktır. Peki geleceği oluşturmanın en iyi yolu nedir. Tabi ki de kendi düşmanını yönetmek. Eğer bir yönetici olarak kendi düşmanını oluşturur ve onu yönetirsen hem toplumları kontrol edersin hem de daimi yönetici olarak kalırsın. Yine insanları bir inanca daha sıkı bağlayabilmek için inançlarının düşmanı olması gerekir. Bu birinci yönü. Konunun diğer yönü ise bizim boyutumuzdan onların boyutlarına yansıyan kötülük enerjisi ile beslenen şeytanların bitmeyen bir kaos ve savaş ortamı oluşturarak ölüm ve katliamlardan sürekli ve büyük bir kötülük enerjisi elde etmeleridir. Savaş ve terör olayları kan büyüsüyle aynı sonucu vermektedir.
Aslında danışıklı dövüşte her iki tarafın liderlerine bir şey olmamaktadır. Bu savaşan ve birbirlerini öldüren Tanrı sembolleri savaşı temsilen çizilmiştir. Birbiriyle akraba olan tanrılara savaşta bir şey olmadığını, olanın insanlara olduğunu, hep insanların öldüğünü, bu tanrıların en sonunda barışıp olayın kapandığını birazdan göreceğiz. Ama bu yönetici tanrılar kimi dönemler kendilerinden olmayan cinlere karşı savaşmış hatta kendilerinden olanları bile bu uğurda kandırıp kullanıp feda etmiş olabilirler. veya kendi çocukları olan devlerin iktidara talip olması ile onlarla ile savaşmış olabilirler. Bunları çok uçuk planlar olarak algılamayın. Çünkü insan nefside aynı şeyleri yapabilecek kapasitededir. Bunu küçücük bir menfaati için dünyanın yanmasını umursamayacak seviyelere gelebilen kendi nefsimizden biliyoruz. Tarihte firavunların kendi küçük menfaatleri için bile insanlara ne zulümler yaptıklarını biliyoruz. Şeytanların herkesten fazla nefisleri için savaştıklarını ve şeytanın aklına gelmeyecek planlarla insanları kandırma tecrübelerine sahip olduklarını biliyoruz.
Neden helak oldular
Şimdi yaratıcının mu ve atlantisi helak etmesine sebep olan bitmeyen kaosa yola açan danışıklı dövüş teorimizi doğrulayan antik kayıtları inceleyelim:
Antik bir hint kitabı olan “Dzyan Kitabının Atlantis ve Mu yu anlatan pasajlarında şöyle der;“İlk büyük sular geldi. Yedi büyük adayı yuttu. Kutsal olan herkes kurtuldu, kutsal olmayanlar yok oldu ..»:.Dzyan Kıtaları’nın Kadim Yorumları, Atlantisliler’den ..sonra gelen Beşinci Beşerı Irk’tan şöyle bahseder: « …o Kutsal Ada’yı, ki son Kurtarıcı oradan gelecektir, iskan etmek üzere gitmiş olan o bir avuç Seçilmiş, tek başlarına, şimdi beşeriyetin bir yansının öteki yansını imha etmesini önlüyordu. Beşeriyet ikiye ayrılmıştı. Beşeriyetin üçte ikisi, kolaylıkla erişebildikleri bedenleri ele geçiren, yeryüzünün aşağı seviyeden, madde Ruhları‘nın Sülaleleri’nce yönetiliyordu; üçte biri sadakatini yitirmeyecek, başlangıç safhasındaki Beşinci Irka katıldı. Bunlar, Ilahi Enkarnasyonlar’dı. Kutuplar (dördüncü kez) yer değiştirdiğinde, korunmakta olan ve Dördüncü Irktan ayrılmış bulunanlar bundan etkilenmediler. Lemuryalılar’da olduğu gibi, sadece dinsiz Atlantisliler yok oldu ve bir daha görülmediler.»
kutsal metinlerden sayılmayan ancak Eski ve Yeni Ahit te yer yer bahsedilen kadim Enok un kitabında; O dönem yaşanan durumu Enok yani (İdris) peygamber, en çıplak şekilde özetliyor: “Bölüm 9: 1. Sonra Mikail ve Cebrail, Rafael, Suryal, Uriel; göklerden aşağı bakıp dünyada dökülen hesapsız kanı, işlenen sonsuz kötülükleri gördü. Birbirlerine dediler ki: 2. ”Boşalan dünyanın çığlıkları, göklerin kapısına ulaştı… 8. Kadınlardan devler doğdu. 9. Sonra da tüm dünya kan ve günahla doldu. 10. Bak şimdi ölenlerin ruhları ağlıyor. 11. Ve çığlıkları cennetin kapılarına ulaşıyor.”
Boyut varlıklarının insan kadınları ile evlenebildikleri ile ilgili delil ve izahları önceki bölümlerde verdiğimiz gibi devlerle ilgili bölümde de bolca göstereceğiz. Devlerin bu savaşlardaki ve tufandan önceki rollerine devlerle ilgili bölümde değineceğiz.
Polinezya adalarında yılan tanrıyla kuş tanrı arasındaki mücadele, ağaç oymalara konu olmuştur.
Sümerlerde karanlığın yılanı olan Babilli Tiamat ejderha olarak tasvir edilir. O kaostur, kötülük timsalidir ve Güneş yani Işık sembolü olan Mardukla savaşmaktadır ve ona yenilmiştir. Gördüğünüz gibi mezapotamya mitolojisinde de iki yılan tanrı savaşıyor.
fakat sümer mitolojisinde tufanın gerçekleşme sebebinin bu savaşla alakasız olduğu ve insanlar çoğalıp gürültü çıkardığı için şeytan tanrıların tufana karar verdiği anlatılır. böylesine saçma ve diğer metinlerle çelişki gösteren bir yalanın sümer metinlerinde yer almasının sümerlerin tarihte bu kadar önemli olmasının nedenini sonraki bölümlerimizde anlatacağız. özetle tufandan sonra Mu nun yerini sümerler aldığı için şeytanların söylemleri sümer metinlerinde daha baskındır.
yunanlıların tarihsel anılarından olan “phaeton öyküsünde” bu kıtalardaki insanlar ile bazı göksel varlıklar arasında geçen anlaşmazlığa değiniliyor.
Tıpkı Grek öykülerinde olduğu gibi, Hindu kültürüne göre, tanrılar (yani şeytanlar ve cinler) ileriki zamanlarda, ölümlü kralların ve kahramanların aşklarına ve savaşlarına da karışmışlardır.
Hint yazmalarında ve efsanelerinde Naga ırkı, yeraltında yaşayan ve yüzeyde insanlarla irtibata geçen bir yılansı ırktır. Hala tapınılan Bu yılanlar istedikleri kılığa girebilmekte ve insana dönüşebilmektedir. Hint yazmalarında bunlardan başka Sarpa denen nagalardan daha alt seviyede başka bir yılansı ırktan daha söz edilir. Ayrıca Hint okyanusu civarında varolan ve sonradan denizin dibine batmış olduğu söylenen bir yılan krallığının bahsi geçer.
Hint mitolojisinde Kumari Kandam adında tufanla batmış bir kıtanın efsanesi vardır. ve bugün hint okyanusu altında insan yapısı eserler bulunmasıyla kumari kandam kıtasının gerçek olduğu anlaşılmıştır.
Hint Destanları ve Puranalar, tanrılar ve iblisler arasında ve bazen de tanrılarla tanrılar arasında yapılan savaşların anlatılmlarıyla doludur.
Vedaların çeşitli bölümleri ve onlardan türeyen tamamlayıcı eserler (Mantralar, Brahmanalar, Aranyakalar, Upanişadlar) Puranalar, Mahabharata ve Ramaya destanlarıyla birlikte tüm bunlar, Gökyüzü ve Yeryüzü’ne, tanrı ve kahramanlara dair Aryan ve Hindu hikayelerinin kaynağını oluştururlar.
Bu kaynaklara göre, başlangıçta yalnızca göksel varlıklar, “Dönen en eski varlıklar” vardı. Göklerde bir karışıklık meydana gelmiş ve dünya “Ejderha” ile “Fırtınacı Dönen Varlık” tarafından ikiye bölünmüştü… Bu savaşın figürlerinden olan tanrı Kasyapa’nın çeşitli eşlerinden ve metreslerinden pek çok tanrı, dev ve canavarsı çocuğu vardı.
Yine hint mitolojisindeki dev olan daityalar ile tanrı olan devalar savaşmaktadır. hatta tanrılar yine bu savaşta büyüler kullanarak savaşırlar. Yani hint mitolojisindeki bu tanrıların savaşı diğer kültürlerde anlatılan tanrıların savaşıyla aynı şeyleri anlatmaktadır. ve yine hint metinlerinde de tanrıların bu savaşı sürerken tufan gerçekleşmiştir. Mahabarata metinlerinde tanrıların bu savaşını ve sonrasında tufanın gerçekleştiğini okuyabilirsiniz.
Antik İskandinavyanın tufan hikayesi de aynı şeyleri anlatmaktadır. Bu efsanelerde; Odin ve kardeşlerinin buz devi Ymir’i nasıl öldürdükleri ve ardından bu olay yüzünden büyük bir selin patlayıp, insanları ve hayvanları boğmasına neden olduğu anlatılır.
dyzan kitabında yine iyilik güçleriyle kötülerin savaşından sonra atlantisi ve sarı yüzlü kralın kötülerin vimanlarını (uçan araçlarını) etkisiz kılıp tufan gerçekleştiğinde kendi vimanasıyla kaçmaları anlatılıyor. Hz Nuh un gemisinin teknolojisine ve uçan araçlar olayına sonraki bölümlerde sağlam bir şekilde değineceğiz.
otuzbeş ikrar buddhası kayıtları ile alman ve iskandinav mitolojisinde; atlantisin batışından önce büyük bir savaşın yaşandığı belirtiliyor. Yani tufan savaş sürerken gerçekleşiyor.
Ankebut-14- …Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
büyük hadis alimlerinden Taberi, “tarihi taberi” adlı eserinde, o tarihte devler ve cin-şeytanların insanlar tarafından gözle görüldüğünü ve insan toplumlarıyla devler arasında düşmanlık, cenk ve barış hallerinin Nuh tufanına kadar sürdüğünü, Tufan’dan sonra ise cin-şeytanların ve devlerin çoğunun gözden kaybolduğunu bize nakleder.
ünlü popul vuh (bir buket yaprak) guetemala yerlilerinin kutsal kitabıdır ve mayaların incili olarak adlandırılmıştır. atlantisin yok oluşu ile ilgili; büyük yılan gökyüzünden kopartıldı. gibi ifadeler vardır.
Bu ifade taberinin naklettiği hadisteki ve diğer antik yazıtlardaki; tufandan sonra cinlerin yok olduğu bilgisini doğrulamaktadır. Yine tabletlerde tufandan önce binlerce yıl yaşayan mısır ve sümer kralları yani cin krallar varken, tufandan sonra bunlar yok olup yerine insan kralların geçtiği bilgisi yer almaktadır. demek ki tufan ile birlikte cinler 4. boyuta taşınmışlardır.
Eski ve Yeni Ahit te bahsedilen ama kutsal sayılmayan Enok un kitabında Nuh’un bu vahye dayalı anlatımları şu şekildedir: “Bölüm 66:4. Ve Tanrı, adaletsizlik gösteren o gözcüleri(cin-şeytanları), büyük babam Enok’un daha önce bana ‘Batı’da gösterdiği altından, gümüşten, demirden, kurşun ve kalaydan dağlar arasındaki yanan vadiye tıkayacak. 5. O vadiyi gördüm. Karalarda ve denizlerde büyük bir sarsıntı vardı. 6. Tüm bunlar olurken, o ateşli, metalden ve onun hareketinden bir sülfür kokusu çıktı ve koku sularla birleşti. İnsanlığı yoldan çıkaran gözcülerin vadisi o toprak altında yandı.
Çin’deki tarih kayıtları bile Atlantis kökenli 4 üncü Irk’ın devlerine ait bilgilerle doludur. ShooKing’in Fransızca çevirisinde aynen şöyle denilmektedir: “Tufan öncesinin, bir vakitler kayalık mağaralara çekilmiş olan ve torunlarına hala daha Canton civarında rastlanıldığı söylenen sapık ırkı Miaotse, kadim dökümanlarımıza göre, Tchy- Yeoo’nun entrikalarından ötürü yeryüzünü karıştırdığında ortalık eşkiya ile dolmuştu .. (İlahi Sülale’nin krallarından) Rat Changty, halkının erdemin son izlerini de yitirdiklerini görünce, (aşağı seviyeden iki Dhyan Chohan olan) Tehong ile Lilv’ye göklerle yer arasındaki tüm irtibatı kesmelerini emretti. O zamandan beri de artık yukarıya Çıkış ve aşağıya iniş ortadan kalktı»
Çinliler’in Atlantis ve mu nun batışından söz eden öğretilerinde: Bir zamanlar Güneş’in ötesinde yer alan kutsal bir adadan ve bunun da ötesinde ölümsüz beşerlerin ülkelerinin bulunduğundan bahsederler. Ve bu ölümsüz beşerlerin, kutsal ada günahla kararıp yok olduğunda, hayatta kalan bir bölümünün, Gobi’deki büyük çöle sığındıklarına ve kendilerine yaklaşmaya kalkışanlardan Ruh ordularınca korunarak, görünmez bir halde hala daha orada yaşadıklarına inanırlar.
Yine Çin’e ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde “Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık” yazmaktadır. çin mitolojisi de özet olarak tufandan önce görünen cinler tufandan sonra görünmez oldu diyor.
mu ve atlantis felsefesi nuh tufanından sonrada kısmen dünyada devam etti. Tarihlerinden bildiklerine göre Çinliler bu dönemlerde “ilah”ın yerine “imparator”u koydular. Çünkü eski ilahlar artık yoktu. Çinliler İmparatorun da “göğün oğlu” olduğunu söylerlerdi. yani var olan imparatorlarıda eski ilahların insanlardan olma çocuklarıydı.
Yine yunan mitolojisindeki Titanomakhia veya Titanlar Savaşı; yunan tanrıları ve devler (Titanlar ve Olimposlular) arasında 3 ayrı zaman diliminde yapılan savaşlara verilen isimdir. Aynı agartha ve şambala savaşlarına paralellikler arzeden savaşta; Titanların merkezi Othrys Dağı, Olimposluların ise Olimpos Dağı’dır. Savaşan tanrıların neredeyse tümü birbiriyle akrabadır. Savaşın insanların yaratılışından önce başlayıp başlamadığı ihtilaflıdır ama İnsanlarda savaşın ilerki dönemlerinde tanrıları ilah kabul etmiş ve onlara yardımcı olmuşlardır. Yani insanlarda tanrıların yanında savaşmışlardır. Mitolojide üç adet devler savaşı vardır. (Titanomachy, Gigantomachy, Theomachy). Bu savaşların bazı aşamalarında tufanın gerçekleştiği bilgileri dikkat çeker. Örneğin; Poseidon bu saldırıyı engellemek için mızrağını yere vurur ve denizlerin yükselmesini karalardan fazla olmasını sağlar. 2.devler savaşında çarpışmanın şiddetinden dünyada büyük tsunami ve depremler olmuştur. Cinlerin tufandan sonra da yazdırdıkları metinlerde tufanı da aslında biz yaptık yalanını da benzer şekilde bir çok farklı çok tanrılı dinlerin kaynaklarında görüyorsunuz.
Mısır’da Güneş Horus’un, yılan Aphophis’in başına; sulara bir mızrak sapladığını görüyoruz. Yunanistan’da Güneş yani Apollo, suların sembolü Yılan Python’a galip gelir. Hindistan’da Vishnu, Güneş, suların sembolü Yılan Anatha’ya üstünlük sağlar. Hıristiyanlıkta Roma Kilisesi’nde Meryem Ana, ayaklarının dibindeki bir yılanla tasvir edilmiştir.
Arkeolog James Churchward’a göre “bütün eski metinlerde Güneş; sembol olarak daima tek başlı olan suların yılanı ile savaşıp galip gelen şekilde gösterilir ve bu sembolle ilgilenen yazarların çoğu hata yapmıştır. Her ikisi de yılan olduğu için suların sembolü ile yaratıcının sembolünü birbirinden ayırt edememişlerdir. Güneş yaratıcıyla savaşmamaktadır, zaten ortada savaş da yoktur. Mızrak, sulara nüfuz ederek orada bulunan kozmik yumurtalara hayat veren Güneş Güçleri’nin sembolüdür.” demiştir.
Görüldüğü gibi churcward da bu savaş olayının görüldüğü gibi olmadığını, Bir danışıklı dövüş olduğunu anlamıştır. Çünkü tanrılar savaşıyor gibi görünmekte ama aslında birbirlerini güçlendirmektedir.
bu danışıklı dövüş komplosu ve savaş çıkartma çabaları bugün çok tanrılı dinlerin ilkelerini benimseyen masonların kaos teorisi ile de uyum içindedir. Masonlar için kaos önemlidir çünkü yeni bir düzen kurulması için önce eski düzenin yıkılması yani bir kaos olması şarttır. Bunun içinde bulundukları ülkelerde yönettikleri, birbirine zıt grupları birbiriyle savaştırır ve savaşı istedikleri ölçüde büyüterek kendileri kurtarıcı olarak gelirler. Ardından kurtarıcıların kuralları topluma hakim olur. bu konuda sayısız delili masonları anlatan sayısız kitapta ve ilerleyen bölümlerimizde de göreceksiniz.
Maide suresi 64-Her ne zaman onlar (Yahudiler) savaş çıkarmak için bir yangın tutuşturdularsa Allah onu söndürdü. Sırf fesat çıkarmak için dünyanın her tarafında koşup dururlar.
Tibet ve Orta Asya geleneklerinde sözü edilen ve mu ile Atlantis dönemini anlatan agarta ve şambala efsaneleride bu büyük savaştan bahsetmektedir. Birbiriyle savaşan iki büyük grup yani insanları ikiye bölen iki büyük gruptan; Bir’in Oğullarının merkezi ”Agarta”, Belialin Oğullarının merkezi ise ”Şambala” idi. Savaş için yeraltına da sığınaklar yapmışlardı. Mu ve Atlantis teknolojisine yani tarihi bilinmeyen antik teknolojiye eş olan kapadokyadaki yer altı tünellerinin bu sığınaklardan biri olduğu bilgisi yaygındır.
Bir çok farklı antik kayıtta bu savaş efsanesine ait deliller vardır. Örneğin babil talmudunda da belial kelimesi kötülüğü ifade eder ve 27 kere geçer. Yine belial kelimesinin Semavi dinlerdeki baş şeytan olan Baal kelimesi ile benzerdir. Antik metinlerden Ölü Deniz Yazmaları‘nda; “Işığın Oğulları, Karanlığın Oğullarına Karşı” parçasına göre Belial, “Karanlığın Oğulları’nın” lideridir. Gene belial kelimesi incilde 1 kere havari pavlus un sorusunda geçmektedir.
Efsanelere göre güya Bir’in oğulları büyüyü iyilik için kullananlardı ve iyi uzaylıların dünyaya gelmesini sağladılar. Belial’ler ise büyüyü kötülük amacıyla kullanan gruptu, kötü uzaylıların dünyaya gelmesini sağladılar. Farkettiyseniz her iki grupta büyüyü baz alıyordu ve gelen uzaylılar ile (yani önceki bölümde aynı olduklarını isplatladığımız cinler ile) insanlığı ikiye bölmüştü.
Bakara-102- Fakat asıl o şeytanlar küfre gittiler. Halka sihiri ve Babil’de Hârut ve Mârut adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı.
İyi kötü kavramlarının burada içi boş ve insanları aldatmak için yalanlar olduğu açıktır; aynı günümüz Amerika sının iyiliği, rusyanın kötülüğü temsil etmesi gibi.
Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı
