
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
Atlantis ve Mu kıtalarının varlığı ile alakalı tarihi bulgular
Atlantis ve mu kıtalarının varlığı ile alakalı tarihi delillerle ilgili kısma geçmeden önce bu konu hakkında bilmeniz gereken en önemli nokta şu ki; bu bölümde göreceğiniz özellikle muya’ya ait denizin altındaki adalardaki ve diğer karalardaki deliller tarihi net şekilde bilinen bazı deniz altındaki ve karadaki eserlerden farklıdır. yani göstereceğimiz delillerin ortak özelliği aynı giza piramitleri tarzında megalitik yapılar olmalarıdır. yani tarihleri teknolojileri ve nasıl yapıldıkları hiçbir şekilde bilinememekte, anlaşılamamakta ve bilinen dünya tarihinden bile çok çok eski oldukları aşikar olmalarıdır.
Gelelim denizin altındaki insan yapısı eserlere
2.dünya savaşından önce japon dalgıçlar denizin altında şehir görünümünde antik yapılar bulmuşlardır. Yonaguni piramitleri denen Bu yapıların varlığı bilim adamlarını: önceden okyanusun bu bölgesinde büyük bir kara parçasının bulunduğunu bir sebepten dolayı battığını kalan adaların o kıtadan arta kaldığı sonucuna ulaştırmıştır.
Bermuda Şeytan Üçgeni” fenomenini hepimiz biliriz. bermuda bölgesinde sonar kullanımı ile, okyanus araştırmacısı Dr. Meyer Verlag iki bin metre derinlikte camdan yapılma dev bir piramit keşfetmiştir.
2001 yılında, bir deniz mühendisi olan Pauline Zalitzki ve kocası Paul Weinzweig, Bermuda Üçgeni sınırının hemen içinde, Küba kıyılarında 750 metre derinlikte devasa granit yapılar gibi görünen bu yapıları keşfettiler.
Unesco Postası, 1972’de Amerikalı arkeolog Manşon Valentine ve sualtı araştırmacısı Dimitri Rebikoff’un, Bahama’nın Bimini ve Andros adaları kıyılarında yaptıkları sansasyonel bir keşif hakkında yazı yayınlamıştır. Dimitri ve Rebikoff, su altında 70 ve 250 metre uzunluğunda duvarları bulunan su altı yerleşme bölgelerine rastlamışlardır. Suyun, 6 metreden daha aşağıdaki derinliklerinde duran yapılar, 100 km. karelik bir alana yayılmaktadır. Birbirine paralel uzayan, 600 metreden uzun duvarlar vardır. Buradaki 5 metre uzunluğundaki bir tek taşın 25 ton ağırlığında olduğu belirlenmiştir. Miami Üniversitesi bilim adamları Karbon14 metoduna göre yaşını saptadıkları bu sitenin M.Ö. 7.000 ila 10.000 yıllarından kalmış olduğunu söylemektedirler.
Yine William Donato ve Apex Enstitüsü tarafından yayınlanan bir dizi sualtı sonar görüntüleri; Bimini adaları açıklarındaki iki çok geniş ve yüksek yapıyı ortaya koyuyor.
Eski bir Amerikalı araştırmacı olan John Jensen ,Florida da herhangi bir Kızılderili kabilesinin ortaya çıkmasından binlerce yıl önce yapılmış, gelişmiş bir limanın kanıtlarını keşfetti.
Portekiz medyasındaki habere göre Diocleciano Silva balık tutma esnasında azor adaları civarında denizin altında bu piramiti keşfetti.
Sicilya’nın güneybatısındaki Sicilya Boğazı’nda 40 metre su altında, muhtemelen yaklaşık 15 ton ağırlığında 12 m uzunluğunda insan yapımı bir monolit bulunmuştur. Bu monolitin nasıl buraya geldiği ile Kökeni ve amacı bilinmemektedir. Sualtı monoliti C. MÖ 7400: [13] Lodolo, Emanuele; Ben-Avraham, Ben (Eylül 2015). “Sicilya Kanalı’nda (orta Akdeniz) batık bir monolit: Mezolitik insan faaliyetinin kanıtı”. Journal of Archaeological Science: Raporlar . 3 : 398–407. doi : 10.1016/j.jasrep.2015.07.003 .
yine malta adasındaki antik araba yolları diye bilinen bu ne olduğu anlaşılamayan insan yapımı şekiller suyun altına doğru gitmektedir. tam amacı ve nasıl yapıldığı anlaşılamayan bu araba yollarının denizin altına doğru inmesi nuh tufanına bir delil daha teşkil eder ve tufan döneminde bazı kara parçalarının büyük kısmının sular altında kalıp su üstünde kalan kısımlarının ise adaları oluşturduğunu gösterir. bu malta araba yolları 6. bölümde okyanus adalarındaki yarısı suyun altında kalmış antik yapılarla aynı özellikleri taşımaktadır.
Gelelim adalardaki delillere;
Öncelikle okyanustaki adaların batık bir kıtadan arta kalan parçalar olması bilime aykırı bir durum değildir. Çünkü jeolojiye göre bir ada büyük bir kara parçasından kopmakla veya kıta battığında yüksek yerlerin su üstünde kalmasıyla oluşabilir.
zaten büyük okyanusta anormal sayıda çok adanın olması bile burada batık bir kıtanın olduğuna bir delildir.
büyük okyanustaki hemen hemen bütün takım adalarında devasa piramitler tonlarca ağırlıktaki tek parça taştan müteşekkil heykeller, bina kalıntıları, mumyalar, sütunlar, örülmüş bez parçaları vardır. Hatta bu devasa yapılardan bazıları denizin altında bulunmaktadır.
mikronesya nın carolin adalarında, panope adasında nan madol dev yapıtları, cambiere adasında mısırdaki mumyalardan daha eski mumyalar bulunmuştur. paskalya adasında boyu 30 metreyi ağırlığı 50 tonu geçen 600 tane heykel vardır.
bu devasa ve yüksek uygarlıklara ait kalıntıların bulunduğu pasifik takım adalarında ilkel yerliler yaşamaktadır, bu yerliler bu bina ve piramitleri yapmayı bırakın okyanusun ortalarına kadar bile gidecek imkanları yoktur. birçoğunun diğer adalarda yaşayan yerlilerden haberi olmamasına rağmen hepsi benzer dini inanç, kültür, dil ve sembollere sahiptirler. bu yapıları yapacak güç ve teknolojiye sahip değildirler, ayrıca bina kalıntılarında bulunan taşlar ve malzemeler binanın bulunduğu adada mevcut değildir ve çok uzak bölgelerden getirilmiştir.
Mu araştırmacısı eric von daniken araştırmalarından şöyle bir sonuca varmıştır;
“Yunanca «çok adalar» anlamına gelen, Okyanus’un doğu kısmındaki Polynesien takım adaları; Havai, Paskalya ve Yeni Zelanda adalarının oluşturduğu büyük üçgen içinde bulunmaktadır. Bu adaların 43.700 km. karelik sahası içindeki tüm eski toplulukların masal ve efsaneleri ortak olduğu gibi, çok az değişikliklerle ortak dil kökleri, ortak dış görünümleri ve ortak tanrıları vardır. Arkeologların, antropologların ve eski dil uzmanlarının çoğunluğu, kültür ve dilin doğu Polinezya’dan çıktığı konusunda birleşirler. Bu temelden hareketle kültür ve dil akımı, dokuz adalı Cook Adaları 1042 km. kare yüzölçümlü Tahiti, Tuamotu, Marquesa ve Mangarewa adalarına yayılmıştır. Bu bilimsel sonuçları ulu orta tenkit edemem, ama birkaç soru ortaya atmak zorundayım. Doğu Polinezyalılar, kültürlerini o kadar uzaklara nasıl ulaştırmışlardı? Bir teori var. Kanolarına binmiş, denizin akıntısına bırakmışlar kendilerini. Güzel ama nereye? Paskalya Adası – Tahiti Adası arası = 3700 km. Tahiti – Fiji arası = 4300 km. Fiji – Avustralya arası = 3000 km. Kaliforniya – Havai arası = 4000 km. Havai – Marşal Adaları arası = 3800 km.”
Sonuç olarak aklı başında bilim adamlarına göre Bu yerliler ve bu devasa eserler batan mu ve atlantis kıtasından kalanlardır.
Tufanla ilgili tüm dünyada var olan deliller saymakla bitmez. örneğin gene Sarı tuğlalardan örülü bu yol havai Adası yakınlarında keşfedilmiştir. Adalardaki bulunan bazı deliller tufanla helak olan kavimlerin uzaylılara yani cinlere taptıklarını ispatlamaktadır. örneğin bu moai adasındaki bu su altındaki moai heykeli bir film için yerleştirilmiş ve sahte olsa da moerea Adası kıyısındaki su altında bulunan bu uzaylı heykeli gerçektir ve hem Nuh tufanının bariz bir delilini oluşturmakta hem de antik mu kavminin cinlere taptığını ispatlamaktadır. çok ağır taşlardan yapılmış olan bu suyun altındaki heykellerin nasıl kırıldığı ve suyun altına nasıl geldiği bilinememekte ve anlaşılamamaktadır. Yine bu Okyanus adalarındaki yerlilerce hala daha antik dönemden kalma tanrılara tapınılmaktadır. Bu tanırlara tikiler denmektedir. Bu tanrıların özellikleri aynı bizim cinlerin özelliklerine benzemektedir. tipleride gördüğünüz üzere birebir süfli cinlerin yani gri uzaylıların tiplerine benzemektedir. bu tanrılarla ilgili daha fazla bilgi ve görseli bir sonraki bölümde sunacağız.
Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı
