YouTube player

Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.

 

DEVLERİN VARLIĞI

Dünya zihnimizin gerçek olduğuna inanmak istemediği şeylerle dolu. Bazı ilginç gerçeklere inanmak istemiyoruz. Çünkü nefsimiz rahatı bozulmasın diye zihnimizin normal dışına çıkmasına karşı çıkıyor. Einstein ın bile 3 boyutlu fizik kanunlarına yani bildiğimiz bu hayata zıtlıklarla dolu olan kuantum fiziği gerçeğine inanmak istemediğini ama bu gerçeğe alışmak zorunda olduğunu anlatmıştık.

Aynı şekilde etrafımızda normal olarak görüp geçtiğimiz her şey aslında biraz araştırdığınızda bir mucize ama nefsimiz zihnimizin normal dışına çıkmasını istemediğinden bunların mucizevi yönünü düşünmeden normalmiş gibi yaşıyoruz. 

 

Gerçekliği değiştiremeyeceğimiz için inanalım ya da inanmayalım gerçekler bizi etkilemeye devam edecek. Ama İnanmak istemediğimiz ve kaçtığımız gerçekler yüzünden kaos ve kötülükle dolu olan bu dünyayı gerçeklere uygun şekilde yaşayarak değiştirmek bizim elimizde. Bu bölüm buna bir nebze daha katkıda bulunacak. Çünkü devlerin varlığı onları meydana getiren sebebi de açığa çıkaracak. yani insan ile cinlerin evlenebiliyor olduğunu ve cinlerin yani uzaylıların varlığını gösterip bugünde buna sebep olmaya devam ederek yecüc ve mecücü oluşturduklarını ve yeniden dünyayı kendi kontrollerine almak için kaosa sürüklemeye çalıştıklarını açığa çıkaracak. Bunun yanında kuranda bahsedilen ad kavminin akad imparatorluğu ile aynı olduğunu gösterip bir kuran mucizesini de açığa çıkaracak. Bununla beraber tarihte yaşanmış olan kötülüğün tekerrürünü engelleyecek. Gerçeği yok etmek isteyenlerin örttüğü onca dev insan kalıntılarına rağmen *görmeniz gereken büyük resmin önemli bir parçası olan ve inanması güç olan gerçeklere ikna olacağınız delillerle dolu bir bölümümüze  daha hoş geldiniz diyerek bölümümüze geçiyorum. 

 

Bir önceki bölümde genel olarak mu kıtasında ve mu’nun yönettiği dünyanın diğer bölgelerinde yaşanan bitmeyen kaos yüzünden nuh tufanının gerçekleştiğini anlatmıştık. bu bölümde ise o dönemde yaşanan kaosun; devlerle ilgili bölümüne ve devlerin varlığının ispatına değineceğiz.    

 

Araf 69-Sizi başınıza gelebilecek tehlikeler hakkında uyarmak için sizden birine Rabbiniz tarafından bir tebliğ gelmesine hayret mi ediyorsunuz? Hatırlayın ki, O sizi Nuh kavminden sonra onların yerine geçirdi ve sizi bedenen güçlü kuvvetli, gösterişli kıldı. 

 

Fussilet 15-Âd halkına gelince: Onlar dünyada haksız ve sebepsiz yere büyüklük taslayıp, “Kuvvet yönünden var mı bize galip gelecek? ” dediler. 

 

Hud 59-İşte Âd halkı buydu. . . Rab’lerinin âyetlerini inkâr ettiler, O’nun peygamberlerine isyan ettiler ve Hakka karşı gelen her inatçı zorbanın isteklerine uydular. Hem bu dünyada lânete tâbi tutuldular, hem de kıyamet gününde. 

 

Öncelikle: Mu, Atlantis, Yunan, İskandinav, Güney Amerika, Avrupa, Kafkas, Türk, Pers, Moğol, Hint gibi hemen hemen tüm eski toplumların kendilerine has “devler mitolojisi” ve bu devlerle mücadele eden kahramanları vardır. Hemen hemen tüm toplumların efsanelerinde, masallarında “devler”den söz edilir.

 Dünyanın her yanında, eskiden var olan bir devler ırkına ilişkin yazılı ve sözlü tradisyonlar mevcuttur: Türk mitolojisinde “Tepegöz”. Hindistan’da Danavalar ve Daityalar; Seylan’da Rakshasalar; Grek Dünyası’nda Titanlar; Mısır’da devasa Kahramanlar, Yahudiler’in Moab ülkesinde Emimler, ünlü devler Anakimler ve  Kalde’de, izbudarlar devler ve devlerin sıfatlarıdır. hatta hz. İbrahim kıssasında geçen kral Nimrod da bu izbadurlardan biriydi. 

 

bir Anglosakson destanı olan Beowulf destanında;”Grendel devi”nin annesinin bir insan olduğu vurgulanır. 

mu ve atlantisten bahseden çok tanrılı dinlerin yazılı eserlerinde devlerden bahsedildiği gibi semavi dinlerde de devlerden bahsedilmektedir. 

İleride daha ayrıntılı göreceğimiz kuranda geçen ad halkı devlerden oluşmaktaydı.

 bir hadisi şerifte efendimiz kuran dada geçen yecüc ve mecüc den yecücün dev olduğunu ve ahir zamanda dünyayı bu devlerin istila edeceklerini söylemiştir. 

*Hadisi şerif: Huzeyfe rivayet etmiştir ki: Resulullah (s.a.v.), şöyle buyurdu: “Ye’cuc bir ümmettir. Me’cuc da bir ümmettir. Her bir ümmet, dört yüz bin ümmettir. Onlardan bir adam, sulbünden eli silahlı tam bin erkek görmeden ölmez.”  Dedim ki: “Ey Allah’ın Resulü! Onları bize anlatır mısın?” Dedi ki: “Onlar üç sınıftır. Onların bir sınıfı ‘erz’ gibidir.” Soruldu ki: “Erz ne demektir?” Resulullah(s.a.v.) dedi ki: “O, Şam’da bir ağaçtır ki o ağacın uzunluğu yüz yirmi arşındır. Göğe doğru yükselir.” buyurdu ve ondan sonra Peygamber(s.a.v.), şunu ilave etti: “İşte bunlara ne dağ dayanır ve ne de demir. Onların ikinci sınıfı da kulaklarının birini serer, ötekini de kendisine yorgan yapıp öyle yatar. Fil, yabani hayvan, deve ve domuz ne görürlerse yerler. Onlardan birisi öldüğünde de onu yerler. Onların bir ucu Şam’da, bir ucu Horasan’da olacaktır. Doğu nehirlerinin tümünü ve Taberiye gölünü de içeceklerdir.”  Rudani, C.5, H.no: 9931, s.372

Yine tevrattaki Hz. Musa kıssasında, yaklaşık 5 metre  (4,60 m.) boyunda bir kral olan Og’dan bahsedilir. (Tevrat, Tesniye – 3/11); *Tevrat ve Kur’an-ı Kerim, dev  Calutu (tevratta Goliath da 3,20m.) öldüren Davut Peygamber’den de söz eder. Eski Ahit, Hz. Musa’nın, Yoşua ile Davud’un zamanında bazı ülkelerin, Yahudilerin yanlarında çekirge gibi kaldığı devlerle meskun olduğunu yazmaktadır. 

 

birçok görgü şahidide devlerin somut kanıtlarından söz etmiştir. Herodot, Diodorus, Siculus, Homeros, Pliny, Plutarch ve Philostratus gibi yazarlar, çağlar önce ölmüş olan devlerin bazılarının iskeletlerini bizzat görmüş olduklarından söz ederler.-14. yüzyılda yazar Boccacio, yine Sicilya’da bir mağarada bulunan 10 metrelik bir dev iskeletinden söz etmiştir. 

tarihi kaynaklarda, mitolojilerde, dinlerde ve efsanelerde söz edildiği gibi dünyanın her yerinde devlerle ilgili somut delillerde bulunmaktadır. bir çok delil bulunmasına ve günümüzde bile 2,5-3 metre arasında dev insanlara rastlanılmasına rağmen bazılarına nedense daha uzun boylu devlerin varlığı masal gibi gelmektedir. 

 

insanlarda aşırı büyüme veya devlik bir hastalıktır. akromegali veya jigantizm hastalığı insanlarda anormal büyümenin bir sonucudur ve hastalıktır. Bu hastalıklarda insanlar 2, 2,5 metreye kadar uzayabilir. Ve bu insanlarda hastalıktan dolayı  denge bozukluğu ile birlikte bir çok hastalık riskide artar. mesela yakın zamanda yaşamış en uzun insan olan robert wadlow ancak 22 yaşına kadar yaşayabilmiştir. Robert wadlow sürekli uzuyordu ve ölürken boyu 2,72 metreydi. Robert wadlow da jigantizm hastası olan diğer bir çoğu gibi yürümek için baston ve ayak destekliği kullanıyordu. sonuç olarak insanlarda görülen bu anormallik çok nadir görülen bir hastalıktır. fakat Bu videoda göstereceklerimiz ise boyu genellikle 2,5 metreden uzun olan ve gayet sağlıklı hareket edebilen dev insan ırkına ait delillerdir. Bu insanların daha uzun olmaları, sağlıklı şekilde yaşamaları ve grup halinde olmaları bir hastalık sonucu var olmadıklarını göstermektedir.  

Yani 50 metre boyunda insanlara ait olmadığı için devasa kemikler görmeyeceksiniz. hatta 2,5- 3 metre boyundaki  devlerin kafatası  kemikleri neredeyse normal insanlarınkine yakın büyüklüktedir. Dev oldukları ilk bakışta anlaşılmaz fakat bilim adamları ve uzmanlar bu kemiklerin devlere ait olduğunu doğrulamaktadırlar. 

 

Işte Şimdi devlere dair somut delillere geçelim:

bir photoshop yarışmasından kalan bu resimler gerçek zannedilerek ortalığa yayılmış hatta dergilere ve gazetelere yansımıştır. Gerçek bir insan iskeletinin büyütülüp başka resme yapıştırılmasıyla yapılan bu resimleri görüntü programcılığından anlamayan insanlar gerçek zannedebilirken görüntü programları bilgisine sahip kişiler biraz dikkatli baktığında bile sahte olduğunu anlayabilir. 

 http://blog.designcrowd.com/article/880/giant-skeletons-seem-too-real-to-be-a-hoax 

bu sahte dev resimleri ortalığı karıştırmış olsa da devlerle ilgili gerçek resimler ve deliller elbette mevcuttur. 

Öncelikle internette göreceğiniz devleri anlatan tüm siteler sahte ve gerçek resimleri birbirine karıştırıp ya tümünü birden gerçek kabul etmişler ya da hepsini sahte kabul etmişler. halbuki sahte olan resimler dünya çapında bir photoshop yarışması düzenleyen designcrowd sitesinde yayınlanmıştır. 

internetteki resimlerin gerçekliğini kontrol etmek için dünya çapında adli kurumlarca da kullanılan ve güvenilirlik seviyesi çok yüksek olan ela analizi programından faydalandık. sizde dijital resimlerin gerçek mi sahte mi olduğunu araştırmak ve öğrenmek istiyorsanız sitemizden ücretsiz ela analizi eğitimi alabilirsiniz.   

Bu programda yüksek çözünürlüklü bir resmin üzerinde yoğunlaşmış beyazlık ya da siyahlık varsa resmin oynandığını o kısmın eklendiğini anlıyoruz. Yani eğer bir bölgede yoğunlaşmış koyu siyah ya da koyu beyazlık varsa resmin o bölgeleri oynanmış demektir. Yani bu resimler sahte demektir.  Eğer böyle değil ve resimdeki renkler birbirine yakın şekilde homojene yakın yayılmış duruyorsa oynanmamış olduğunu yani büyük ihtimalle gerçek olduğunu anlıyoruz. 

Sitedeki en gerçekçi bulduğum resim bu (suyun içinden çıkan dev kafatası) diğer resimlerin ilk bakışta anlaşılıyor ama bu epey gerçek gibi. resim ilk nerede paylaşılmış diye araştırdığımda ilk olarak bu photosop yarışması sitesinde paylaşılmış. ve resmi analiz edebilmek için en yüksek çözünürlükte olanını bulmam lazım. fakat resmin ilk versiyonu bu ve gayet düşük çözünürlükte. fakat düşük çözünürlükte olmasına rağmen analiz ettiğimizde hem adobe yazısını görüyoruz hem de bariz bu dev kafatası parlak beyaz, yani sonradan buraya eklenmiş. 

en çok aklımı karıştıranlardan biride bu üzerinde mavi plastik olan devasa dev resmi oldu. Farklı bir stille yapıldığı için resimdeki aşırı renk farklılıklarını görüyorsunuz. Yani ela analizinde de bu resmin sahte olduğu belli.

bu dev resminin analizi sahte olduğunu gösteriyor. resim zaten fotoşop sitesinde yayınlanmış ve yarışma için yapılmış.

bu çok gerçekçi duran (suyun içindeki dev insan resmi) de büyük ihtimalle sahte. Çünkü devin olduğu bölgedeki ve diğer bölgelerdeki renk farkını görüyorsunuz. renkler homojen değil. resmin asıl kaynağını orjinal halini bulamadım. 

bu çok mükemmel hazırlanmış beni epey uğraştıran dev resmi de sahte. resmin görüntü analizinden neredeyse anlaşılmıyor ama devin olduğu bölgedeki farklılık ve yoğunluk görülebiliyor. Bunun yanında resmin orjinal hali bu sitede. bir arkeolog ekibinin sitesi. 

bu pitcairn adasında bulunduğu iddia edilen dev resmide gerçekten mükemmel hazırlanmış, insanları kandırmayı hak ediyor. görüntü analizinden çok zor anlaşılan bu resimde sahte. resmin orjinali 1934 yılında çekildiği yani siyah beyaz olduğu için analiz programının algılayamadığını düşünüyorum. ancak resmin orjinal halini bu sitede bulunca sahte olduğuna tam emin olabildim. bu bir gezi ekibinin sitesi.  

bu dev resmi de sahte ve gerçekten çok iyi yapılmış. görüntü analizi programında çok zor anlaşılıyor, bir bölge komple siyah iken bir bölge komple beyaz. ve işte bu resmin de orjinali bu sitede ve burada, bir arkeolog ekibinin sitesi. 

bu dev resmi hakkında ne kadar araştırma yaptıysamda sahte olduğuna dair bir delil bulamadım. resmin ela analizinden de bir sorun olmadığı görülüyor. Ela analizini kandırmak çok zordur ama imkansız değildir. Yine biraz önce gördüğümüz sahte resimdeki kafatası bu resimden alınmış. yani bu kafatası şüpheli resimde şüpheli olmuş oluyor.

Yine bu resime ne açıdan bakarsam bakayım hem bir sorun var gibi hemde yok gibi. renkler birbirine çok uyumlu gibi fakat aynı zamanda devin olduğu bölgede bir farklılık var gibi. Bunun yanında bu resim hakkında ne kadar araştırma yaptıysamda bir bilgi bulamadım. En nihayetinde photoshoplu ise çok mükemmel hazırlanmış. Ve böylesine bir resim hakkında hiçbir bilgi bulunamaması şüphe uyandırıcı. 

bu mısırda bulunduğu iddia edilen dev insan resimlerinin orjinal hali bu sitede yayınlanmış. 2010 yılında sitede oluşan bir hatadan dolayı resimler silinmiş. Ama resimler gerçek. bazıları bu resimlerin kameranın lens özelliği yüzünden büyükmüş gibi göründüğünü iddia ediyor. fakat kafatasının hemen yanındaki bu kovanın aynı kazı alanından başka bir görüntüsü var. Kovaları kıyasladığınızda devin kafatasının gerçekten ne kadar büyük olduğu anlıyorsunuz. yani kafatası gerçekten büyük.  

-şövalye olduğu söylenen iskoçya edinburg da bulunan bu resmin analizi sorun olmadığını söylüyor ama resim düşük çözünürlüklü olduğu için  ela analizinden pek emin olamıyoruz. ama aynı bölgede çekilen diğer resimlere baktığımızda özellikle medyaya yansıyan bu resimlerde devlerin kemikleri kaldırılmış. bunun yanında devlerin boş mezarının boyutuyla oradaki insanların boyutunu kıyasladığınızda bu dev resmi gerçekçi duruyor. yani büyük ihtimalle bu dev resimleride gerçek.  

 -bu göreceğiniz örneklerdeki resimler ise büyütülerek yapılmış olduğundan, ela analizinden anlaşılmıyor. çünkü aynı resim büyütülüp konmuş. başka bir şey eklenmemiş. o sebeple renk patlaması yok sadece büyütülmüş resmin etrafında yumuşatma yapıldığını kenarlardan anlayabiliyoruz. ve zaten internette genel arama yaptığımızda aynı resmin hem büyük hem küçük versiyonu çıkıyorsa zaten sahtedir. bu resimde aynı şekilde büyütülerek yapılmış hatta orjinal resimdeki bazı çöpleri de silmiş. 

bu aşamadan sonra göstereceğimiz resimler ve deliller hakkında ise geniş ve güvenilir bilgiye sahipiz.

 şu bir gerçek değil Birazdan delillerini göreceğiniz üzere smithsonian gibi bilim kurumları yüzünden bilim adamları Evrim inancına bağlı olmak zorundadırlar. ve bu yüzden de birazdan göreceğiniz üzere üstünü örtmeyi başaramadıkları Devlerin uzunluklarını az gösterme eğilimindedirler. Yine mesela giza piramiti gibi yüksek teknoloji ürünü yapıları da evrim inancına daha uygun olacağı için Yakın tarihte yapılmış gibi göstermeye meyillidirler. bilim kurumlarının neden masonların Tekeli altında olduğunu, bilim adamlarının neden evrim inancına bağlı olmak zorunda olduklarını, bu evrim’e bağlılıkları yüzünden yaptıklarını bu bölümde daha net göreceksiniz. bunun bir sebebi de kemiklerin çok eski olduğu için parça parça olması ve kesin boyunun hesaplanmasının zor olmasıdır. fakat kemikler çok iri olduğu için çok büyük oldukları anlaşılmaktadır ve normal insan kemiklerine kıyaslanarak minimum boyları hesaplanabilir. 

Antropolog Georges Fache de la Pogue, 1890 da Fransa’da (Castelnaud-les-Lezes’de) bir Tunç Çağı mezarlığında dünyanın en büyük insan iskeletlerinden biri olan Castelnau devini keşfetti. Kemiklerin boyutları normal iskelet parçalarının iki katından fazlaydı. Yaklaşık 3,5-4 metre idi. Castelnau devinin kemikleri Montpellier Üniversitesi’nde incelendi. 1892’de, kemikler Montpellier Tıp Okulu’nda tekrar dikkatle incelendi ve kemiklerin “çok uzun bir türü” temsil ettiği kabul edildi. Bununla birlikte, boyutu anormal olarak nitelendirdi ve insan iskeletinin bu kadar büyük bir boyutunun hastalıktan kaynaklandığını düşünüldü.

İlginçtir ki bu olaydan kısa bir süre sonra, 1894’te basında çıkan haberlerde, Montpellier’deki tarih öncesi bir mezarlıkta daha fazla dev insan kemiklerinin keşfinden söz edilmesidir. Habere göre bu devlerin boyları 305 ila 457 cm yüksekliğinde idi.

-1912’de New York Times gazetesi, Wisconsin’deki Delavan Gölü yakınlarındaki arkeolojik kazılarda dünyanın en büyük 18 insan iskeletinin keşfedildiğini bildirdi . Boyları 231 ila 304 cm arasında değişiyordu ve kafatasları bugün Amerika’da yaşayan herhangi bir ırktan çok daha büyüktü. Çift sıra dişleri, her birinin 6 el ve ayak parmakları vardı. Birkaç rapor, bu dev insan iskeletlerinin Smithsonian Enstitüsü’ne gönderildiğini söylüyor, ancak smithsonian yetkilileri bu iddiaları reddediyor.

Yine teksas ta bulunan toplu dev kafatasları gazete makalesindeki resminde gerçekten çok büyük bir insana ait olduğu anlaşılmaktadır. bir çok dev kafatası ile birlikte bulunan bu dev kafatasları gönderildikleri yerde yokturlar ve şu an kayıptırlar. Bu kayıp kafatasları kitaplarda ve belgesellerde ispat edilen fakat delilleri karartılan sayısız kayıp dev kemiklerinden sadece bir örnek. 

1913 yılında amerika da ozark dağlarında bulunan ve resimleri gazeteye yansıyan bu resimdeki devlere ait kafataslarının yanındaki normal kafatasından çok büyük ve farklı olduğu görülmektedir. o dönem bu kemikleri araştıranlar yaklaşık 3 metre boyunda olduğunu söylemektedir. fakat ne hikmetse bu kemiklerde araştırılması için gönderildikleri yerden kaybolmuştur.    

1933 yılında Steelville, Missouri de yaklaşık 2,5 metre uzunluğunda bu dev iskeleti bulundu. resimde görüldüğü gibi les eaton isimli görevli şahıs 2,5 metrelik devin yanında uzanarak resim çekilmiştir. devle ilgilenmiş o dönemki şahısların beyanına göre dev iskeleti smithsonian kurumuna gönderilmiş ve bir daha haber alınamamıştır.

bu sergilerde gösterilen 2,5 metreden uzun dev iskeletini ise 1895 de smithsonian enstitüsü önce incelemiş sonra 500 dolara satın almıştır ki; 500 dolar o zamanın parasıyla gayet büyük bir paraydı. ardından smithsonian enstitüsü bu iskelet hakkında bir delil göstermeden jelatinden yapıldığını yani sahte olduğunu söyleyip konuyu kapatmıştır.

Dr. AW Furstenan , Catalina adasında yaklaşık 2,5 metre uzunluğunda bir iskelet ortaya çıkardığını bildirdi. dr furstenan ın Meksika’da duyduğu bir efsaneye göre, cataline adasında beyaz adamdan çok önce dev ve asil bir ırk yaşayıp yok olmuştu. daha sonra Amatör arkeolog Ralph Glidden de aynı adada daha fazla dev iskeleti bulduğunu ama bunların imha edildiğini belirtti. 

1890 da tarihi ohio yılan höyüğünde Jeffrey Wilson tarafından keşfedilen bu iskeletin 2,5 metreden uzun olduğu rapor edildi. 

Batı Virjinya daki tarihi Cresap Höyüğünde 1959 da bir araştırma ekibi tarafınca keşfedilen dev insan iskeletleri bu gruptaki tüm bilim adamlarınca doğrulanmıştır. ekibin başındaki dr. danold drago 2,5 metrelik iskeletin resmini kitabında da yayınlamış onaylamıştır.   

yakın zamanda peru da bulunan bu 3 parmaklı olan ve bir insana ait olmadığı düşünülen el hakkında araştırmalar hala sürmektedir. Dr. Edson Salazar Vivanco, “Doktorlar, arkeologlar ve antropologlar tarafından yapılan bazı tahminlere göre bu elin sahibinin boyu muhtemelen 2,7 metre ile 3 metre arasında idi.

Witwatersrand üniversitesinden Profesör Lee Berger güney afrikada toplu dev kemik parçaları bulduğunu makalesinde bildirmiş ve röportaj için gelen gazeteciye elinde bulunan dev kalça ve femur kemiğini göstermiştir. bunun bir anormallik yani hastalık olmadığını çünkü  bu şekilde çok fazla insan kemikleri bulunduğunu söyleyen profesör; bu dev insan türünü arkaik Homo Sapiens ya da Homo Heidelbergensis diye adlandırdıklarını belirtmiştir. Parça parça kemiklerden tam boylarının hesaplayamadıklarını ama 2 metre 15 cm den kesinlikle büyük olduklarını bildirmiştir. 

1950’nin sonlarında, Türkiye’nin güneydoğusunda Fırat Nehri vadisinde yapılan çalışmalarda Devlere ait birçok mezar ve kemik bulunmuştur.

Türkiye de bulunan dev insan fosilleri ile ilgili Dr. Gültekin Caymaz bu fosillerin hayvanlara ait olduğunun yalan olduğunu, insan kemiklerinin birebir büyük hali olduklarını anlatmaktadır. : Birkaç yıl önce Günaydın gazetesi de, Filipinler’de 8 m boyunda bir dev iskeletinin bulunduğunu yazmıştı. “Ankara’da MTA merkezindeki, Prehistorik Eserler Müzesi’ne gidin, orada birçok dev hayvanların dişleri var. Bunlara ilkçağ öncesi ve ilkçağ döneminde yaşayan dev hayvanların kalıntıları deniyor. Göreceksiniz ki, bu dişlerin onlarla hiçbir benzerliği yok. Bunlar sadece insan dişlerine benziyorlar ama dev boyuttalar…. Benim gördüğüm ve incelediğim dev çene kemiği ve dev dişler Antalya yakınlarındaki Karain mağarasında bulundu. Yapılan çalışmalar kalıntıların 50.000 yıllık olduğunu gösteriyor.

Yine dr gültekin caymaz anadoludaki dev yatırların dev insanlara ait olduğunu ve yerli halk tarafından bu mezarların asırlardır kutsal bilindiğini ve insanların dokunmaya korktuklarını anlatmaktadır.    

Gürcistan Borjomi’de bir araştırma ekibi dev insan kemikleri bulmuştur. 6 Ağustos 2008’de, Rus Channel One TV istasyonu bu ekibin hikayesini ele almıştır. Borjomi bölgesinde zaten geçmişten beri devleri gördüğünü iddia eden çok insan vardı. Ve ekip tarafından bulunan kemikler insan kemiğiydi ama çok daha büyüklerdi.  

Yine piramit araştırmacısı Gregor sporri nin Mısırlı bir adamın evinde bulup resmini çektiği mumyalanmış dev parmak daha sonra kayıplara karışmıştır.

Nevada humboldt ta 4 metre uzunluğunda mumyalanmış insan kemikleri bulunmuş bu olay 19 haziran 1931 de gazetelerde yayınlanmıştır. 

-konuyla ilgilenen araştırmacılara göre devlerle ilgili bir çok delil özellikle amerikada bulunan smithsonian gibi sözde bilim kurumlarınca ya yok edilmiştir, ya da depolarda saklanmaktadır. ört bas olayının ayyuka çıkması ve çok bariz göze çarpması Amerika daki lovelock mağarasında bir çok dev iskeletinin bulunmasıyla olmuştur. amerikadaki lovelock mağarasında yarasa gübresi toplamak amacıyla yapılan kazılarda bir çok dev iskeleti bulunmuştu. o bölgede yaşayan pautes kızılderelileri ile kırmızı saçlı devlerin efsaneside zaten lovelock mağarasında yaşanmıştı. Dev iskeletleri  ilk bulunduğunda Yine bir çok kişi tarafından devlerin varlığı onaylanmış ve incelenmesi için bir kısmı bilim kurumlarına gönderilmişti. Ve  devlerle ilgili kalan eserle humbold müzesine gönderilmişti. fakat hemen ardından 1911 de humbolt müzesinde çıkan yangında devlerle ilgili bir çok delil yanmıştır. bugün müzede normal boyutta kafatasları sergilenmektedir. ve Lovelockla ilgili wikipedia sitesinde bulunan kemiklerin boylarının normal olduğu, devlerle ilgili efsanelerin turist çekmek amacıyla anlatıldığı yazmaktadır. fakat don monroe gibi araştırmacıların müzedeki çalışanların izni ile depoya gidip çektikleri resimlerdeki kırmızı renkli kafatasları farklıdır ve büyüktür. Yine müze çalışanı da hükümetin kızıldereliler ile ilgili eserleri kabul etmediği için bu kemiklerin depoda tutulduğunu anlatmıştır. amerikada politikalar gereği müzelerde kızılderelilere ait eserlerin sergilenmesine izin verilmez. yani kızıldereliler yok sayılır, tarih ve bilim açısından onlara ait delillerin üstü örtülür. kızılderelilere karşı yapılan bu tutumun evrim inancını büyük oranda bozacak devlere karşı yapılmış olması da şaşırtıcı değildir.     

Yine güvenilir bir araştırma sitesi olan “sydhav.no” humbolt müzesinden devlerin varlığına dair onay aldığını, dev kemiklerinin depolarda saklandığını yazmaktadır. son olarak bu çene kemiği bir ilizyon gibi görünüyor olsa da dişlerin çok daha büyük olduğu barizdir ve kemiğin rengi ile tipi normal değildir.

Peki neden devlerle ilgili bu sansasyonel bulgular gündem olmuyor diye düşünebilirsiniz. Bunun cevabını ve devlerle ilgili onlarca delili yok ettiği anlaşılan smithsonian enstitüsünde aramak gerekiyor. rockefeller desteğiyle kurulan ve tarih kurumlarını tekeli altına almış olan smithsonian enstitüsü, aynı zamanda okullarda tarih kitaplarında ne yazacağını da belirleyen kurumdur. 

Evrim yanlısı olan enstitünün yaratılış teorisini savunan çalışanlarına baskı yaptığı için Amerika’da enstitüye karşı açılmış adli davalar vardır. bir çok güvenilir araştırmacının ispat ettiğine göre smithsonian Enstitüsü devlerle ilgili fosilleri toplamış yok etmiş veya saklamıştır. zaten simithsonian enstitüsünün bu ilk örtbas olayı değildir Evrim yanlısı araştırmaları ile bilinen enstitü 1909’da bulduğu kambriyen patlaması ile ilgili fosilleri Evrim teorisine zarar vereceği için 70 yıl boyunca saklamış ve bu bilgileri deposunda gizli tutmuştur. smithsonian Enstitüsünün farklı bölgelerde bulunan birçok dev fosilini örtbas etmesi ile alakalı araştırmacı Richard dewhurst bir kitap yazmıştır. 

 

Devler konusunda önemli delilleri kapsayan Richard dewhurst un kitabı; dünya üzerinde bir dönem yaşamış ve hatta ülkelerin krallığını yapmış olan devlerin varlığını ispatlamaktadır. 

Sadece içindeki resimlerle bile dünyanın bir çok yerinde devlerin yaşamış olduğunu ispatlayan Kitabın açığa çıkardığı önemli konular şunlardır.

Kitap öncelikle Kuzey Amerika’daki eski bir dev ırkına ve bu dev ırkının delillerinin 150 yıl boyunca Smithsonian Enstitüsü tarafından örtbas edilmesine ilişkin önemli kanıtlar ileri sürer. 

 

Özellikle Mississippi Vadisi’nde bir çok dev iskeletinin ve devlerin kalıntılarının nasıl bulunduğunu göstermektedir.

Kitap; Gazete makaleleri, birinci şahıs beyanları, devlet tarihi kayıtları ve resimli saha raporları dahil olmak üzere 400 yıllık dev buluntularının raporlarını içerir.

 

1920’lerde  Catalina Adası’ndaki en az 6000 yıl öncesine tarihlenen megalitik mezar kompleksindeki, 9 metreden uzun krallar da dahil olmak üzere 4.000’den fazla dev iskeletinin varlığını ispatlar.

100’den fazla nadir fotoğrafın yanında, kayıp kanıtlarında tanıkların ağzından çizimlerini içerir.

Amerika Kıtasındaki Mound Builder sitelerinde binlerce dev iskeletinin nasıl ortaya çıkarıldığını, ancak tarihsel kayıtlardan kaybolduğunu gösteriyor. Nevada’daki Spirit Cave’de bulunan, ince kumaşlara sarılmış ve MÖ 8000’e tarihlenen dev mumyalar gibi diğer gizli dev insan keşifleri de kitapta incelenmektedir. Florida’nın batı kıyısındaki düden de bulunan ve MÖ 7500 yılına tarihlenen yüzlerce kızıl saçlı dev bataklık mumyası; ve Arizona, Oklahoma’da nüfusu 100.000’i aşan devlerin şehirlerinin kalıntıları bulunmaktadır.

Dewhurst, bu gerçekleri bastırma olayının nasıl İç Savaş’tan kısa bir süre sonra başladığını ve 1879’da Binbaşı John Wesley Powell’ın; Smithsonian direktörü olarak atanmasıyla katı bir evrim yanlısı olan, Manifest Destiny gündemini başlattığı zaman bu girişimin nasıl delilleri tamamen yok etmeye dönüştüğünü göstermektedir.  

 

Yani kitap özellikle smithsonian Enstitüsünün devlerin fosillerini defalarca kez nasıl yok ettiğini kanıtlamaktadır. 

 

Bu yazı  richard dewhurst un kitabına itiraz olarak yazılmış. Kitaptaki Bir kaç ufak hatayı ele alarak kitabın tamamen yalan olduğu söylenmiştir. Fakat sadece amerika da 1800 lerden beri bulunan devlere ait onlarca eser, görgü şahiti, gazete haberlerinin hepsinin yalan olduğunu kimse iddia edemez. Gene  bir çok yerde bulunan ve resimleri göz önünde olan devlerin varlığı ile bu devlerin kaybolmuş olması dewhurst un kitabını doğrulamaktadır. Daha önce evrim adına örtbas olayına dahil olan smithsonian enstitüsünün devleri de ört bas etmesi şaşılacak bir durum değildir. Zaten örtbas olayı ile alakalı da bir çok şahit vardır. Ve Yine amerikan başkanlarının bile derin devletten izin alarak girebildiği 51. Bölge gibi süper gizli kapaklı devlet kurumları amerikan devletinin örtbas konusundaki tutumunu gözler önüne sermektedir. 

 

Bunun yanında Jim Vieira ve hugh newman ın “giants on record” kitabı da aynı konudan bahsetmektedir. kitap Amerika da bulunan devlerin kanıtlarını ve 1800 den beri smithsonian enstitüsünün devlerin delillerini yok ettiğini ispatlamaktadır. 

 

Yine 2014 yılında çekimine başlanan bu belgesel serisinde “search for the lost giants” hala daha bulunan 3 metreye yakın dev kemikleri anlatılmaktadır. 

 

Smithsonian enstitüsünün kendi bilimsel yıllık raporlarında da 7-8 metrelik devlerin 17 hesabı vardır.

Enstitü komik bir şekilde Bugünlerde kendi sitesinde de devlerle ilgili haberler paylaşmaktadır. fakat hala daha ders kitaplarında Evrim basamağında devleri gösteren bir şema ya da evrim teorisini çökerten kambriyen patlaması gibi konular geçmemektedir.

 

devler bilim adamları tarafından da kabul edilmiştir. Homo Meganthropus diye adlandırılan insan türünün boyu normal insanlardan çok uzun olarak biliniyordu, ama tam uzunluğu hesaplanamayan bir tür olarak bilim literatürüne geçmiştir. 

işin ilginç yanı ilk zamanlar bilim camiası tarafından kabul edilen devler daha sonra evrim teorisine uygun düşmediği için bilimsel literatürden silinmek istenmiştir. örneğin; 1868 de keşfedilen cro magnon adamı olarak bilinen insan türü bildiğiniz dev boyutundaydı ve bilim adamları tarafından boylarının 2 metre 15 cm den uzun olduğu biliniyordu. bu dev insan türü evrim şemasına bir ara tür olarak konulamadı ve nasıl oluştuklarına dair herhangi bir teori sunulamadı. cro magonlar bilim adamlarına göre son buzul çağı dönemlerinde yani nuh tufanının olduğu dönemde yaşamıştı. binlerce yıl önce yok olan cro magnonların genlerinde bir mutasyon tespit edilmişti. insanlardan farklı şekilde cro magnonların kafatası şekli biraz daha değişikti ve dikdörtgen gözleri vardı.

 

(Eski çağlardan kalma iki tane Magnon’un Mitokondiriyal DNA araştırma ekibi tarafından bedenleri incelendi. David Caramelli’nin tespiti sonucunda mutasyona uğramış asıl adı Haplotypest olan ama bilim dilindeki adı Haplogroup A olan tek nükleotid poliformizim (SNP) genetiğine rastlandı.- ve akad imparatorluğunun yani kuranda geçen Ad kavminin olduğu bölgeden tüm dünyaya yayıldıkları bilinmektedir.)

 

 fakat ne gariptir ki bugün bilim adamları cro magnonu evrime uymadığı için ismini ve cismini değiştirmişlerdir. ismi erken modern insan olmuş boyu da normal insan boyu ile aynı hale gelmiştir. bilim adamları bu değişikliği de evrime daha uygun olduğu için yaptıklarını söylemektedirler. Ne olmuştur ve ne değişmiştir de 7 fitten uzun olan cro magnonun yeni bilimde hem boyu kısalmış hem de ismi değişmiştir. 

tüm dünyada bilim adamlarının evrime bağlı olma zorunluluğu vardır. materyalist apriori denen bu olgu bir inancı ön kabul etme ve bu ön kabule göre araştırmalarını bina etme durumunu ifade eder. 

Fakat zannedilenin aksine a-priori nin manası gerçek bilgiyi temel almak değildir. tam tersi bir inancı gerçekmiş gibi var saymaktır. a-priori Bilim dışı şekilde bir inanca bağlılıktır. Yani a-priori yüzünden kanıtlanmış olmayı bırakın çürütüldüğü gizlenen evrim teorisi bir inanç olarak benimsenerek bağnazca bu inancına uygun şekilde bilimsel veriler bina edilmektedir. yani bilim dışı şekilde Evrim inancına uyabilecek bilgiler araştırılmakta, Evrim inancına uymayan bilgiler ise Görmezden gelinmekte ya da saklanmaktadır. Halbuki bilim ne derse gerçek odur ve inanç bilime göre şekillenir. evrimcilerin yaptığı gibi inanca göre bilimi şekillendirmek mantık ve bilim dışıdır. bilim camiasında materyalist a-priori ye yani evrim inancına bağlı olmak zorunda olunduğunu itiraf eden birçok bilim adamı vardır. 

yani tüm dünyada smithsonian gibi evrimi ön kabul etmiş bilim kurumları söz sahibi olduğu için çalışanlarına ve bilim camiasına evrimi kabul şartı koymuşlardır. kendilerine karşı gelen yani gerçeği söyleyen bilim adamlarınıda önce uyarır sonra uslanmazsa afaroz ederler. sonra da basın açıklamalarında tüm bilim adamları evrimi kabul ediyor derler. gördüğünüz gibi deccal sisteminin bir elinde cennet diğer elinde cehennem vardır. evrimcilerin bir çok gerçeği nasıl ört bas ettiğini, evrimin bilim değil de çok tanrılı dinlerin kabul ettiği bir inanç olduğunu,  evrim teorisini makaleleriyle çökerten bilim adamlarının delillerini evrim ile ilgili bölümde göstereceğimiz için şimdi geçiyoruz.    

 

Amerikalı bir araştırmacı ve paleontolog Michael Cremo “İnsanlığın Bilinmeyen Tarihi” kitabında, genel olarak kabul edilen insani gelişme teorisiyle; yani bize tarih kitaplarında anlatılan okullarda öğretilen tarihle; ciddi şekilde çelişen birçok kanıt gösterir. ve Bu kanıtların genellikle üstünün kapatılıp, söz edilmediğinden bahseder. 

smithsonian enstitüsü tarih KOLEKSİYONLARININ YALNIZCA YÜZDE BİRİNİ GÖSTERmektedir. Yani buldukları tarihi eserlerin yüzde 99 unu depolarında gizli tutmaktadır. 

500 binden fazla antik döneme ait papirüs ingiltere nin birleşik krallık keşif topluluğuna aittir ve oxford üniversitesinde araştırılıyor denilerek kilitli tutulmaktadır. bunların çok ama çok azı insanlarla paylaşılmıştır.

Tüm bu gizlilik ve örtbas Olayı, tarihi gerçekleri insanlardan saklama çabası nedendir?

Tüm bu gerçekler; kendi menfaatleri için insanları gerçeklerden uzak tutan gerçeğin üstünü örten kafirlerin Yaratıcı tarafından neden tehdit edildiğini göstermektedir.  

 

Kafir kelimesinin İslam dinindeki anlamı gerçeğin üstünü örten gerçeği saklayan demektir. Deccal kelimesinin manası ise çok büyük yalancı, yani gerçeği yalan gösteren yalanı ise gerçek gösteren demektir. kendi saltanatları yıkılmasın yani Semavi dinleri doğrulayan Deliller bulunmasın; sekülerizm ve evrim inancı zarar görmesin diye gerçekleri saklamaktadırlar. Aynı şekilde iyi insanları ve toplulukları kötü göstermek, kötü insan ve toplulukları ise iyiymiş gibi göstermeye çalışmak bu belgesel serisinde çokça ispatını göreceğiniz masonik faaliyetlerdendir. 

 

Yine Dr. Gültekin Caymaz devlerle alakalı asıl bulguların 1950 li yıllarda askeriye tarafından el konulup götürüldüğünü söylemiştir. Prof caymaz bir şöförün 1950 yılında türkiyedeki askeri kazılarda çıkarılan dev insan iskeletlerinin kendisine tsk tarafından taşıtıldığını ve bir askeri depoya götürüldüğünü anlatır. : “Polatlı’da yaşayan ve otobüsçülük yapan Yılmaz isimli biri bana ilginç bir olay anlattı. 1950-1951 yıllarında iken kendisi at arabasıyla askeri bir kazadan çıkarılan dev insan iskeletlerinin kemiklerini taşımış. Kemiklerin çok büyük olduklarını söylüyor ve bir askeri depoya istiflendiklerini ekliyordu. 11.6.1983’te Milliyet gazetesinde böyle bir haber çıktı. Adapazan ¬Kaynarca yolu üzerindeki bir yatır mezarının 9,5 m boyunda olduğu yazılıydı. Van ve Sinop dolaylarında da dev mezarlar bulunuyor. Ankara’nın çok yakınında bir dev mezarı inceledim. Köylüler, beni sıkı sıkı uyardılar, sakın bir şey alıp gitme, yoksa felaketler olur dediler. Bu uyarıya saygıyla uydum.”

Masonların tüm dünya ülkelerinde gladio, Ergenekon, illuminati tarzı derin devlet örgütleri ile gerçekleri örtüp kendi saltanatlarını sürdürdüklerine; kozmik odalarda devletin değil kendi çıkarları için bilgileri sakladıklarına ileriki bölümlerde çok güzel değineceğiz. 

http://www.6000years.org/giant_reports.html

devlere dair bilgilerin arşivlendiği bu sitede bugüne kadar haberlere yansımış ve raporlara geçmiş tüm dünyada bulunan dev insan kalıntılarının bilgilerini görebilirsiniz.  

geçmiş dönemlerde sürekli dev insan iskeletleri bulunduğu gibi bugün de hala Bu iskeletlerden Dünyanın farklı yerlerinde bulunmaktadır. redhead adlı video serisini izlediğinizde yeni bulunan dev kemiklerinin bazı kanıtlarını görebilirsiniz. 

şimdi göstereceğimiz antik delileri anlamak için öncelikle Devlerin nasıl oluştuğunu yani Devlerin Tanrıların çocukları olduğunu anlamanız gerekiyor. birazdan göreceğiniz üzere tarihi kayıtlarda ve mitolojik kaynaklarda devler tanrıların çocuklarıydı ve tanrı veya yarı tanrı olarak adlandırılırlardı.

Zaten devlerin hep tanrı ve kral olarak resmedilmesinin sebebi budur. çünkü Devler öyle sıradan insanlardan doğan sıradan varlıklar değildi, tanrıların çocuklarıydı ve o yüzden kraldılar.

Örneğin zeusun oğlu Herkül ve Samson da birer devdi ve kraldı.

Mu ile aynı inanç ve kültürü paylaşan bu çok tanrılı ülkelerde kralların dev olarak resmedilmesinin nedeni budur. Mu ve atlantisin tüm kolonilerine tüm dünyada varolduğunu 7.bölümde ispatladığımız yılan tanrılarla birlikte bu tanrıların çocukları olan devlerde krallık yapmıştır. Diğer maddelerin ve insanların boyutları normalken kralların dev olarak resmedildiği, dünyanın farklı yerlerinde benzer şekilde çizilmiş bu antik resimler; tabi ki hayal ürünü ya da tesadüf değildir ve rastgele çizilmemiştir.

Bu devleri gösteren resim, çizim, heykel, figür ve tabutların yanı sıra; Dünyanın her yerinde devlerin yaşadığına bir örnekte dünyanın her yerinde bulunan dev ayak izleridir. Bu izlerde öyle rastgele kalmış izler değildir. kalıcı bir eser bırakmak amacıyla özel taşlara basılmış izlerdir. nitekim kadim çok tanrılı dinlerini devam ettiren hindistanda insanlar bu dev ayak izlerini kutsamakta hatta tapmaktadır.

 

Şu bir gerçek ki antik dönemde insanlar gördükleri şeyleri olduğu gibi çizip yansıtıyorlardı. Çoğunlukla gerçeğe en uygun şekilde duvarlara çiziyor ya da işliyorlardı.  Dünyanın her yanında varolan bu dev ayak izleri de aynı şekilde gerçeğe uygun yapılmıştır. Bu dünyanın her yerinde bulunan dev ayak izlerinin gerçekten devler tarafından mı yoksa insan yapımı mı olduğu nedense araştırılmamıştır.  Fakat ne türlü yapılmış olursa olsun bu dev ayak izlerinin varlığı kesinlikle devlerin tüm dünyada var olduğunun bir kanıtıdır. çünkü normal insanlar tarafından yapılsa bile bu insanlara yaptırılmıştır. Yoksa İnsanlar neden kendi krallık sembollerini çizmemişlerde her yere dev ayak izini sembol olarak çizmişlerdir. böyle bir sembol tüm dünyada aynı şekilde uydurulmuş, tesadüfen veya boş yere yapılmış olamaz. Kral olan devlerin varlık ve güç sembolleridir.

 Zaten bu tarz dev el ve ayak izi sembolleri tesadüfen yolda giden bir Devin ardından kalmış ayak izleri değildir. Bunlar genellikle özel olarak yaptırılmış sembollerdir. Örneğin Peygamberimizin ayak izi Onu sevenler tarafından hatıra kalması için özel olarak bir taşa işlenmiştir. birçok insanın asılsız bir rivayete dayanarak dediği gibi Peygamberimizin ayak izi mucize eseri var olmamıştır. onu seven hatırasını saklamak isteyen birileri tarafından ayak ölçülerine uygun olarak yaptırılmıştır. 

 

Yine bir örnek olarak Suriye ain dara antik tapınağının önünde 1 metreden daha uzun dev ayak izleri bulunmaktadır. Ain dara tapınağında da diğer tüm antik yapılardaki gibi Bilinmeyen antik teknoloji ile yapılmış bazalt heykeller ve bloklar vardır. Ain dara tapınağı devler ile antik dönem çok tanrıcılığı arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermektedir. 

 

Yine hindistandaki Lord Hanuman ın kutsanan dev ayak izi 4 farklı yerde vardır ve şaşırtıcı şekilde bu izlerin boyutu ve tipi aynıdır. Yani gerçekten aynı ayaktan kalma ya da aynı ayağa göre yapılmış izlerdir. 

 

Peki bu devler kimdi nasıl oluşmuşlardı?

 

Peki en önemli soruya geçecek olursak bu devler nasıl oluşmuşlardı? Öncelikle dünyanın her yerindeki antik kayıtlarda üst Boyuttan gelen insan olmayan kralların insan kadınları ile evlendiği ve çocukları olduğu yazmaktadır. Ve antik kayıtlarda yazdığına göre bu tanrıların çocuklarından bazıları dev olmaktadır. Hatırlayın önceki bölümlerde günümüzde uzaylılar ve cinlerle evlenen veya ilişkiye giren birçok insanın örneğini vermiş hatta bunun dünya var olduğundan beri yaygın bir fenomen olduğunu göstermiştik. 

Demek ki fizyolojik bir bedenleri var ki ibadet ediyorlar, onlarda namaz kılıyorlar, içiyorlar  evleniyorlar, bir sosyal hayat yaşıyorlar. –Cin suresinde zaten diyor. –Şimdi insanlarla cinlerin evlenmesi var mı? Gerçekten böyle bir şey var mı? –Var. Evet. gerçekten var.  –Peki nasıl oluyor? –Bu şekilde evlenen hatta çok tanınmış bir manken biliyorum. 

üst Boyutta yaşayan cinlerin insanlarla Aynı kütleye sahip olduğunu Çünkü bizim içi tamamen boşluklardan oluşan atomlardan oluştuğumuzu önceki bölümlerimizde anlatmıştık. Yine üst boyuttaki varlıkların gereken şartlar oluştuğunda alt boyuta geçebileceğini ve uzaylıların yani cinlerin bizim boyutumuza biyolojik varlıklar olarak geçtiğine dair birçok kanıtı önceki bölümlerde göstermiştik. bu uzaylılarla evlenme fenomeni Bugün en fazla Amerika Kıtası’nda yaygındır. O nedenle Amerika Kıtası’nda Uzaylılar ve kadınları kaçırıp hamile bırakmaları ile ilgili çok fazla dizi ve belgeselde çekilmiştir. bulunan birçok insan olmadığı halde zeka sahibi olduğu belirlenen fosil ve cesetlerin bu ilişki sonucu Doğan melez varlıklar olma ihtimalinin yüksek olduğunu da önceki bölümlerimiz de not düşmüştük. Hatta zaten dünyanın farklı yerlerindeki lahitlerde yılanımsı mumyaların bulunduğunu ve bunların ya ortadan kaybolduğunu ya da devletler tarafından el konulduğunu göstermiştik. zaten biraz önce smithsonian Enstitüsü’nün Devlerin fosillerine nasıl ve neden yok ettiğini gördünüz. bilim kurumlarının tekelleri altında tutan dünyanın yöneticileri Elbette menfaatleri zarar görmesin diye bu bilgilerin ve delillerin açığa çıkmasını istemiyor ve olabildiğince engelliyor. İnsanlarda; “Eğer Bunlar gerçek olsaydı hükümetler ve bilim adamları açıklardı, demek ki gerçek değil” diyerek gerçeklere inanmıyor. Ama çok fazla delil olduğu ve Gerçeklerin er yada geç gün yüzüne Çıkmak gibi güzel bir huyu olduğu için bugün bu belgeseli izliyorsunuz. İşte bu bölümde göreceğiniz antik yazıtlar ve delillerde insanlarla Tanrıların yani cinlerin evlenebildiğinin ispatını pekiştirecektir. 

 

Peki bugünde insanlar ile Cinler evlenebiliyor O zaman neden Devler oluşmuyor diye sorabilirsiniz. Bu sorunun cevabı da Yine kuantum ile ilgilidir. üst boyutlara etki eden en büyük enerji insan düşüncesi olduğu için Eskiden insanlardan büyü ile daha fazla düşünce gücü elde eden Cinler güç bu şekilde bizim boyutumuza geçip güçlü üreme sergileyebiliyorlardı. O yüzden bizim boyutumuz da yaşayabilen Devler var oldu. ya da delillerini daha önce gösterdiğimiz gibi tufandan önce Cinler insanlar ile aynı boyutta yaşıyordu. O yüzden de melez varlıklar olan Devler var oldu. fakat şimdi cinler üst boyuta sürüldüler ve bizim boyutumuza biyolojik olarak çok zor geçiş yapabiliyorlar. bunun yanında günümüzde uzaylılar tarafından kaçırılan insanların ve cinlerle evlenen kadınların beyanlarına göre bu insanların cinlerle suni döllenme ya da direkt ilişki sonucu doğmuş olan çocukları da üst boyutta yaşamaktadır. Tahminimce zülkarneyn setti vasıtasıyla 4. boyut ile 3. boyut arasına sıkışmış olan Yecüc Mecüc Yani insan ile cinlerin Melez çocukları olan Devler ve Cüce varlıklar; insanların bunlardan tam bir gaflet içinde olduğu bir anda, üçüncü boyuta geçmelerini engelleyen Zülkarneyn peygamberin yaptığı manyetik bakır seti aşarak; her tepeden kitleler halinde dünyayı Akın edecek ve dünyadaki neredeyse tüm gıda kaynaklarını tüketeceklerdir. 

 

Bugün böyle bir dev ırkı olmadığını bildiğimizden dolayı devlerin antik dönemlerde oluşmuş mutantlar olduğunu anlayabiliyoruz. 

Tabi ki de normal insan biyolojisine aykırı olan bu anormalliğin bu kadar çok ve yaygın olmasının tek nedeni daha önceki videolarda da delillerini sunduğumuz ve antik kayıtlarda da hep anlatıldığı üzere tanrı olan cinlerin insanlarla çiftleşmesiydi. Çünkü bir anormallik ve mutasyon bu derece yaygın olamazdı. Düzenli şekilde devler üretilmişti ve tufandan sonra neredeyse tamamen yok olmuş bu devlerin üretiminin kesilmiş olmasının tek açıklaması kuran da ve tüm antik kayıtlarda belirtildiği gibi cinlerin 3.boyuttan 4.boyuta sürülmesi yani cinlerle insanların ilişkilerinin kesilmiş olmasıydı.

Devlerin; insanlarla ve tanrı olduğunu iddia eden cinlerin çiftleşmesi sonucunda doğduklarını anlayabilmek için Öncelikle antik dönemin pagan dinlerinde tanrılarla insanların evlenmesi kültünün ne kadar çok yaygın olduğuna bakalım. 

 

Zaten yarı Tanrı kavramı Bu evliliklerin bir sonucu olarak tüm dünya mitolojilerinde var olan bir olgudur. Yarı Tanrılar; Tanrılar ile insanların melez çocuklarıydı. Yarı insan yarı Tanrı özellikleri sergilerlerdi. yarı Tanrılar bilimsel literatüre de “DemiGod” Şeklinde geçmiştir. bu makalede yarı Tanrıların bir tanrı ve insan bir anneden Doğan melez Tanrılar olduğu anlatılıyor. Yine Bu listede tüm dünyadaki tüm Çok tanrılı dinlerde yarı Tanrıların var olduğunu görebilirsiniz. Devler cinlerle insanlardan Doğan melez canlılar olduğu için genetik olarak farklıdırlar. bu bölümde bilim adamlarının devlerle ilgili bulduğu genetik farklılıkları anlattık. bir sonraki bölümde bu genetik farklılık ile ilgili daha fazla delil göstereceğiz.

 

Yunanlarda Tanrı insan evliliği

Yunan mitolojisinde dev olan Herkül, Zeus’un gayri meşru çocuğu idi ve annesi ölümlü bir kadındı yani insandı. Perseus, Truvalı Helen ve Minos; Zeus’un diğer ünlü çocukları arasında. Evet, Yunan Tanrılarının insan kadınları ile evliliği sonucu oluşturdukları soy ağacı çok karışık.  Konu ile ilgilenen tarihçilere göre Şecere haritalamaya çalışmak neredeyse imkansız.



Yani dinlerine inanan eski yunanlılar kelimenin tam anlamıyla, Zeus’un gerçek dünyada insan kadınlardan yavru üretebileceğine inanıyorlardı. Buna inanan birçok insan arasında, Zeus’un oğlunun babası olduğunu iddia eden Büyük İskender’in annesi de vardı. Büyük İskender’in buna kendisinin de inandığı iddia edilir. 

 

Mezapotamya da tanrı insan evliliği

Mezapotamya da da Tanrılar ve insan arasındaki evlilik veya çiftleşme kavramı, daha sonra birçok yarı tanrıya neden olmuştur. 

 

Mezopotamya krallarından biri aşk tanrıçası İştar ile evlenmişti. MÖ 2300’den önce çok erken Mezopotamya’dan bu tür evlilikler hakkında yazılı edebi kanıtlar var ve bu kavram çok daha sonraki dönemlere kadar devam ediyor. Bazı bilim adamları, bu evliliklerin, kral ile tanrıçayı temsil eden bir rahibe arasında olduğunu öne sürdüler.

 

Antik mısırda tanrı insan evliliği

 

önemli olan diğer kültürlerden örnekler verecek olursak antik Mısır tanrılarıda insan kadınları ile evlenmiş devlere baba olmuşlardı.   

Tanrılar ile insan kadınları arasında aşk ve evlilikler yaşanıyordu. Bunun yanında mısır bilimcilerinin raporlarına göre; antik mısır da horus un izleyicileri diye adlandırılan bir halkın mısırın bütünü üzerinde bir arisokrasi oluşturduğu yani mısırın yöneticisi olduğu kuramı vardır. Antik mısırın mezarlıkları incelendiğinde mısırın kuzeyinde bulunan sülaleler öncesi döneme ait yönetici sınıfın iskeletlerinin daha büyük olduğu görülmüştür. bu ırkın nereden geldiği bilinmemektedir.

2.ramses gibi boyu çok kısa olduğu halde kendisini dev olarak tasvir eden son dönem firavunlarıda vardır. Fakat çok eski firavunların dev olarak çizilmesi hiçte boşuna değildir. Mesela bilim adamları tarafından bulunup araştırılan bu firavun tam bir dev olduğu ve boyunun  6 fitten yani, 1 metre 87 cm den daha uzun olduğu söylenmiştir. 1,87 cm gayet normal bir boydur. fakat bilim adamları bu firavunun coşkulu bir büyüme gerçekleştirdiğini söylerler. Yani firavunun boyu bilinçli şekilde tam olarak hesaplanmamış ve tahmini olarak 6 fitten uzundur denmiştir. 

Yine bir örnek olarak antik Mısır hanedanlıklarına ait bu bakır heykel Normal insan boyunda heykelle birlikte yapılmıştır. Yine mısırda bir Çok dev boyutlu tabut ve mezar vardır. bunların yanında Az önce gösterdiğimizde Mumya parmağını da unutmayın.

Antik Hindistan da tanrı insan evliliği

 

Hinduizm dininde  insan kadınlarının tanrılarla evlendiğini anlatan kutsal metinler vardır.  Örneğin Hinduizmde Andal ve sita isimli insan kızları tanrılarla evlenmiştir ve bugün hala kutsal kabul edilirler. 

Vedaların çeşitli bölümlerinden oluşan eserlerde; tufandan önce yani mu ve atlantis döneminde yaşamış tanrı Kasyapa’nın çeşitli eşlerinden ve metreslerinden pek çok tanrı, dev ve canavarsı çocuğu olduğu anlatılır.

Hint mitolojisinde tanrılar ile insanlar o kadar içli dışlıdır ki tanrıların çoğunun evlendiği kadınlar insan mı değil mi belirtilmemiştir. Fakat sayısız hint figür ve resimlerine baktığınızda tanrıların genellikle mavi renkli tasvir edildiğini düşünürsek evlendikleri kadınların normal insan olduğu göze çarpmaktadır.   

Hint mitolojisinde devler genel olarak daityalar veya raksashalar olarak adlandırılırlar. Ve hint mitolojisindeki bu devler tanrıların  çocuklarıdır.  hindistanda Devler tanrıların çocukları olduğu için tanrı sayılırlar ama diğer kardeşlerini yani gerçek tanrıları kıskanıp onlarla savaştıkları için bir alt sınıfta tanrılardır. Bununla  birlikte hindistanın deva denen tanrıları  dev manasına gelmez ama garip bir şekilde dev gibi tasvir edilirler. Ve bu deva denen tanrıların yarı tanrı olup olmadıkları hint mitolojisinde tartışmalıdır. Yani bu deva denen (indra gibi) dev şeklinde tasvir edilmiş tanrıların yarı tanrı olma ihtimali yüksektir. 

Hindistan ın antik  dyzan kitabında; Atlantisliler in kendi cesametlerinde olan heykelleri inşa ettikleri anlatılır.

 

Antik mayalarda tanrı insan evliliği

 

Maya mitolojisinde de devler önemli bir yer tutar. Meşhur “cabrakan” adlı tanrı bir devdir. Ve yeraltı dünyasının yönetici iblisi “vucub caquix” in oğludur. Yani maya dininde tanrı olarak bilinen devler şeytanın oğluydu. 

 

Yine maya mitolojisinde “bacablar” isimli devler atlantis döneminden kalma tanrı devlerdir. Büyük tufanda bu devler tamamen ölmemişler ve tufandan sonra yeni kurulan 2.dünyada tekrar kral olarak yaşamaya devam etmişlerdir. Maya inançlarına göre bu devler tarihi devirler boyunca tekrar dünyaya yayılacak ve tekrar yok olacaklardır.

 

Yine Amerika kıtasında palenque deki piramitin içinde yatan lord pacal mayaların tanrısıydı ve 2.30 boyundaydı. 

 

Antik azteklerde tanrı insan evliliği

 

Aztek mitolojisinde ise devlere Quinametzin denilirdi. Aztek inancına göre bu devler eski dönemde dünyayı doldurmuş fakat günahlarından ve kötülüklerinden dolayı yaratıcı tarafından cezalandırılıp yok edilmişlerdir.

 

Bunun yanında Amerika kıtasını işgal eden ispanyol ve diğer avrupalı işgalciler tarafından yazılmış bir çok kitapta da devlerin kalıntılarının görüldüğü hatta dev kemiklerinin avrupaya götürüldüğü anlatılmıştır. Hatta ve hatta avrupalı işgalcilerin karşısında savaşan bir dev bile, avrupalı askerlerin şehitlikleriyle kitapta geçmektedir. 10 metre boyunda dev savaşçı tek başına avrupalı askerleri püskürtmüştür. Yakın zamanda benzer bir olayın afganistanda da yaşandığı iddia edilir. Kırmızı saçlı bir devin yaşadığı söylenen bir mağaraya giden afganistandaki amerikan askerleri devin saldırısına uğramış sonra devi öldürüp ülkelerine götürmüşlerdir.

 

Bununla birlikte Şeytanlarında insanlarla ilişkiye girip kralların babası olduklarına dair anlatımlar her kültürde mevcuttur.

 

Bütün yaratılış efsanelerinde ve kutsal kitaplarda; göklerden inen, üstün özellikleri bulunan ve insanlara teknolojiyi veren yılan biçimli tanrıların dünyalı dişileri hamile bıraktığından hatta gökten inen bir ışıkla gebe kalan dünyalı dişilerden bahsedilir.

İşte bu evlilik olayı hz. Nuh tufanı ile batmış olan Mu ve Atlantis kavimlerine kadar uzanmaktadır. 

Platon Atlantis efsanesinde Ada halkının atalarının, Poseidon tanrısı (şeytanı) ile insan anneden doğan nesil olduğunu ileri sürer.

 

Ölü Deniz Parşömenleri Kumran Yazıtları“nın “Yaratılış Çağları (4QI80)” bölümünde; nuh tufanından önce İblis ve onun meleklerinin insan kızlarıyla cinsel ilişkiye girdiğini, onların da devleri doğurduğu ve böylece yeryüzünde fesadın ve kaosun yayıldığı ardından tufanın olduğu vurgulanır. Yine tanrıların bu kadınlara büyüyü de öğrettikleri yazar. 

Esseneler olarak bilinen, dışa kapalı Yahudi bir toplumun çok eski yazılı metinleri olan “Ölü Deniz Parşömenleri Kumran metinlerinin Yaratılış Çağları (4QI80)” bölümünde şöyle yazmaktadır:  “Bütün bunlar, seçtikleri arasından kendilerine eş seçtiler, onların yanına gitmeye başladılar ve onlarla kendilerini kirlettiler. Onlara büyücülük ve sihirbazlık öğretmek için… Onlardan hamile kalıp devleri doğurdular… “Güçlü Olan(Allah), onlara haykırdı ve Dünya’nın bütün temelleri sallandı ve dipsiz kuyulardaki sular fışkırdı. Göğün bütün pencereleri açıldı ve dipsiz kuyulardan çıkan güçlü sular sele dönüştü. Göğün pencerelerinden yağmurlar boşaldı ve O, Tufan’la onları yok etti... Bu nedenle kuru toprak üzerindeki her şey helak oldu; adamlar, hayvanlar, kuşlar ve kanatlı yaratıklar öldü. Devler kaçmadı…”

 

tevratta ise nuh tufanından önce Tanrı’nın oğulları, insan kızlarına gelmişler ve (devlere) baba olmuşlardı .denmektedir. tahrif olmuş ‘Tanrı’nın oğulları” ifadesinin yerine Tora tefsircileri “yöneticilerin oğulları” veya “hakimlerin oğulları” ifadesini kullanmışlardır.  

“İnsanoğlu, toprak üzerinde çoğalmaya başlayıp kızları doğunca, Tanrı’nın oğulları (yöneticilerin oğulları), insan kızlarının iyi olduklarını gördüler ve her şeçtiklerinden kendilerine eş aldılar. Tanrı: “Ruhum insanı sonsuza dek yargılamayacak; çünkü o etten başka bir şey değil. Günleri 120 yıl olacak” dedi. Devler(Nefilim) o günlerde ve daha sonraları yeryüzündeydiler. Tanrı’nın oğulları, insan kızlarına gelmişler ve (devlere) baba olmuşlardı. (Devler) ezelden beri en güçlülerdi; şöhretli kişilerdi. Tanrı yeryüzünde insanın kötülüğünün artmakta olduğunu gördü. (İnsanın) en derin düşüncelerinin yarattığı eğilimler, gün boyunca, sadece kötüyeydi. Tanrı: “Yaratmış olduğum insanoğlunu yeryüzünden sileceğim, – insandan evcil hayvanlara, yer hayvanlarına ve gökyüzündeki kuşlara kadar-” dedi. Fakat Noah, Tanrı’nın gözünde beğeni bulmuştu.” Bereşit(Tekvin): 6/1-5, 78

 

Yunan alegorileri Atlas’ın 7 kız çocuğundan bahsederler. Bunlar, etnolojik olarak, 4 üncü Kök Irk’ın 7 Alt Irkı’nı temsil ederler: Hepsi de tanrılarla evlenmişler ve bir çok uluslarla kentlerin kurucuları olan ünlü dev kahramanları doğurmuşlardır.

 

Antik enok un kitabında o dönem yaşanan kaosta devlerin rolünü İdris peygamber olduğu tahmin edilen Enok un anlattığına göre de: göklerin çocukları insan kadınlarına şehvet duyup onlarla evlenmişler sonra da bu kadınlardan devler doğmuştur. Daha sonra da bu devler insanları bile yemeye başlamış, Ardından tufan gerçekleşmiştir.   

 

 Enok’un Kitabı 7. Bölümde şöyle der: “1. İnsanoğulları çoğalınca, güzel ve alımlı kızları oldu.  2.Gözcüler(cin-şeytanlar); göklerin çocukları, onları(insan kızlarını) görüp onlara karşı şehvet hissettiler. Birbirlerine dediler ki: ”Gelin insanların arasından kendimize eşler seçelim ve onlardan çocuklarımız olsun.” 9. Liderlerinin isimleri şöyleydi: Semyaza, Araklba, Rameel, Kokablel, Tamlel, Ramlel, Danel, Ezeqeel, Baraqiyal, Asael, Armarel, Batarel, Ananel, Zaqiel, Samsapeel, Satarel, Turel, Yomyael, Sariel. İki yüz gözcünün liderleri bunlardı. (Bunlar; 19 kişilik gözcü-cin-şeytan lider grubu. İblis’in yalanıyla, düşmüş melekler.) 10. Bunlara tabi olan diğer tüm gözcüler (ki bunların da sayısı 200’dür) birlikte kendilerine eşler aldılar. Her biri kendine bir eş seçti ve onlarla birleşmeye, kendilerini onlarla kirletmeye başladılar. Onlara büyüler öğrettiler. 11. Sonra kadınlar hamile kaldı ve boyları 135 metre(13.5 metre mi?) olan Devler doğurdu. 12.Sonunda insanlar, onları besleyemeyecek hale gelene kadar, bu devler insanların ürettiği her şeyi tüketti.13. Ve Devler, yemek için insanlara döndü ve onları yediler. Kuşlara, yabani hayvanlara, sürüngenlere, balıklara karşı günah işlemeye ve sonra birbirlerinin vücutlarını yemeye, hatta kanını içmeye başladılar. (Enok’un Kitabı 7. Bölüm) (parantez içi açıklamaların bize ait olduğu bilinmelidir)

 

başka bir bölümde enok un kitabı şöyle yazar; “…  8. Kadınlardan devler doğdu. 9. Sonra da tüm dünya kan ve günahla doldu. 10. Bak şimdi ölenlerin ruhları ağlıyor.  11. Ve çığlıkları cennetin kapılarına ulaşıyor.”

 

Çin kayıtlarına göre de; Mısır’daki firavunlar dönemiyle neredeyse çağdaş sayılabilecek zamanlarda (M.Ö. 2852 – 2206 arasında)? Çin’de yarı mitolojik “Beş Kral” hüküm sürmüştü. 

Çin mitolojisinde de yılan tanrıları ile insanlar arasında cinsel ilişkilerin yaşandığı vurgulanır. örneğin Çin mitolojilerinden olan “Baishe Zhuan, çinin Hangzhou şehrinde geçen romantik bir hikâyedir. İnsan formuna erişen bir yılanın bir adama aşık oluşunu anlatır.

 

yılanlar ve ejderha motifleri ile dolu çin tarihinde yaratılan ilk insan; nu kua adlı yarı insan yarı ejderha bir tanrıça tarafından yaratılmıştır.

Antik Bir çin kitabı olan i-king çok eski zamanlarda insanlarla ejderhaların beraber yaşadıklarını evlenip yeni bir ırk yarattıklarını anlatır. çok eski çin imparatorları ejderha yüzlü diye anılır. Japonlardada aynı şekilde imparator ejderha soyundan gelmektedir.

 

Çin mitolojisinin bir diğer özelliği, tanrıların bir kısmının yolda yürüyen bir insan kadınına yıldırım çarpması ya da kadının dev bir ayak izine basması gibi döllenmesiz üreme sonucu ilahi bir şekilde doğmuş olmalarıdır.

 

Yine Çin’in de kendi tradisyonunda Malpasima adı verilen bir adaya veya kıtaya ilişkin öyküsü vardır. Kaempfer,“Japonya” adlı eserinde, bu tradisyondan şöyle söz eder: Bu ada, devlerinin kötülüğünden ötürü okyanusun dibine batar ve Çin Nuh’u olan Kral Peiruun, Tanrıların uyarması sayesinde ailesiyle ‘birlikte tufandan kaçar. Çin’in bu günkü halkı işte o dindar prens ve onun neslinden gelir .

 

malta adasındaki tarihi mö.3000 den öncesine dayanan antik Ggantija tapınakları efsaneye göre; ibadet yeri olarak bir insanın çocuğu olan Sunsuna adlı kadın bir dev tarafından yaptırılmıştır. 

 

Antik dönemde maltada sunsuna ana denilen bu kadın deve tapınılmaktaydı.

 

Türk edebiyatının en eski isimlerinden Dede Korkut’a göre de, Tepegözler denen devler Kaf Dağı’nda yaşayan, son derece dayanıklı vücutlara sahip, tek gözlü yabani devlerdir. Bu devler Perilerin ve çobanların çiftleşmesi sonucu doğmaktaydı.

 

Mitoloji Sözlüğü” Tibet maddesinde mu döneminde koloni olan tibette hüküm süren güçleri anlatmaktadır. mu ve atlantiste olan aynı şeyler tibette de yaşanmıştır: 14. yüzyıldan kalma bir metin olan ‘Kralın Sözleri Kitabı’nda; çok daha eski geleneklerin varlığı dile getirilmektedir. Bölümlerden birinde ilk kralın iktidarından önce Tibet’e hakim olan şeytansı mistik yaratıklar ve devler şöyle anlatılır. Bu anlatımlarda cin-po isimli cinlerin ve sonra oraya hükümdarlık yapan bir şeytan ve devin annesinin olduğu anlatılır.   

 ” Önce siyah bir şeytan hüküm sürdü ve ülke, şeytanlar ülkesi diye tanındı. Bundan sonra Niyen-po ve Cin-po isimli cinler çıktı. Sonra bir şeytan ve bir Dev anası hüküm sürdü. Ve ülke iki kutsal öcü ülkesi diye tanındı. Buradan et yiyen kırmızı yüzlü yaratıklar ortaya çıktı. Sonra yılanlar ve güçler hüküm sürdüler ve ülkenin tamamı Tibet adını aldı.”

Yine İslam Alimlerinden Taberinin bir rivayetine göre; Anak isimli bir dev Nuh peygamberden önce vardı ve Tufan’da ölmedi. Bu kafir ve zalim olan devin annesi bir insandı. 

(et-Taberi, Tefsir, XII, 37 ; Tarih, 1/1, 264; İbn Kuteybe, Te’vilü Muhtelifi’l-Hadis, s.278-79, 286; el-Kamil, I, 72)

 

Devlerle cinlerin yani yılanların bağlantısı hemen her antik metinde görülebilir. Devlerin Gökten inen kralların insan kadınlarından çocukları olduğu gördüğünüz gibi bir çok antik metinde yazmaktadır. Mesela Yine bir örnek olarak; zerdüştlük dininde devler cinler ve yılanlarla birlikte sayılmıştır. Zerdüştte cinlere kurban kesilmesini yasaklamıştı. Daha sonra cinlerle ilgili tasnifler yapıldı. Zerdüştî efsanelerde Azhi Dahaka gibi omuzlarından iki yılan çıkan cinnî devler geçer. (bk. DAHHÂK)

 

Bu antik kaynakların yanında tüm eski efsanelerde ortak bir anlatımla devlerden ve özelliklerinden bahsetmektedir. 

Mu ve atlantiste yaşananları anlatan antik kayıtlarda; tufandan önce kral olan devlerin; tufana yakın zamanda ve tufandan sonra artık dünyanın bir çok yerinde eşkiyaya dönüştüğünü ve insanlarla savaştıkları yazmaktadır. Tarihi yazıtlara göre; insanlara zulmetmeye başlayan devlerin çoğu; bir önceki bölümde ispatladığımız nuh tufanında yok olmuş, ardından bir kısmı bulundukları kültürde kral olarak varlıklarını devam ettirmiş, bir kısmı ise başına buyruk yaşayarak insanlara zulmetmeye devam etmiş ve insanlar tarafından öldürülmüştü. İleride göreceğimiz Mu artığı ad kavmindeki devlerde Yine kuran da yazdığına göre yaratıcı tarafından helak edilerek yok edilmişti. bu nedenle tufandan önce devler kral ve tanrı iken onlara saygı ve hürmet gösterilirken tufandan sonra ise genellikle zalim yaratıklar olarak görülmüş ve devlerle savaşan insan kahramanlar şöhret kazanmıştır.

 

Bu efsanelerin ve devlerle ilgili kalıntı ve mezarların dünyanın her yerinde olmasının nedenini ise ad kavmi ile ilgili bölümde daha iyi anlayacağınız üzere devlerin tüm dünya ülkelerine yayılıp oralarda krallık yapmaya çalıştıklarından dolayıdır.  

 

Bir sonraki bölümümüzde nuh tufanindan sonra  devlerin kurmuş olduğu ve dünyayı yöneten ad ve semud yani tarihten bildiğiniz akad ve sümer imparatorluklarının günümüzü ilgilendiren bilgilerini vereceğiz. bizi izlemeye devam edin. 

KAYNAKLAR:

https://www.andywhiteanthropology.com/blog/category/search-for-the-lost-giants

 https://www.youtube.com/watch?v=w2ihTplVIzI

https://books.google.be/books?id=b-VBDgAAQBAJ&pg=PA256&lpg=PA256&dq=smithsonian+institute++of+the+founder+rockefeller&source=bl&ots=G20jhMgmiR&sig=ACfU3U0lWj0CaEQktKda-aaglODUjXr4Zg&hl=tr&sa=X&ved=2ahUKEwj42uDM5NT0AhVC2qQKHaSSB5sQ6AF6BAg1EAM#v=onepage&q&f=false

*https://www.si.edu/newsdesk/releases/smithsonian-s-cooper-hewitt-national-design-museum-awarded-600000-grant-rockefeller-foundat

*https://www.a-centauri.com/archivio/geo/Paleontologia/Benton_Introduction%20to%20Paleobiology%20and%20the%20Fossil%20Record.pdf

*https://books.google.be/books?id=FShY0Ys246oC&pg=PA28&dq=The+Smithsonian+Institute+hid+fossils+related+Cambrian+Explosion.&hl=tr&sa=X&ved=2ahUKEwiw8tPG69T0AhVnMewKHQUGBLsQ6AF6BAgFEAI#v=onepage&q&f=false

*https://books.google.be/books?id=IV9kDQAAQBAJ&pg=PA317&lpg=PA317&dq=The+Smithsonian+Institute+hid+fossils+related+to+the+Cambrian+Explosion.&source=bl&ots=NZpEP7MkhU&sig=ACfU3U0SbhFsLmwgL33aqPPadflUW6ging&hl=tr&sa=X&ved=2ahUKEwik1Mbn6NT0AhVKt6QKHZU3CkIQ6AF6BAg0EAM#v=onepage&q=The%20Smithsonian%20Institute%20hid%20fossils%20related%20to%20the%20Cambrian%20Explosion.&f=false

Chouinard, Patrick.  Lost Race of the Giants:  The Mystery of the Culture, Influence, and Their Decline Throughout the World.  Rochester, VT:  Bear and Company, 2013.   Buy the book on Amazon here:  https://amzn.to/35iExt0

Crosby, Harry.  The Cave Paintings of Baja California:  Discovering the Murals of a Great Unknown People.  El Cajon, CA:  Sunbelt Publications, 1998.  Buy the book on Amazon here:  https://amzn.to/2B1Fjwo

Sahagún, Bernardino de.  Florentine Codex:  Book 12.  Salt Lake City:  University of Utah Press, 2012.    https://amzn.to/2IDgJ9H

https://mexicounexplained.com/mexican-giants/

https://www.ancientpages.com/2017/06/12/bacabs-four-atlantean-gods-who-were-giants-and-sons-of-itzamna-maya-god-of-heaven-and-the-sun/

https://www.cs.mcgill.ca/~rwest/wikispeedia/wpcd/wp/m/Maya_mythology.htm

https://www.livescience.com/60044-ancient-egyptian-pharaoh-first-human-giant.html

SA Üniversitesi’nde dev kalça kemiği – https://www.youtube.com/watch?v=SnAgOagVO2c

SA granitinde dev ayak izi – https://www.youtube.com/watch?v=yv6i40INKWk

http://phys.org/news/2009-09-giant-stone-age-axes-african-lake.html

http://www.andywhiteanthropology.com/blog/tooth-size-bodysize-and-giants-an-analytical-issue-that-has-persisted-for-eight-decades

https://www.andywhiteanthropology.com/ancient-giants.html

 

Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top