
Alttaki yazının görsel delillerini üstteki videoda görebilirsiniz.
Antik Tablet ve Yazıtlarda Mu-Atlantis ve Nuh Tufanı
İlk başlarda efsane olarak inanılan tufanla batmış Atlantis kıtası efsanesi, birçok Avrupalı yazara da ilham kaynağı olmuştur. Hakkında bir çok kitap yazılır.
Bir çoğu Antik eserlerden ilham alarak Atlantis hakkında kitap yazmış meşhur yazarlar şunlardır;
Montaigne, Buffon ve Voltaire gibi ünlü yazarlar bile bu efsaneye inanırlar. F. Bacon’ın fizik bilimlerinin ideal devletini resmeden romanı “Yeni Atlantis”(New Atlantis); İsveçli Rudbeck’in (1679-1702) “Atland Eller Mahneim” adlı eseri; Kristof Kolomb’u yitik eski kıtaları aramaya çıkan biri olarak tasarlayan Katalan yazar Verdaguer’in, “I’Atlântida” (1877) adlı şiiri; G. Hauptmann’ın, aynı efsaneyi simgeleştirerek, bir kadın oyuncuya aşık olan bir bilim adamının psikolojisine uyguladığı romanı “Atlantis” (1912) ve P Benoit’nin, “l’Atlantide”(1919) adlı eseri bunlardan bazılarıdır.
Bunların yanında; Asya’da 13, Avrupa’da 4, Afrika’da 5, Avustralya ve Güney Denizi adalarında 9, Kuzey- Güney ve Orta Amerika’da 37 adet tufan efsanesi derlenmiş. Ayrıca Sümerler Büyük Tufan tarihi gerçeğinden yola çıkıp en ufak bir şüpheye dahi yer vermeden krallarının listesinde Mezopotamya hakimlerini; “Tufandan önceki ve tufandan sonraki krallar” diye ikiye ayırmaktadırlar. Bunların “vakayı name” denilen eserlerinde daima,“Ve sonra büyük tufan oldu ve tufandan sonra gökten tekrar krallar indi,” şeklinde açıklamalar vardır.
Denizin altında ve üstünde bu kıtalara ait bir çok tarihi kalıntının yanında bir çok yazılı tarihi eserde de mu ve atlantisin varlığından ve bu kıtalarda nelerin yaşandığından, neden battığından bahsedilmektedir.
mu ile ilgili uzun yıllar araştırma yapan James Churchward; Güney Pasifik adaları, Orta Asya, Mısır, Sibirya, Birmanya, Avustralya, Orta Amerika gibi birçok yere giderek Mu’nun varlığına ilişkin pek çok tarihi kanıt elde eder.
Gobi çölünde, Kara Kota kalıntılarında bulunan 18.000 yıllık bir mezarla, Fransa’da Glozel’de 1925’te keşfedilen ve Uygur yazısıyla benzerlikler taşıyan tarih öncesi toprak çanaklar, Albay Churchward’ın birtakım gerçeklere değindiği görüşünü desteklemektedir.
dünyanın hemen her yerinde mu kıtasıyla ilgili tarihi yazıtlar bulunmaktadır.
Birbirinden habersiz toplumların çok eski dönemlere ait tabletlerinde hep aynı batık kıtalardan bahsetmektedir. kimi tabletlerde tarihte verilmekte ve mö.200 bin ile 70 bin yılları arası mu kıtasının varlığından söz edilmektedir.
germen efsaneleri, hitit tabletleri, mısır papürisleri, ve medinet habu yazıtları atlantisin yok olmasından söz ediyor.
Şurası unutulmamalıdır ki bu tabletlerde Atlantis ve mu dan günümüz kitaplarındaki bir hikaye edebiyatıyla bahsedilmemiş. genellikle bir ağızdan veya organik bağlantısı olan kişilerin ağzından bahsedilmiştir.
Bu aşağıdaki antik tabletlerin tümünde batan mu kıtasından bahsedilmektedir;
dr william niven in 1921 bulduğu mexiko müzesindeki 2600 tablet,
yukatanda bulunan şu an british müzesinde olan eski maya kitabı troano el yazması,
madrid müzesindeki maya kitabı Cortesianus kodeksi,
Paul Schlieman tarafından Tibet’teki bir Budist tapınağında keşfedildiği ileri sürülen “Lhassa Belgesi”,
meksika uxmal tapınağındaki yazıtlar,
meksika Xochicalo Piramiti yazıtları,
peresiyanus ve dresdensis kodeksleri,
hindistan ramayana destanı,
arkeolog Sir Mark Aurel Stein 1907 de türkmenistan tung haung mağaralarında bulduğu ipek yazıtlar,
tufanla batan kıtadan bahseder.
Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda Bazen Kısmen bazen de açıkça Mu Uygarlığından söz edilmektedir.
1850 tarihinde amatör İngiliz arkeoloğu Sir Henry Layard, bozulmamış binlerce kil tableti bulmayı başardı. Bu tabletler arasında Asurî dilinde “su baskını”nın öyküsü ve “Gılgamış Destanı”nda yer alan “Tufan”ın “Babil versiyonu” ortaya çıktı. 1877’de Pennsylvania Üniversitesi nin yürüttüğü, Sümerlilerin eski Nippur kentindeki kazıda, 3700 yıllık bir tablet parçasında “Gılgamış Destanı”nda kaydedilmiş olan “Tufan”ın başka bir öyküsüne rastlandı.
Bu saydığımız yazıtların içeriğine yani mu ve atlantiste neler yaşandığına birazdan değineceğiz.
Yine hem tek tanrılı hem de çok tanrılı bütün dinlerde büyük bir tufandan ve bu tufanı uyarıp iyi insanları bir gemiyle kurtaran bir kurtarıcıdan bahsedilir.
Diğer tarihi bulgular ile konumuza devam edelim;
Bu taş harita, 1984’te Ekvador’da bir yeraltı tünel sistemindeki altın kazıları sırasında diğer 350 adet eserle birlikte bulundu. Haritayı inceleyen Profesör Kimura, en kuzeydeki Japon adasından başlayarak Tayvan’dan sonra aşağılara kadar uzanan yerde bir zamanlar dev bir kıta ada bulunduğu sonucuna varmıştır.
Bu harita gibi aynı yerde bulunan bu ışıklı piramit taşlar ve eski ön sanskritçe yazılar mu döneminden kalmıştır.
James churcvard dünyada bu yıkımı yani tufanı bariz bir şekilde resmeden iki antik tablo bulmuştur. Biri mısırda, biri de kuzey Amerika yerlilerinde. iki tablo arasında göze çarpan farklılık birisi mu yu ateş çukuruna düşerken gösterirken diğeri sulara batarken göstermektedir.
Mezopotamya’da Layard ve Wooley’nin yaptığı araştırmalarda, son derece değerli ve ilgi çekici kil tabletler ele geçmiştir. aynı Mısır’da olduğu gibi Sümer Kral Listeleri olarak adlandırılan bu tabletlerde de, listenin en üst sırasında bulunan her biri neredeyse 10.000 yıl, 15.000 yıl yaşayan ve “Tufan’dan önce” uzun süre ülkeyi yöneten, sonra yönetimi insanlara devreden, insan olmayan yöneticiler var. Babil metinleri bu olayı “Krallık gökten indiğinde” gibi bir deyişle açıklıyor. Aynı kült aşağı yukarı bütün mezapotamyada mevcuttur.
maya uygarlığı hakkında kalan en önemli belgelerden biri codex troanus, biritish museumdadır. şu ifadeler geçmektedir. mu ve moud iki kez sarsıldılar ve bir gecede yok oldular.
polonezya adası yerlilerinin binlerce yıllık dinlerinde; çok eski uygarlıkların tanrının hışmına uğrayıp battığı inancı vardır.
Yine Eski bir Havai efsanesi, “Anavatanımız… krallar, okyanusun dibinde yatıyor” demektedir.
Zuni kabilesinin efsanesinde ise şöyle denmektedir;
“ Uzun uzun zaman önce zuniler çok kötü kalpliydi ve yukarıdakilerin uyarılarına rağmen kötülüklerinden vazgeçmiyorlardı. ta ki gölge, insanları dünya yüzünden silmeye karar verene kadar. bu yüzden dünyanın 2 büyük su kaynağı açıldı tüm yağmurların bulunduğu Yukarıdaki hazne ve tüm Pınarları Dereleri besleyen aşağıdaki Hazne…”
çin kayıtlarında ve orea linda kitabında atlantisin yok oluşu ile ilgili eksen kayması da öne sürülmektedir. Günlerce güneş doğmadı. bazı dağlar battı bazı yeni dağlar yükseldi denmektedir.
Tüm bu geçmiş delilleri değerlendirip günümüzde Atlantis ve mu ile ilgili çıkarımlar yapan bazı araştırmacılardan, Amerikan senatörü ve önemli bir Atlantis araştırmacısı olan Ignatus Donnelly Atlantis”i, “Tufan Öncesi Diyar” olarak niteler ve Atlantis’in korkunç bir felaketle yok olduğunu, çok az kişinin sallarla kaçıp kurtulabildiğini ileri sürer.
Murry Hope ise, Mu ve Atlantis’in batışını şöyle özetler: “Plato’nun anlatımıyla, kuyruklu yıldızın yaklaşmasıyla hızlanan şiddetli doğal felaketler ortaya çıktı.”
gene meksika’daki teotuichan piramidinin duvarına kazınmış bir yazıya göre mu nun batışı şu şekilde idi:
“6 Kaan yılı zak ayının 2 maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı 13 şuene kadar devam etti. mu kıtası felakete kurban gitti. mu Ülkesi 2 kere kalktıktan sonra bir gece de çöktü. üstünü sular kapladı Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. felaket 64 milyon insanın ölümüne sebep oldu”
Yine antik Hint destanı Ramayana’nında yazarı olduğu düşünülen valmiki nin kayıtlarında; mu sakinlerinin güneyden kuzeye batıdan doğuya Tüm Dünya okyanusunu fethetmiş muhteşem denizciler ve çok büyük taş tapınaklar ile Saraylar inşa eden muhteşem Mimarlar oldukları ile ilgili aktarımlar var. Mu uygarlığının ölümü ile ilgili anlatımlar sadece Güney Amerika yerlilerinin eski yazıtlarında veya anıtlarında bulunmuyor. ünlü arkeolog heinrich schilmann tarafından tibet Lahasa daki antik bir budist manastırı’nda bulunan el yazmalarından birinde şöyle bir yazı bulunmuştur:
“Bugün sadece Güneş ve gökyüzünün bulunduğu o yere bal Yıldızı düştüğünde altın kapıları ve saydam tapınakları ile birlikte 7 Büyükşehir sonbahar yaprakları gibi titremeye ve sallanmaya başladı. saraylardan Alevler ve Dumanlar yükseliyordu. insan kalabalığının çığlıkları ve feryatları her yanı sarmıştı. onlar tapınaklarda ve kalelerde kendilerine sığınaklar aradılar. o sırada kutsal ve Bilge mu kalktı ve şöyle dedi; “ben bunu size haber vermemiş miydim.” değerli taşlarla süslü ışıltılı elbiseler giymiş kadınlar ve erkekler yalvarmaya başladılar. –“mu kurtar bizi” ve mu cevap verdi “hepiniz hizmetkarınız ve zenginliklerini ile birlikte yok olacaksınız küllerinizden yeni uluslar doğacak, Eğer onlar da alanın değil verenin daha üstün olduğunu unuturlarsa aynı akıbete uğrayacaklar” alevler ve Dumanlar mu nun sözlerini tamamladı tüm ülke üzerindeki sakinleriyle birlikte parçalara ayrılarak derinlikler tarafından yutuldu.”
Sancaktar Tekkılıç
FHÖ Prodüksiyon
Youtube/ Gerçeğe Çağrı
